PazarRSS
26.12.2009 - 18:30

Mustafa Kemal 90 yıl önce nasıl bir Ankara buldu?

27 Aralık 1919’da Ankara şehri toptan bir siyasi karar verdi ve Mustafa Kemal’i destekledi, milli mücadelenin merkezi oldu

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »



Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinin ardından milli mücadele ekibi şehirdeki resmi binalara yerleşti

15’inci ve 16’ncı yüzyıllarda 20 bin nüfuslu bir şehirdi; Ankara bir önemli vilayetin merkeziydi. Bugünküne ilave Kırşehir, Kayseri ve Bozok dediğimiz Yozgat sancağı da eyalete bağlıydı. Roma’dan beri önemli bir askeri merkezdi. Ünlü Galatya krallığında, yani Keltlerin istilası ile kurulan bu coğrafyada da zamanla Yunanca hakim oldu. Ama gene de isimlerde, adetlerde Galat-Kelt kültürü yaşamıştır.
Timur’un ordularına dayandı
Bizans dediğimiz ortaçağ Roması, topladığı her taşı hatta eski dönemin sanat eseri parçalarını dahi Ankara Kalesi’ni inşa etmek için kullandı. Şehir devamlı istila tehdidi altındaydı. Doğrusu Selçuklu döneminde de aynı şey yapıldı. Nitekim Timur’un orduları da şehri kuşattı ama şehri şehirliler savundu. Ankara ahilerini oluşturan lonca mensupları bir kardeşlik dayanışması içinde hem şehri yönetiyorlardı hem de birbirleriyle çatıştıkları görülmezdi. Timur’un ordularına bile dayandılar.
Profesör Özer Ergenç naklediyor: “Malumdur ki şehrin kadısı, tayin edilen valinin beratını kontrol eder.” 17’nci asrın ünlü kadısı Vildanzade sancak beyi beratıyla gelen Celali eşkıyasının tayinini tanımadı ve şehre sokmadı.

Dünya ile teması vardı
İlginç şehirdi; gayrimüslimlerden hemen her cemaat vardı. Ankara Yahudileri özgün bir zümredir. Hatta şehrin narh listelerinde uzak bir bölgeye has olan zeytinyağı görülür çünkü Yahudi “koşer” yemek listelerinden kurtulup istediği yemeği tatlısı, tuzlusu, etlisi ve yağlısıyla yapabilmek için zeytinyağı çıkış yoludur. O yüzden Ankaralılar da zeytinyağlılar mutfağını iyi tanırlardı.
Şehrin Ermeni tüccarları tiftik ticaretine karışmıştı. Halk manifaktürle belini doğrultmuştu. Ankara 17’nci asır sonuna kadar kumaş ihraç merkeziydi. Romalı imparator Caracalla’nın hamamlarının kalıntılarının yanında Polonyalısından İngilizine kadar yabancı tüccar kabirlerine rastlanır. İsveç’in piskoposları bile Ankara sofundan cüppe giyerlerdi.
Bugün Çankırı Caddesi’ndeki vilayet konağının etrafında önemli bir istimlak ve arkeolojik kazı faaliyetinin yapılması gerekir. Oysa Ankara belediyesi Sümerbank’ın hemen arkasında gayr-i nizami bir biçimde yapılan eski dükkanları yıktıracağına, onların yerine bir çarşı yaptırdı.
1920’lerde var olan Taşhan’ın yerine yapılan Sümerbank’ın da ne derecede değerli tarihi bina olduğu tartışılır. Bunlar bazı mimari tarihçilerinin kuruntularıdır. Her halukarda heykelin arkasındaki binaların yıkılması (ki bunlar 1950’li yılların sonu ve 60’lara aittir) ve Ankara kalesinin bütün haşmetiyle ortaya çıkması gerekir.
1919’un aralık sonunda Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa böyle bir şehir buldu; fakirdi fakat belirli bir servet birikimi de yok değildi. Tozlu topraklıydı ve muhafazakar görünümlüydü ama dünya ile teması olan bir şehirdi. Osmanlı Bankası’nın şubesi vardı. Harp içinde tatil edilseler de yabancı okullar ve konsolosluklar mevcuttu. Asıl önemlisi, demiryolu Ankara’ya kadar uzanmıştı. Ankara halkının Konya gibi şehirlere nazaran Mustafa Kemal Paşa’ya ve teşebbüslerine desteği de açıktı. Bu yüzden Ankara milli mücadelenin merkezi oldu.
19’uncu asır boyunca evvela bugünkü vilayet, biraz sonra Taşhan, sonra bugün İnkılap Müzesi olan İttihat Terakki Kulübü gibi binalar inşa edilmişti. Milli mücadele hükümetinin buralara yerleşeceği açıktı. Nitekim güneydeki istasyon binası Keçiören Kalaba yolundaki Ziraat Mektebi gene o civardaki Sarı Kışla, vilayet konağı başta olmak üzere devlet daireleri ve bazı okullar Ankara hükümetinin yerleşim yeri oldu. 

Komutanların değil, bürokrasinin kararı
Ankara nasıl başkent oldu? Sorunun cevabı halen kolay verilemiyor, ama galiba bir husus açık: İzmir stratejik bakımdan pek olumsuz bir yerdeydi, İstanbul ve Konya’daki muhalefetten ise çekinmişlerdi. Zafer Ankara’da kazanılmıştı ve galiba bu şehrin başkent olmasına İstiklal Savaşı komutanlarından çok evvel etraftaki bürokrasi karar vermiş ve telkine başlamıştı.

Herkes bağlılık bildirdi
90 yıl evvel 27 Aralık’ta Anadolu’nun küçük ama tarihi bakımından önemli bir merkezi olağanüstü bir karar verdi. Bir şehrin halkı ilk defadır ki toptan bir siyasi karar veriyordu. Karara çok geniş zümreler ve kalabalık sayıdaki temsilcilerin katıldığı anlaşılıyor; şehrin tüccarları, uleması, tarikat şeyhleri gelen askeri heyete bağlılık bildirmiştir. Bu siyasi bakımından da önemli bir gelişmeydi.
NOT: Bu sene Milliyet gazetesinde dokuzuncu yazı yılım doluyor. İnşallah sayfa arkadaşlarımla, Deniz ve İlke ile daha nice yıllar çalışırız. Hepinize iyi yıllar diliyorum.


Kuzeyin vahşi kedisi


Bundan 300 yıl önce doğan, “Kuzeyin vahşi kedisi” lakaplı Çariçe Yelizaveta, tahta geçtikten sonra yaptığı işlerin sonuçlarını göremeden ölmüştü 


Yelizaveta bundan 300 sene evvel, 1709’un aralık ayında Rus Çarı I. Petro (Büyük)
ile I. Katerina’nın (yani; tamamen bir halk kızı olan, dünyaya Martha olarak gelen, sonradan çarla evlendiği için Katerina adıyla vaftiz edilen ve onun ardından Rusya’nın hükümdarı
olan I. Katerina) çiftin kızı olarak dünyaya geldi.
Yarım kan ağabeyi olan Aleksey Petroviç çarın daha evvelki evliliğinden dünyaya gelmişti. Aleksey tıpkı anası gibi büyük Petro’nun reformlarına ve Avrupalılaşmasına karşı çıktığından siyaset onu devlete ve çara karşı bir konuma itti. Sığındığı Avrupa’dan kandırılarak getirildi. İşkence ile ifadesi alındı. Çar bu manzarayı seyrediyormuş, herhalde oğlunu değil bir mücrimin sorgulamasını izlediğine kendini inandırmıştı. Bir Rusya-Türkiye tarihçisi olan Aleksandr Benniksen Rusya’nın büyük çarı için “Galiba Türklerin yakıştırdığı gibi deli unvanı en uygunudur” demiştir. 

Rusya’nın idaresi Ruslara
Çarın kafasını ve dünyasını kızı Yelizaveta kaptı. Kuzeni Ivan’dan ve kız kardeşi Anna’dan sonra taht ona kaldı. Çok yetenekli bir hükümdar mıydı? Tartışılır. Ama prensipleri olduğu açık; Rusya’nın idaresini Ruslara bırakmak niyetindeydi. Ostermann ve Münich gibi Almanların Rusya’ya hizmetini hiç de şükranla karşılamadı. İdareden kovdu. Rusya tarihinde iki tane Alman düşmanı hükümdar vardır: Yelizaveta Petrovna ve II. Abdülhamid’in çağdaşı III. Aleksandr. Buna karşılık Bartolomeo Rastrelli gibi İtalyan mimarlar onun gözdesiydi.
St. Petersburg’daki Smalny Enstitüsü Kiev’deki St. Andrey kilisesi, karlar ülkesindeki mavi-beyaz Rus baroku biçimleriyle Yelizaveta’nın adını yaşatır.
Çarın 12 çocuğundan biriydi ama bütün oğlan ve kız çocukları öldü. Sadece iri yarı bir kız olan kardeşi Anna ve o kaldılar. Anna, Holstein-Gottorp büyük dükası ile evlendirildi. Yelizaveta az kalsın Fransa veliahtı 15. Louis ile evlendirilecekti. Ve herhalde bu Rus kızı Fransa sarayında cehennem hayatı yaşardı. İş olmadı; Yelizaveta kocasız kaldı. Sonraları ünlü prens Razumovsky ile evlendi. Bunu sonraları Beethoven’in yakın arkadaşı Prens Razumovsky ile karıştırmayın demiyoruz, o soyun başıdır. Çok güzel sesli bir Ukrayna köylüsüydü. 

Darbe yapıp tahta çıktı
1741’de bir saray darbesiyle tahta geçti. Babasının veliahtken kurduğu Preobrajensky alayı onun adına bu darbeyi hazırlamıştı. Darbeyle gelen çariçe 20 yıllık hükümdarlığı sırasında hiçbir siyasi idam imzalamadı. Rusya halkı onu sevdi. Aslında son Romanov oydu. Zira kendisinden sonra tahta geçen Anna’nın oğlu III. Petro Holstein düküydü, Almancadan başka dil bilmezdi. Karısı da Anhalt-Zerbst prensesi ünlü II. Katarina’ydı. Romanov hanedanı Almanlarla hayatına devam etti. 

Türklerle hiç savaşmadı
Yelizaveta bir bakıma her şeyi yarım bıraktı. Bilimler Akademisi kurulmuştu ama Rusya Sanat Akademisi onun eseridir. Rusya Bilimler Akademisi’nden de bir konferans vesilesiyle Almanları kovaladı. Alman bilgin Müller Rus devletini kuranların İsveç varegleri olduğunu ileri süren konferansını verirken, astronom Popof adamın üstüne saldırdı. Çariçe’nin önündeki bu rezaleti kadın ayıplayacağına alkışladı ve zavallı Müller’i Sibirya tarihi yazmak için Sibirya’ya sürdü. Ünlü bilgin Lomonozov’un partisi savaşı kazanmıştı. Akademi Ruslaştı.
Ülkesi Avusturya veraset savaşları ve Yedi Yıl Harbi’ne girdi. Kesin sonuç alınmadan ve zaferin nimetleri Rusya’ya gelmeden çariçe öldü.  Prusya kralı Frederik ona “kuzeyin vahşi kedisi” derdi.
Çariçe Yelizaveta babasının Rusya’ya getirdiği balo kültürünü bile yeterince düzen ve zarafete sokamadı. Saray hayatı israf ve skandallarla devam etti. Rusya’ya batı musikisini soktular ama başarılı meyveler için
II. Katerina devri beklenecektir. Rusya’daki opera temsillerinin fazla çekici olmadığını Türk sefiri Şehdi Efendi’nin 1757 raporundan dinlemek mümkün: “Hanende ve sazendeler usul-ü garibe ile darb-ı evtar ve lisanlarınca velvele perdaz oldular”.
Büyük Petro’nun kızı zamanında Rusya, Avrupa ile meşguldü. Türklerin imparatorluğu ile hiç savaş yapılmadı. Bugünlerde Yelizaveta Rusya’sını değerlendirmek için Türk büyükelçilerin raporları da okunuyor. n

©Copyright 2009 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.