Referanduma bir hafta kala, “evet” ve “hayır”lar arasındaki makas kapanıyor mu?
12 Eylül gecesi, 1987’deki siyasi yasaklarla ilgili referandum sonuçlarına benzer bir tablo karşımıza çıkabilir. Yüzde 50 çıtası aşılamazsa bir erken seçim gündeme gelebilir.
Darbe anayasası 30 yıl sonra geçici 15. maddedeki “dokunulmazlıkları” da kaldıracak şekilde değiştirilmek isteniyor.
Normal olarak 12 Eylül’ün mağduru “sol” siyasetçilerin de desteğiyle anayasa paketinin rahat bir çoğunlukla geçmesi beklenirken, “İslami kökleri” nedeniyle AKP’ye duyulan güvensizlik sonucu “evet” ve “hayır” oyları giderek birbirine yaklaşıyor.
“Boykotçular”ın sonuç üzerindeki etkisi artıyor.
Bu tablo, Kürt oylarını daha da anlamlı kılıyor.
Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır mitingi, BDP’nin “boykot” kararının sandığa gidecek “evet” oyları üzerindeki önleyici, caydırıcı etkisini kırma siyaseti açısından önemliydi.
Erdoğan bu kilidi açacak bir konuşma yapmaya çalıştı.
Kürtlerin anılarındaki “Diyarbakır Cezaevi gerçeği”ni 12 Eylül’le buluşturarak geleceğe dönük mesajlar vermeye çalıştı:
“Bu anayasa değişikliğiyle iş bitmiyor. 2011’de daha geniş tabanlı bir değişikliğin temellerini atıyoruz. Burada kapıyı açıyoruz. Bu adımı atacağız. Ayrımcılık yapan anlayışları hep karşımıza aldık. Diyarbakırlının Rizeliden farkı yok. Kardeşliğimizi bozmak isteyenler var. Onlara karşı 12 Eylül bir manifestodur.”
12 Eylül Türkiye siyasetinde sert bir kırılma, idamlarıyla, işkenceleriyle, sürgünleriyle ağır bir travmadır.
Üzerinden otuz yıl geçti ve “zamanaşımı” nedeniyle cuntacılar nasıl olsa yargılanmayacak diye bu acıları unutmak kolay değil. AKP getiriyor, “onlar bu mağduriyetleri yaşamadılar” diye bu hesaplaşmayı başka bir zaman dilimine bırakmayı savunmak da kolay olmayacak. Nitekim olmuyor da!..
Musa Anter’i, Vedat Aydın’ı, Mehmet Sincar’ı JİTEM’in öldürdüğünü, devletin 1990’larda itirafçıları “tetikçi” olarak kullandığını Kürtler bilmiyor mu?
Faili meçhullerle ilgili davalar Diyarbakır’da yeni görülüyor.
Eğer bu “hesaplaşma” önemsizse Diyarbakır Cezaevi neden müze yapılmak isteniyor, paneller, konferanslar düzenleniyor?
İktidarı bu konuda yetersiz bulanlar, MHP’li bir modelde hangi çözümü üretecekler. “Öcalan’a hayır dedirtelim” diyen yargıçlarla mı işbirliğine gidecekler?!
CHP af öneriyor ama sorunu nasıl çözeceğini söylemiyor.
“Demokratik açılım”ın nasıl sabote edildiği ortada.
Kürtler gerçekten demokrasiyi bir araç olarak görüyorlarsa, silahlı çözümleri dayatmadan sandığa gitmeliler. Tercihleri ne yönde olursa olsun oylarını kullanmalıdırlar.
Yeni bir anayasa ancak seçimle oluşacak yeni parlamentoda mümkündür.
İspanya’da, İrlanda’da böyle oldu.
Askeri dönemlerde demokrasi namlunun ucundadır ama oy yine de geçerli tek yoldur!
Bul

