Yazarlar
12.01.2015 - 02:30

Milyonların yürüyüşüne ‘jest’ olsun

Sitene Ekle

Gün, acıları yarıştırma veya “kaç Müslüman’a karşılık kaç gayrı Müslim öldürüldü“ diye parmak hesabı yapma günü değil.
Gün, Charlie Hebdo yayıncıları ve karikatürist-lerini ‘hedef’ gösteren, ölümüne neden olan, dolayısıyla ifade özgürlüğüne tahammül edemeyenlere karşı birlik olma günü.
Dün Paris başta olmak üzere, dünyanın pek çok kentinde milyonlar sokağa çıkarak dayanışma gösterdiÖ Place de la Republique’te (Cumhuriyet Meydanı) toplanan vatandaşlar, gazetecilerin “neden buradasınız?” sorusuna şu minvalde cevap veriyordu: “İfade özgürlüğü, Fransa’nın en önemli değerlerinden biridir. Bu değeri savunmak için buradayım.”
Paris yürüyüşüne katılan devlet yetkilileri arasında Başbakan Davutoğlu da vardı. AB ile üyelik müzakereleri süren, Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye’nin bu daveti geri çevirmesi zaten düşünülemezdi. Başbakan başdanışmanı Etyen Mahçupyan, Davutoğlu’nun katılımını “Doğal, olması gereken bir tepki. Türkiye önemli bir jest yapmış olacak” diye yorumladı.
Pardon ama böyle bir yürüyüşe jest olsun diye katılınmaz!

Net tavır almak
Jest, ‘ince bir davranışla gönül almak‘ ve ‘beklenmedik iyi davranış’ anlamına gelir. Kimin gönlü alınıyor ve ne için?
Radikal İslamcıların öldürdüğü canlar için mi? Türkiye kendiliğinden yürüyüşe katılmayı düşünemediği ancak davete mecburen-icap ettiği için mi?
Yoksa saldırının akabinde yapılan bazı açıklamaları dengelemek için mi?
Keşke Türkiye Cumhuriyeti, Paris yürüyüşüne ‘jest olsun’ diye değil, ifade özgürlüğü başta olmak üzere, tüm özgürlüklere sahip çıkmak için katıldığını samimiyetle söyleyebilse...
Politika yapmayı, ekonomik denge ve çıkar ilişkilerini hesaplamayı bir kereliğine bırakabilse... İçtenlikle, kendi vatandaşlarının da canına kast eden ve giderek büyüyen bir tehdit olan IŞİD ve El Kaide gibi radikal İslamcılara karşı, net ve kesin olarak tavrını alabilse...

Bomba ihbarları yağıyor
Başbakan ‘jest olsun’ diye Paris’e giderken, İstanbul’da Cumartesi günü altı ayrı yerde bomba ihbarı yapıldığını... Birkaç gün önce Sultanahmet’te yapılan intihar bombası saldırısının bir polisi öldürdüğünü...
Charlie Hebdo’dan sonra Türkiye’deki mizah dergileri başta olmak üzere, gazetecilere de sosyal medyada tehditler yağdığını...
IŞİD’in Türkiyeli gazetecileri, konsolosluk çalışanlarını rehin aldığını... Şengal’de, Rojava’da kadın, çocuk demeden insanları katlettiğini... Ve halen yayın yasağı uygulanan Reyhanlı (Türkiye’de yapılan en büyük terör saldırısı) ve Niğde’yi unutmayalım.
Buna karşılık Tatvan’da belediyeye ait olan bir panoya Kuachi kardeşlere güzelleme yapılabiliyor, “Allah şehadetinizi kabul etsin”
denebiliyorsa...
“Düşman kim?” diye düşünüp buna göre safları netleştirmek gerekiyor. Yarın ‘jest’lerle, siyasi manevralarla durumu kurtarmak mümkün olmayacak.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN 200 KİŞİ

* Dün İstanbul’da Paris’le eşzamanlı düzenlenen yürüyüş, Galatasaray Meydanı’ndan Fransız Kültür Merkezi’ne yapıldı.
* Yarısı gazeteci, yaklaşık 250 kişinin katıldığı yürüyüşte slogan atılmadı, havaya kaldırılan kalemlerle sessizce yüründü.
* Yürüyüş başlarken bir kişi “Amacınız ne? Dünyanın dört bir yanında Müslümanlar öldürülürken ne yapıyorsunuz?” diye bağırınca bir başkası da gruba saldırmaya kalktı. Bunun üzerine polis kişiyi uzaklaştırıp otobüse bindirdi.
* Polisin yürüyüşü engellemedi, sadece ‘güvenlik’ sebebiyle kitlenin sessiz yürümesini rica etti.
* İstiklal Caddesi’nden akan kalabalıklar, ya ne olduğunu anlamadı ya da anlasa da katılmadı. Meslek örgütleri bir araya gelip ortak bir çağrı yapabilirdi.
* İşin açıkcası, sadece halktan değil Türkiye’deki meslektaşlardan bu kadar az destek gelmesini ‘korku iklimi‘ne bağlıyorum. Yazık.

Yazarlarda Ara
Bul
"Balans ve Manevra" adlı filmin "sountrack albümü" hangisine aittir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.