Hassas milletiz ya, memlekette bir “hassasiyet faşizmi” almış başını yürüyor.
İran halkını inim inim inleten Ahmedinecat’a, Sudan’da dünyanın tescil ettiği soykırımını organize eden Ömer el-Beşir’e tek laf etmeyen Türk aydını, iş Hint asıllı yazar V. S. Naipaul olunca aslan kesiliyor.
Kolay değil, hassasiyetlerimiz var. Güneydoğu’da 3000 boşaltılmış köy, binlerce faili meçhul cinayet olsa da; asıl Balkanlar’daki hassasiyetlerimiz o kadar kabarık ki, daha iki ay önce yeterince Yugoslav asıllı film yönetmeni Emir Kusturica’yı yaka paça attık memleketten.
Şimdi “Müslümanları aşağıladı” diye Nobel ödüllü yazar Naipaul’u kovalıyoruz.
Bir haftadır devam eden bu gürültü içinde (birkaç istisna dışında) adamı tanıyan, okuyan, bilen birileri olsa içim yanmayacak.
Hassasiyet faşizminde başı çeken Hilmi Yavuz’un yazılarından sanırsınız ki Naipaul, Hollanda’daki ırkçı politikacı Geert Wilders gibi sabah akşam İslam’a söven biri.
Oysa insan-sevmezliğiyle ünlü yazar, sadece Müslüman coğrafyası değil genel manada (kendinin de içinden çıktığı) üçüncü dünyaya burun kıvıran ve yeri geldiğinde alay eden biri. Kitapları rengârenk, ama yorucu. Doğu’yu ve hatta genelde insanları pek sevmiyor. Hakkında yazılan sayısız biyografiden, narsist bir kişilik olduğunu biliyoruz. Ama Picasso da, Dali de narsistti. Hayatındaki kadınları üzen, en yakın arkadaşlarıyla kavga etmiş, sevimsiz bir adam; ancak ansiklopediler sevimsiz adamlarla dolu. Evet sağcı, fakat yaşayan yazarlar arasında İngilizce dilini en güzel kullanan 50 kişiden biri.
Naipaul’un “İslam şöyle kötüdür”, “Müslümanlar şöyle fenadır” diye bir sözü yok. Karısı Pakistanlı. En büyük kabahati ise, İslam’ı sonradan kabul eden ulusların kendi geçmişlerini, geçmiş kültürlerini imha ettiklerini iddia etmesi. Doğru ya da yanlış, tartışabiliriz. Ancak bu tez İran’da bile idam sebebi sayılmaz.
Hilmi Yavuz’un yazılarında ne Naipaul’u okuduğuna dair bir işaret var ne de Hint kökenli Trinidadlı yazardan kanımızı kaynatacak İslamofobik bir alıntı. Bütün tezini Edward Said ve Suriyeli yazar Rana Kabbani’nin Naipaul eleştirilerine dayandırıyor. Muhtemelen Naipaul okumuş değil.
Linç kampanyasında başı çeken Yavuz’un en önemli tezi, Naipaul’un “kolonialist” ve “emperyalizm yanlısı” olduğu. Pardon? Bu kriterlerle sayın şair bundan sonra kaç yazar, sinemacı, siyasetçiyi yaka paça Türkiye dışına atmayı planlıyor, belli değil.
Ancak örneğin, umuyorum ki bir an önce, (20’nci yüzyılın en büyük şairlerinden olsalar da), savaşı överek betimleyen Apollinaire ya da Mussolini’ye sempatisi olduğu söylenen Ezra Pound’un kitaplarının basımını durdurmak için kolları sıvayacaktır.
Burada da durmamak lazım. Orianna Fallaci’nin “Doğmamış Çocuğa Mektuplar”ı hâlâ kadınlar arasında popüler. 11 Eylül sonrası İslam’ı çok ağır eleştirmişti. Salman Rüşdü’nün adını anmaya bile gerek yok.
Büyün bunları hayırlısıyla kütüphanemizden ayıkladıktan sonra hepimiz oturup hassasiyetlerimize saygı duyan, muhterem yazarları okur, büyük Türkiye ideali çerçevesinde temiz birer hayat yaşarız umuyorum.
Ne güzel günler bekliyor bizi.
Bul

