Merhaba Milliyet dekorasyon okurları

Bu hafta sizlere ‘’Mimarlık ve Tasarım’’   röportaj serimizin  ilk’ini paylaşmak istiyorum. Her ay sevilen, beğenilen, başarılı mimar ve tasarımcılardan oluşan serimizin ilk konuğu Emre Evrenos..

 

-İç mimarlık eğitimi aldınız fakat neden mobilya tasarlamayı seçtiniz?

Mobilya tasarımı , üniversite 2. Sınıfta aldığım mobilya tarihi dersinde kanıma girdi. Bauhaus döneminin bence en önemli isimlerinden Marcel Breuer‘i ve onun en başyapıtlarından “Wassily Chair” i ödev olarak hazırlamıştım. O kadar etkilendim ki bakış açılarından, fikirlerin kuvvetinden ve ortaya çıkartılan eserlerden, ben de bunu yapmak istiyorum dedim kendi kendime.

Okul sonrası dönemde de  çalıştığım yerleri dolayısıyla mesleki tecrübelerimi bu doğrultuda şekillendirmeye çalıştım.

 

-İstediğinizi yapmanız kolay oldu mu?

Tabi ki hayır.Hala da yapmış sayılmam. Evet belli bir tecrübe ve birikimden sonra artık ortaya birşeyler çıkarmalıyım hissi geliyor insana.Fakat ne içinde ayakta durmaya çalıştığımız piyasa şartları ne de alışılagelmişlik buna yardım etmiyor. Özellikle içinde tasarım kelimesi geçen herşeye olan ön yargı yerini yavaştan özentiye ve sahip olunmak istenen bir şeye dönüştü. Bunun bir şekilde oluyor olması tabi ki olumlu. Firmaların da bakış açılarını buna göre revize etmeleri gerekiyor. Bugün piyasadaki büyük isimlere baktığımızda neredeyse çogunun imalatçı kökenli veya tasarımcı kökenli olup kendi imalatını kendisi yapmak zorunda kalmış isimler olduğunu görüyoruz. Bu aslında doğru bir iş modeli değil bence. Yani eğitimini aldığımız ve asıl uğraşmamız gereken işin kreatif taraflarını bir kenara bırakıp zamanımızın çoğunu ferdi çabalarla daha doğrusu taklalarla ayakta kalmaya çalışarak harcıyoruz. Yani potansiyelimizin çok ufak bir kısmını kullanabiliyoruz. Bu çok büyük bir kayıp.

-Peki firmaların bakış açısından bahsettiniz? Revize etmeleri gereken şeyler nelerdir?

Tasarımcı denen kişi kendi kendine almaz bu sıfatı.Tasarlama eylemini gerçekleştirip ortaya somut bir sonuç çıkardığı zaman o sıfatı haketmeye başlar.Ve ortaya çıkan sonuç kullanıcıya sunulduğu zamandan itibaren de endüstriel bir ürün haline dönüşür. Bu aslında işi “profesyonel” olarak yapmanın tanımıdır.Maalesef bizim de yetiştiğimiz ve halen içinde faaliyet gösterdiğimiz markette bu saydığım herşey ,her türlü ağır iş tasarımcıya yüklenmiş durumda.Bunun için eğitim almamış ve zaten aldığı çok mütevazi eğitimi uygulama fırsatı bile bulamadan bütün bunlarla boğuşarak kaybolup gidiyorlar. Firmaların egolarını bir kenara bırakıp tasarımcılarla çalışması lazım.Bunun firma için  bir katma değer  ve aslında bir sosyal sorumluluk görevi olduğunu bilmeleri gerekiyor

-Sizin de bir firmanız var.Siz düşünüyor musunuz başka tasarımcılarla çalışmayı?

Ben yukarıda saydığım sebepler yüzünden firma kurmak zorunda kalmış bir tasarımcıyım. Yani bahsettiğim zorlukların hepsini birebirde tecrübe ettim. Ortağım Nazar Şigaher ile birlikte bir proje markası olarak “Daedalus” markasını kurduk. Ve tanımladığımız marka karakterine uygun olarak ürünler tasarlayıp ,üretir hale geldik. Tekrar belirtmek isterim ki ne firma kurmak ne işletmesini, reklamını ,satış alanları bulmayı düşünmek ne de pazarlamak aslında tasarımcının işi değildir.Olmamalıdır.Şu an için hem “Daedalus” ürünlerini hem de ferdi şekilde yaptığmız  ürün tasarımlarını değerlendirmek asıl odaklandığımız nokta. Fakat herzaman yeni fikirlere ve yeni tasarımcı adaylarına kapımız açık.

-İç mimarlık ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Aktif  olarak projeler yapıyorsunuz.

Lisans eğitimim iç mimarlık.Masterımı da italya’da iç mimari üzerine yaptım.Ama mobilya tasarımı da her zaman bir parçasıydı.Dolayısıyla ikisi de birlikte gelişti ve birbirini destekledi. İç mimari projeler ilk etapta kullanıcıyı tanımayla veya tasarlanacak mekanla ilgili doğru anahtar kelimeleri bulmakla başlar. Genel algının aksine perde seçmek ve kanepeyi ,yemek masasını nereye koyacağımıza karar vermenin çok ötesinde bir durum. Genel olarak ilk önce mekanın hissiyatını tasarlamak gerekiyor. Özellikle yeni nesil genç firmalar çok çok iyi işler ,özenli projeler çıkarmaya başladılar. Aslında işin özü kendi stilini yansıtabilmekte. Belli ekoller, belli kriterlerle biryere kadar özgün olabilirsiniz.Bir noktadan sonra kendini tekrarlama  başlar ki bu aslında meslek icrasının bittiği sadece uygulamacı kimliğinin devamı demektir. Benim tercihim bu değil. Hiçbir zaman da olmadı.

-Mesleki anlamda bir hedefiniz var mı?

Elbette var. Öncelikle belli bir birikim ve uğraşın sonucu olan “daedalus “ürünlerinin güzel ve itinalı projelerde yerlerini bolca bulması.Bunun için tabi ki mimari ve içmimari ofislere azcık alışkanlıklarını kırıp ,yeniliklere açık olmak düşüyor. Sonuçta çeşitlilik her zaman iyidir.

İkinci olarak da, bahsettiğim gibi firmamız dışında ferdi olarak devam eden kariyerlerimiz var. Çeşitli firmalara ve markalara tasarım yapmak bir tasarımcının asıl olarak mesleki tanımıdır. Ve aynı zamanda onu dinamik tutmak için gereklidir. Ben de hem kendimi geliştirmek hem de tasarım anlamında içime sinen ürünleri sektördeki firmalarla paylaşmak amacındayım. Hali hazırda kendi firmamız dışında tasarım yaptığım iki ayrı firma bulunuyor. Yakın zamanda bu firmalar için tasarladığım ürünleri  hem web sitesinden hem de sosyal medyadan paylaşıyor olacağım. 

 -Meslekle ilgili gençlere vereceğiniz en büyük tavsiye nedir?

Bu gerçekten sevmeden yapılacak bir meslek değil . Gönül vermek , sabırlı ve idealist olmak gerekiyor. 3.5 yıl Kadir Has üniversitesinde ,2018 bahar döneminden itibaren  de Bahçeşehir Üniversitesi İç mimarlık bölümünde proje derslerine giriyorum.Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça insanlar tembelleşmeye daha doğrusu araştırmamaya başladı. Bu mesleği öğrenmek için önce merak etmek gerekir.Tasarımcı problemi tespit eden ,yoksa da yaratan kişidir.Ve çözümünü bulmak yine onun işidir.  Gelecekti meslekdaşlarım olarak gördüğüm öğrencilere vermeye   çalıştığım ve hep tavsiye ettiğim şey bu. Meraklı ol , araştır ve herkesin baktığı gibi bakma etrafına.

Emre EVRENOS

1999 yılında Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi ,İç mimarlık bölümünden mezun oldu.2001 yılında Milano , Scuola Politecnico di Design ‘da iç mimarlık masterını bitirdi. Çeşitli mimari ofislerde çalıştıktan sonra asıl tutkusu olan mobilya tasarımı ağırlıklı çalışamaya başladı. 2013 yılına kadar hem iç mimariyi hem de mobilya tasarımını birlikte götürdü.20013 Nisan ayında da ortağı Nazar Şigaher ile birlikte “Daedalus “ markasını kurdu. GRID koltuk tasarımı ile  2014 yılında ELLE Decoration Design Ödüllerinde en iyi dış mekan mobilyası ödülü aldı..

 

Fotoğraflar: Kaan Çaldıran