Birçok farklı sektörde yaşadığı maceralara, zorluklara ve hatta iflaslara rağmen, cesaretiyle City & Guilds tarafından dünyanın en iyi iki aşçılık okulu arasında gösterilen Mutfak Sanatları Akademisi’ni (MSA) kuran Mehmet Aksel, 2010 yılında Endeavor “Dünyada Yılın Girişimcisi” ödülünü aldı. 
 
İş hayatına otomobil sektöründe başladı. 4 yıl üst üste Türkiye’nin en çok otomobil satan bayii olan Aksel, bir süre sonra yiyecek-içecek sektörüne ilgi duydu ve ikisi Türkiye’nin en önemli gurmelerinden Tuğrul Şavkay ile birlikte olmak üzere üç restoranın sahipliğini yaptı. Yiyecek-içecek camiasının içinde geçirdiği yıllar boyunca, bu sektörün en önemli ihtiyacının eğitimli personel olduğu düşüncesinden hareketle, 2004 yılında Mutfak Sanatları Akademisi’ni (MSA) kurdu.
 
2011 yılında Dünya Aşçılar Birliği (WACS) tarafından “Dünyada Eğitim Kalitesi En Yüksek Aşçılık Okulu” ödülü alan, 2012 yılında İngiltere Kraliyet Akademisi tarafından “Dünyadaki En Mükemmel Mesleki Eğitim Merkezi” olarak gösterilen, 2013 ve 2014 yıllarında dünya genelinde 2 milyon mezun arasında “Mükemmeliyet Madalyası”na layık görülen 4 mezunu ve 1 eğitmeni ile MSA, global arenada dünyanın en iyi aşçılık okulları arasında gösteriliyor.
 
İş hayatının yanı sıra koleksiyon hobisi ile de tanınan Aksel, dünyada da sayılı olarak gösterilen bir yiyecek-içecek müzesi ve kütüphanesinin kurucusu.
 
Hayatının önemli ve keyifli bir kısmını profesyonel olarak spor yapmaya ayıran Aksel, 4 yaşından bu yana binicilik sporu ile iç içe. 30 yılı aşkın bir süre at binen Aksel 1986 yılı Balkan Şampiyonu ve “Yılın Sporcusu” ödülünün de sahibi.
 
“Hedefim belli benim. Elime aldığım her işi yapabileceğim en mükemmel şekilde yapmak” diyen Mutfak Sanatları Akademisi kurucusu Mehmet Aksel ile ilham veren öyküsünü konuştuk
 
Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Hayatım spor olsun, iş olsun ya da hobilerim olsun, kendimi bildim bileli “yarışmak” ile geçiyor. Karşımdakilerle yarışacağıma kendimle yarışmam gerektiğini anladığım günden beri, hayat benim için biraz daha zor ama çok daha kolay oldu diyebilirim.
 
Nasıl fark yaratırsınız?
Fark yaratmak gibi bir amacım yok, ben neysem onu yapıyorum. Farklı şeyler ortaya çıkıyorsa, ne mutlu bana ve ne mutlu bundan faydalananlara.
 
Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Yenilgi diye bir şey bilmiyorum ben. Hayatım doğumdan ölüme kadar devam eden eğlenceli bir süreç olarak hissediyorum. İnişleri ve çıkışları 70-80 yıllık bir süreç. Kazandığınız günler olduğu gibi kaybettiğiniz günler de olabiliyor. Bazen mutlu oluyorsunuz, bazen mutsuz.
 
Bence, hepsini toplu olarak değerlendirip, mutlu olduğumuz anların, olayların, işlerin ve uğraşların adetlerini arttırıp, bu şekilde dolu dolu yaşamalıyız hayatı.
 
Sizin için para nedir?
Parayı da bu süreç içindeki bir yakıt olarak görüyorum. Ya da görmek gereği düşüncesindeyim diyelim. Bazen depoyu tam doldurabiliyoruz, bazen yarım, bazen borçla doldurabiliyoruz, bazen de kırmızı ışık yanıyor. Hatta bazen de yolda kalıyoruz. Ama ne yapıyoruz?
 
Hep bir bidon daha bulup yola devam etmeye çalışıyoruz. Benzinim bitti diye arabayı yolun kenarında terkedip gitmediğimiz gibi, hayatımızın akışında da zorluklar karşısında kendimize olan inancımızı terk etmememiz gerektiğini düşünüyorum.
 
Kendinize hedef koydunuz mu?
Hedefim belli benim. Elime aldığım her işi yapabileceğim en mükemmel şekilde yapmak.
Babam, “Oğlum, eline aldığın her şeyi, aldığın halinden daha iyi bir halde devret” derdi.
 
Benzer bir şekilde ben de mümkün olduğunca her uğraşımı, iş olsun, spor olsun, insan ilişkileri olsun, hobi olsun ya da başka başlangıç noktamdan daha iyi bir hale getirebilmek için uğraşıyorum. Bu da sonuç olarak bana karşılığı finansal ise para olarak, ilişki ise gelişmiş olarak, spor ise başarı olarak, aile ise de mutluluk olarak geri dönüyor.
 
Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Dengede falan tutmuyorum, akıp gidiyor işte. İnsan eğer gerçekten isterse her şeye zaman bulabiliyor.
 
Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Karşımdakilerle yarışacağıma kendimle yarışmam gerektiğini anladığım günden beri düşüncelerim değişti, bu ‘rekabet’ konusunda da oldu. 
 
“Herkes kendi işine baksın, iyi olan kazansın” kafasındayım ben. Etrafta ne olduğu, başkalarının ne yaptığı beni hiç ilgilendirmedi. “Ben ne yapabiliyorum” hep buna odaklanıp, ele aldığım konuyu, aldığımdan daha iyi hale geçirmeye ya da yapayım dediğim şeyi becerebildiğim en iyi şekilde yapmaya çalıştım.
 
Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Ben dikkat etmiyorum, hanım benim sağlığıma dikkat ediyor. Kendi çok meraklı. Çocuklar beslenme konusunda onun, spor konusunda ise biraz benim, biraz da onun izinden gidiyor diyebilirim. 
 
Hep araştıran ve uygulayan o, bizler de takipçisi ve öğrencisi durumundayız. Ama çok mutluyuz. Bize iyi bakıyor.
 
Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?
Konular bana hep bir “SWOT analizi” şeklinde görünüyor artık. İster sonuçlarda iniş olsun ister çıkış, hep bir durum değerlendirmesi ve elde ne var, ne eksik, ne fırsat ve ne tehdit, ona bakarım ben.
 
Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?
Spor hayatımda bir sonraki yarışın gelmesini iple çekerdim, “Haftaya görürsünüz gününüzü” derdim içimden.