16.05.2016 19:07 | Son Güncelleme:
AA

MİT tırları iddianamesinde iki komutana müebbet hapis istemi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından Adana ve  Hatay'da MİT tırlarının yasa dışı yollarla durdurulmasına ilişkin Tuğgeneral Hamza Celepoğlu ve emekli Albay Burhanettin Cihangiroğlu hakkında yürütülen  soruşturmanın iddianamesi hazırlandı. İddianamede, tutuklu şüphelilerin "cebir  ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya  görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal  yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal  veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak" suçundan ise müebbet hapis cezasına  çarptırılması istendi. Şüphelilerin ayrıca,  "Silahlı örgüt kurmak veya  yönetmek" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla ve "Devletin güvenliği veya iç veya  dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek" suçundan da 15  yıldan 20 yıla olmak üzere toplam 30 yıldan 42 yıl 6'şar aya kadar hapisle  cezalandırılması talep edildi.

Adana ve Hatay'da MİT tırlarının yasa dışı yollarla  durdurulmasına ilişkin tamamlanan soruşturmada, tutuklu Tuğgeneral Hamza  Celepoğlu ve emekli Albay Burhanettin Cihangiroğlu'nun, "Darbeye teşebbüs etmek"  suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini  siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak" suçundan müebbet, diğer suçlardan ise 30 yıldan 42 yıl 6’şar aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep  edildi. 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu  tarafından hazırlanan iddianamede, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam  eden MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yargılamayla ilgili ayrıntılı  açıklamalar yapıldığı vurgulandı.

İddianamede, sözde "Kudüs ordusu terör örgütü" soruşturmasını yürüten  ve davalarda sanık konumuna düşen kişilerin, soruşturma kılıfı altında uydurma  gerekçe, sahte delil ve ihbarlarla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yönetici ve  mensupları ile sivil toplum kuruluşu mahiyetindeki İnsani Yardım Vakfı (İHH)  yönetici ve çalışanlarının telefonlarını dinlemek suretiyle terörle  irtibatlandırmaya çalıştıklarının tespit edildiği aktarıldı.

İddianamede, "soruşturmanın başlatılma sebebi; İHH'nın İsrail  tarafından uygulanan abluka nedeniyle Gazze'ye Mavi Marmara adında yardım gemisi  gönderme kararı alması, aynı tarihlerde Emre Taner'den boşalan MİT  Müsteşarlığı'na Hakan Fidan'ın atanması ve siyasi irade tarafından 'Milli Birlik  ve Kardeşlik Projesi' adı altında barış sürecini yürütmekle  görevlendirilmesidir." ifadeleri yer aldı.

"Sanıkların, FETÖ adına hükümeti ortadan kaldırmaya çalıştıkları  anlaşıldı"

İddianamede, 3 yıl 7 ay süren sözde "Kudüs ordusu terör örgütü"  soruşturmasını yürüten sanıkların, terörle ilgili hiçbir delil bulamayınca sahte  gizli tanık, sahte ihbar ve istihbari yazışmalar yoluyla delil ürettikleri, bu  kapsamda dosyaya bilinçli olarak PKK/KCK, El-Kaide, DHKP/C, MKP terör örgütleri  ve uyuşturucu ticareti soruşturmalarıyla ilgili evraklarını koyarak, mağdur ve  müştekileri bu örgütlerle irtibatlandırma yoluna gittikleri öne sürüldü.

Sanıkların amacının, planladıkları gözaltı işlemlerinden sonra irtibat  bulunduğu gerekçesiyle bu terör örgütü ve uyuşturucu madde ticaretine ilişkin  soruşturma dosyalarını sözde "Kudüs ordusu terör örgütü" soruşturma dosyasıyla  birleştirme olduğunun ifade edildiği iddianamede, "MİT'in İHH aracılığıyla  El-Kaide ve El-Nusra terör örgütlerini desteklediği, bu örgütlere silah  yardımında bulunduğu" kurgusu üzerinden, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör  örgütlerine yardım ettiği" algısı oluşturmak maksadıyla 1 Ocak 2014'te Hatay'ın  Kırıkhan ilçesinde, 19 Ocak 2014'te de Adana'nın Ceyhan ilçesinde MİT'e ait  yardım tırlarının aranması eylemlerinin, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet  Yapılanması (FETÖ/PDY) terör örgütü içinde yer aldığı tespit edilen sanıklar  tarafından gerçekleştirildiği, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya  veya görevini yapamaz hale getirmeye çalıştıklarının anlaşıldığı dile getirildi.

Sözde "Kudüs ordusu terör örgütü" soruşturması kapsamında başta  Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve dışişleri bakanı başdanışmanları olmak üzere,  üst düzey devlet yetkililerinin resmi ve özel telefonlarının dinlenildiği,  Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları  bakımından gizli kalması gereken nitelikteki görüşmelerinin kayıt altına  alındığı, bu görüşmelerin bir kısmının hiçbir suç unsuru içermemesine rağmen  iletişim tespit tutanağı haline getirilerek, devlet yetkililerinin sözde "Kudüs  ordusu terör örgütü" ile irtibatlandırılmaya çalışıldığının tespit edildiği  belirtilen iddianamede, "Soruşturma işlemleri sonucunda sanık Fetullah Gülen  liderliğindeki FETÖ/PDY yöneticisi ve üyesi konumundaki sanıkların, uydurma bir  soruşturma ile devlet kurumlarını ve üst düzey devlet yetkililerini terörle  irtibatlandırmaya çalıştıkları, 17 Aralık 2013 tarihi öncesinde soruşturmayı  operasyonel sürece hazırlamak için gazete haberleri, köşe yazıları ve dizi  senaryoları ile kamuoyunu istedikleri doğrultuda yönlendirmeye çalıştıkları  tespit edilmiştir." değerlendirmesi yer aldı.

"Tırların durdurulması süreci belirli bir plan dahilinde yürütüldü"

İddianamede, MİT tırlarının durdurulması eylemlerinde de, eylem öncesi  ve sonrasında örgüt güdümündeki yazar ve basın yayın kuruluşları aracılığıyla  kamuoyu oluşturma girişiminde bulunulduğu, eylemlerle ilgili her iki ihbarın da  isimsiz veya sahte isimlerle yapıldığı ve daha sonra her iki ihbarı yapan kişinin  de jandarma istihbarat görevlisi olduğunun anlaşıldığı anlatıldı.

İddianamede, "Bununla beraber 17-25 Aralık süreci olarak bilinen  girişimin ardından devlet kurumları içinde yapılanan örgüt elemanlarının tasfiye  edilmesi amacıyla özellikle emniyet teşkilatında birçok atamanın yapılması göz  önünde bulundurulduğunda, ihbara konu tırların polis ve emniyet bölgelerinden  geçmelerine rağmen ihbarın ısrarla jandarma ihbar hattına yapılması, tırların  durdurulması eylemlerinden il emniyet müdürlüklerinin bilgisinin olmaması,  jandarma birimlerinin ihbarla ilgili diğer birimlere paylaşımda bulunmaması, 19  Ocak 2014'teki eylemde Ankara'dan Ceyhan'a kadar tırlara müdahale edilmemesinin  belli bir amaca yönelik olduğu, belirli bir plan dahilinde sürecin yürütüldüğü  tespit edilmiştir." denildi.

Yapılan tespitler doğrultusunda şüphelilerden Hamza Celepoğlu'nun,  MİT'e ait devlet sırrı kapsamındaki yardım tırlarının gerek 1 Ocak 2014 tarihinde  Hatay Kırıkhan'da, gerekse 19 Ocak 2014 tarihinde Adana Ceyhan'da durdurulduğu  tarihler itibariyle Hatay ve Adana illerinden de sorumlu Adana Jandarma Bölge  Komutanı olarak görevli olduğuna dikkat çekilen iddianamede, şu değerlendirmeler  yer aldı:

"Şüpheli Celepoğlu'nun görevi ve konumu itibariyle, MİT tırlarının  durdurulması ve aranarak devlet sırrı kapsamındaki malzemelerin ifşa edilmesi  eylemine katılan Hatay ve Adana İl Jandarma Komutanlığı personellerinin amiri  olduğu, şüphelinin savunmasında beyan ettiği, 'MİT tırlarının 19 Ocak 2014  tarihinde Adana Ceyhan'da durdurulduğu, arandığı, MİT mensupları ve jandarma  kuvvetleri arasında arbedenin yaşandığı, MİT personellerinin silah kullanılarak  darp edildiği esnada evinde bulunduğu, adli görevinin bulunmaması nedeniyle  olayların kendisine bildirilmediği, olayı televizyondan öğrendiği' hususlarının  gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca şüpheli ve sanıkların  kullandıkları telefonların HTS baz verilerinin incelenmesi neticesinde şüpheli ve  sanıkların 15-21 Aralık 2013 tarihlerinde Ankara'da MİT tırlarının durdurulması  eyleminin planlanması kapsamında toplandıkları, şüpheli Celepoğlu'nun da bu  toplantıya katılmak maksadıyla 20 Aralık 2013 günü sabah saatlerinde Ankara'ya  gittiği tespit edilmiştir.

 Şüpheli her ne kadar başsavcılığımıza sunduğu tutukluluğa itiraz  dilekçelerinde, 'bir düğüne katılmak maksadıyla Ankara'ya gittiğini' belirtse de,  belirttiği düğün Ankara Merkez Orduevi'nde 21 Aralık 2013 akşam saatlerinde  gerçekleşmiştir. Ancak şüpheli, 20 Aralık 2013 günü sabah saat 7.40'da Ankara'ya  gitmiş ve 20 - 21 Aralık 2013 tarihlerinde Ankara'da baz hareketlerinden  anlaşıldığı kadarıyla yoğun şekilde görüşmelerde bulunmuştur. Dolayısıyla  şüphelinin yalnızca bu düğüne katılmak için Ankara'ya gittiği yönündeki  savunmasının gerçeği yansıtmadığı, yardım tırlarının durdurulması ve aranması  eylemlerinin organize edilmek üzere yapılan toplantıya katılmak için Ankara'ya  gittiği gerçeğini gizleme amaçlı olduğu anlaşılmıştır."

"Karaosmanoğlu yıpratıldı, Celepoğlu'nun yerine atanması sağlandı"

İddianamede, şüpheli Hamza Celepoğlu'ndan önce Adana Jandarma Bölge  Komutanlığı'nı yürüten emekli Tuğgeneral Ünal Karaosmanoğlu'nun başsavcılığa 27  Nisan 2016 tarihinde tanık olarak ifade verdiği ifade hatırlatıldı.

Karaosmanoğlu'nun ifadesinde, kendisi hakkında Adana Jandarma Bölge  Komutanlığı yaptığı dönemde, TSK aleyhinde yayın yapan ve yurt dışı kaynaklı  "Paşakeyfi" ve "Terörihanet" isimli internet sitelerinde FETÖ/PDY tarafından  yoğun şekilde yayın yapıldığını, bu şekilde yıpratılarak ve yıldırılarak Adana  Jandarma Bölge Komutanlığı'ndan farklı bir birime atanmasının sağlandığını,  sonrasında bölge komutanlığına şüpheli Hamza Celepoğlu'nun atandığını söylediği  vurgulandı.

İddianamede, şüphelilerden Burhanettin Cihangiroğlu'nun da 2014  yılında emekli olana kadar Jandarma Kriminal Başkanı olarak görev yaptığının  anlaşıldığı belirtilerek, soruşturmaya konu devlet sırrı kapsamındaki  malzemelerle ilgili 23 Ocak 2014 tarihli uzmanlık raporunun sanıklar Mustafa  Yardımcı, Baycan Görücü, Mustafa Kayıkcı, Berkant Aydın, Yemliha Kale tarafından  Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sunulmak amacıyla hazırlandığı, şüpheli  Burhanettin Cihangiroğlu'nun da uzmanlık raporunu hazırlayan bu birimin en üst  derecede sorumlu amiri olduğu kaydedildi.

Cihangiroğlu'nun, "İrtica ile mücadele eylem planı" belgesiyle  ilişkisi

Devlet sırrı kapsamındaki malzemelerin  Jandarma Kriminal Laboratuvarı  tarafından 22 Ocak 2014'te alındığı, kısa bir zaman diliminde incelenerek 23 Ocak  2014'te raporlaştırıldığı, aynı gün Adana Jandarma Komutanlığı'na gönderildiğine  dikkat çekilen iddianamede, 19 Ocak 2014'te MİT'e ait tırların Adana Ceyhan'da  durdurularak malzemelerden numune alınmasının hemen sonrasında şüpheli  Cihangiroğlu'nun Jandarma Genel Komutanlığı adına kayıtlı makam telefonundan,  saat 17.22'de kendisine bağlı olarak görev yapan ve numunelerle ilgili raporun  hazırlandığı Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvarı Komutanı Jandarma Yarbay  Mustafa Yardımcı'yı aradığı, 68 saniye görüştüğü ve eylemle ilgili talimat  verdiği öne sürüldü.

Şüpheli Cihangiroğlu'nun, örgütsel eylemden haberdar olduğu, yardım  tırlarını durduran FETÖ/PDY yönetici ve üyesi konumundaki sanıklarla örgütsel  irtibat içerisinde bulunduğu, eylemin tamamlanması aşamasını da yakından takip  ederek talimat verdiğinin tespit edildiğinin aktarıldığı iddianamede, "Kamuoyunda  'İrtica ile mücadele eylem planı' olarak bilinen ve eski Genelkurmay Başkanı  emekli Orgeneral İlker Başbuğ ve emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek'in  tutuklanmalarına gerekçe olarak gösterilen '4 sayfalık belge üzerindeki imzanın  Dursun Çiçek'e ait el ürünü ıslak imza olduğuna' dair 23 Şubat 2010 tarihli  uzmanlık raporunun, şüphelinin başkanı olduğu Jandarma Kriminal Daire tarafından  hazırlandığı, söz konusu 4 sayfalık belge ile ilgili başsavcılığımızın  2014/116784 numaralı soruşturma dosyası kapsamında 3 kişilik bilir kişi heyeti  tarafından hazırlanan 10 Mart 2016 tarihli bilir kişi raporunda ise, 'söz konusu  imzanın zayıf ihtimalle Dursun Çiçek'in eli ürünü olabileceği' sonucuna  ulaşıldığı ve soruşturmanın devam ettiği anlaşılmıştır." denildi.

Ceza ve tutuklama istemi

İddianamede, soruşturma kapsamında 29 Kasım 2015'de tutuklanmalarına  karar verilen şüpheliler Hamza Celepoğlu ve Burhanettin Cihangiroğlu'nun, "Cebir  ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya  görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan  ağırlaştırılmış müebbet, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal  yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal  veya askeri  casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan ise müebbet hapis cezasına  çarptırılması talep edildi.

 Şüphelilerin ayrıca "silahlı o?rgu?t kurmak veya yönetmek” suçundan 15  yıldan 22,5 yıla ve “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları  bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya  askeri casusluk maksadıyla temin etmek” suçundan da 15 yıldan 20 yıla olmak  üzere toplam 30 yıldan 42 yıl 6’şar aya kadar hapis cezasına çarptırılması da  istenen iddianamede, şüphelilerin istenen cezalar nedeniyle tutuklanmalarına  karar verilmesi de talep edildi.

Yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör  ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından ifadeleri alındıktan sonra mahkemeye sevk  edilen Celepoğlu ve Cihangiroğlu ile dönemin Ankara Jandarma Bölge Komutanı  Tümgeneral İbrahim Aydın, mahkeme sorgularının ardından tutuklanarak cezaevine  gönderilmişti.

Başsavcılığın, İbrahim Aydın ile ilgili soruşturmaya devam ettiği  öğrenildi.

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0