Aşık olma kapasitesi, kadın ve erkek beraberliğinin olmazsa olmaz unsurudur. Bir kadın ve bir erkek aşkı sözkonusu olduğunda, ilişki derinleşemiyorsa taraflardan birinin veya her ikisinin narsisistik özelliklerinin ön planda olduğu düşünülmelidir.
 
Mitolojide, Narkisos(narcissus) su perilerinin gözdesi genç bir adamdır. Ona çok aşık olan su perisi Eko, bir gün ona yaklaşır ve Narkisos tarafından reddedilir. Buna çok üzülen Eko, geride yalnızca yankılanan sesini bırakarak yok olur gider. Diğer su perileri Narkisos’ un cezalandırılmasını isterler ve tanrılar, Narkisos’un da karşılıksız bir aşk yaşayarak cezalandırılmasına karar verirler. Narkisos, bir gün dağdaki bir su birikintisinde kendi yansımasını görür ve buna aşık olur. Elini değdiğinde bir türlü ulaşamadığı gölgesine dalıp gider ve en sonunda suya düşerek boğulur.
 
Mitolojiden yola çıkarak psikiyatride “narsisizm” başliğı altında, çeşitli alt gruplarda da isimlendirerek bir tanı kategorisi oluşturulmuştur. Bizim konumuz ise “narsisistik aşktır”. İlişki içinde kendisini yalnız ve değersiz hisseden kişilerin, bu özelliği tanıyıp ona göre karar vermeleri, doyumlu ve mutlu bir birliktelik yaşayabilmeleri için oldukça önemlidir.
 
Narsisistik kişilik, öteki ile kurduğu ilişkide “sen” e yatırım yapamayan, libidinal(cinsel,yaşam) enerjiyi kendisinden karşısındakine akıtamayan kişilerdir. Bu kişilerin birçoğu aşık olamazlar. Rastgele cinsel ilişkilere girerler, sanki aşıkmış gibi görünürler ama aslında değildirler.
 
Başka kişiler tarafından çekici ve değerli bulunan kişilere daha çok cinsel heyecan duyar. Bu aşk gibi görünse de geçici bir hevestir. Çünkü heyecan duyduğu kişiyi ele geçirdikten sonra, “fetih” ihtiyacını doyurur. Sonrasında arzuladığı bu kişiyi hızla değersizleştirme süreci işler ve hem cinsel heyecan hem de kişisel ilgi hızla ortadan kalkar.
 
Cinsel heyecan duyar ve orgazm olur ama bir aşk nesnesine yatırım yapamaz. Cinsel eylem sırasında daha çok yatakta seyirci konumunda olabilir. Tam anlamıyla cinsel deneyime kendini kaptırması genellikle zordur. Bu nedenlerle çeşitli düzeylerde sapkın cinsel fantazileri vardır.
 
Narsisistik kişilerde, karşı cinsi idealleştirme salt cinsel bir ilgiden ibarettir. Ötekine ilgi cinsel alanla sınırlı kalmıştır. Derinlemesine bir ilişki kapasitesi gelişmemiştir.
 
Arzu duyduğu ve beraber olduğu kişinin, kendisini sahiplenip sömüreceği korkusunu çok yoğun bir biçimde yaşar. Narsisiste göre, bütün ilişkiler “sömürenlerle sömürülenler” arasında yaşanır ve “özgürlük” bundan kaçışın tek yoludur. Zaten aşkın nesnesi olan kişi de kendi ego ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik bir araçtır. Yolunun üzerinde deposuna benzin doldurduğu istasyonlardan biridir; sadece istasyon.
 
Narsisistik kişiler geçici olarak birlikte oldukları kişiyi, sonrasında “küçük görerek” değersizleştirip uzaklaşırlar. Bu aslında kendi bilinçdışındaki kadına karşı kıskançlık ve öfkenin yansıtılmasıdır. Erken dönemde anneye duyulan aşk-nefret ilişkisinin sağlıklı olarak bütünleştirilememesidir.Böylece ilişkiye girdiği kişiyi yıkıcı bir şekilde yok etme isteğinin verdiği kaygıdan; o kişiyi değersizleştirerek kaçıp kurtulmaya çalışır.
 
Bu kişilerin henüz “fethedilmemiş” kadınlarla birleşme fantazileri vardır. Hayran olunmaya muhtaçtır, bütün ilişkilerini bu ihtiyaç üzerinden kurar.
 
Karşısındakinin verdiği şeylere şükran duymaz. Kendisinden beklentiye girilmesinden de hoşlanmaz. Benmerkezci bir talepkarlık vardır.Talepler karşılanmadığında ise öfke biriktirir.
 
Sadistik, mazoşistik ve yıkıcı narsizm tipleri vardır. Aşk ilşkisinde de bunların yansımaları görülür.
 
Yani, narsisistin aşkı “ben ve ben” ilişkisidir. Kurduğu ilişkiler, sık sık sönmeye mahkum olan egosunu şişirmeye yöneliktir. Bunun karşısında “Niye bana vermiyorsun?, Niye beni görmüyorsun?” demek sadece havanda su dövmektir!
 
Gidene “yas” tutmaz çünkü hiçbir yatırımı yoktur hatta bununla da övünür. Hemen diğerine geçiş yapar ama o da “Ayna ayna söyle bana kim en güzel güzel ve güçlü bu dünyada?” sorusuna alacağı iyi cevaplar için. Ta ki ayna; “Senden başka da güzel ve güçlü var biraz ötede” diyene kadar. Sonrası mı? Bu başka bir yazının konusu olacak kadar uzun…