Sigmund Freud, Narkissos adli mitolojik kişilikten etkilenerek narsisizm terimini kullanan ilk kişidir. Narkissos, sudaki yansımasına hasret çektiği, ancak ona bir türlü dokunamadığı için oracıkta eriyip gitmiş, sonunda da bir çiçeğe, ama güzel bir çiçeğe dönüşmüştür. Bu trajedi bizlere, güzel ve sevilebilir olmanın, saplantılı ve aşırı öz-sevgi sona erdiğinde yeşerebileceğini gösteriyor.
 
Narsist insanlar hem çekici hem de zordurlar. Bu kişiler insanlara karşı güvensiz olan, bencil, onaylanmak isteyen, yaptıklarından pişman olmayan, takıntılı ve duygusallıktan uzak olan kişilerdir. Bunların yanında kibirli, başkalarına tepeden bakan, kendini her daim haklı gören, empati kuramayan, karşısındakinin özgüvenini minimuma indirebilen, uzun süreli ilişkilerde sorun yaşayan ve yaşatan kişilerdir.  Bu kişiler sizi kaygılı, bıkkın bir durumda bırakıp, sizi gözyaşlarına boğabilirler. Bu kişilerin en büyük istekleri beğenilmek, mükemmel bir imaj çizebilmek ve takdir toplamaktır.
 
Narsistlerin % 75’inden fazlası erkeklerden oluşur. Kadınlar, erkeklere göre bu sendromun daha kapalı (örtük) belirtilerini gösterirler. Örneğin, dış görünüş, gösteriş, eşlerinin veya çocuklarının konumu, kadın olarak bu süreçten kazandıkları değer gibi alanlar üzerinden kendilerini ortaya koyarlar. Kadın ve erkek narsistlerin ortak özelliği; iki grubun da dikkat çekmeye, odak noktası olmaya dair olan istekleridir. Bu istekleri onların empati kurabilme ve vicdan sahibi olma kapasitelerini minimuma indirebilir. Bu kişiler, insanlarla gerçek bir bağ kuramazlar.

Narsistlerin tüm bu güçlü duruşlarına karşın en ufak bir olumsuzluktan yaralanabildikleri bilinmelidir. Örneğin; kendilerine yapılan eleştiri, hayal kırıklığına uğramak, farklı görüşlerle karşı karşıya gelmek, başkaları tarafından yok sayılmak, fark edilmemek, kendi hatalarıyla yüzleşmeleri, yeterince saygı görememek gibi durumlarda yaralanabilirler. Bu yaralanmaya ‘narsistik yaralanma’ denir. Bu terimi bir örnekle açmak gerekirse; narsistler ‘özür dilerim’ cümlesini dahi ifade ederken (ifade edebilirlerse) aslında, ‘Ben dünya üzerindeki en kötü insanım’ demek gibi hissederler. Aynı zamanda yaşadıkları bu duygu durumu ustaca gizlerler. Gizledikleri bu duygular sonucu size karşı oldukça acımasız olabilir, sizden uzaklaşır ya da onu bir şekilde desteklemeniz ve pohpohlamanız için çabalarlar.
Narsizmin kökenlerine baktığımız zaman bu kişilerin çocukluklarında; şımartılmış çocuk, bağımlı çocuk, yalnız ya da yoksun bırakılmış çocuklar oldukları görülmektedir. Bunun yanında çeşitli kombinasyonlarda da çocukluk geçirmiş olabilecekleri düşünülmektedir.
Narsist kişiler çok nadir olarak terapiye gitmeye ikna olurlar. Bu süreçte yalnız, depresif ve kaygılı olduklarını zor da olsa kabul ederler.
 
Uzm. Klinik Psikolog Nilüfer KOCA
 
Kaynaklar: Narsistle Ateşkes- Wendy T. Behary (LCSW)