Dünyayı algılama tarzımıza biraz ayar yapabilsek her şey tam da istediğimiz gibi olacak. Özgürleşmenin önündeki tek engel “kendimiz”.Her şey bize bağlı. Michael Brown, Var oluş süreci kitabında özgürleşme hakkında şunu yazmış. “Deneyimleri öğretmenimiz olarak görerek analiz edebildiğimizde ve öğrenmeler sonrasında ortaya çıkan iç görüleri sindirebildiğimizde özgürleşiriz”.  Bu haftadaki yazımda bu cümle üzerine biraz kafa yormak istiyorum.   

Cümlenin ilk kısmında, her deneyimin, tıpkı okuldayken hayranlıkla dinlediğimiz ne söylerse söylesin hayrımıza olduğuna inandığımız çok sevdiğimiz öğretmenimiz olarak görmemiz gerektiğinden bahsediliyor. Önemli olan, başımıza her ne gelirse gelsin, tepki vermeden önce sakince o an neler olduğuna bakabilmek. Çünkü deneyimlere tepki verdiğimizde, kararlarımızı, o an gerçekte neler olduğuna bakarak değil de, geçmişte başımıza neler geldiği ile yarın neler olabileceğini düşünerek almış oluyoruz. Sanki bulmaca çözer gibi sakin kalarak o an neler olduğuna odaklandığımızda deneyimin ardındaki öğrenmeyi bulmak daha kolaylaşacaktır. 

İkinci kısım o anda neler olduğuna bakarak olanları analiz etmek gerektiğine dikkat çekiyor. Çoğu zaman birbirini takip eden bir sürü düşünce sayesinde gerçeklerden uzaklaşıp pireyi deve yapmaktan orada gerçekte neler olduğunu fark edemiyoruz. Bu şekilde de analiz yapmak güçleşiyor. Diyelim ki terfi beklentiniz var. O gün patronunuzun yüzünü asık gördünüz. İşle ilgili sorduğunuz bir soruyu suratınıza dahi bakmadan yanıtladı. O an terfi beklentinizi bir kenara bırakarak işten çıkarılacaklar listesinde olduğunu düşünmeye başlarsınız. Sonra geçmişte yapılan haksızlıklar aklınıza gelir. Sizinle aynı pozisyonda olan iş arkadaşınızın harcamalarını hatırlayarak maaşının size göre daha yüksek olduğu düşüncesi gelir. Eninde sonunda hakkınızın yeneceğine karar verirsiniz. Üzülmeye başlarsınız. Birden başka bir düşünce daha gelir, sizi çocukluğunuza götürür, kardeşinizin size göre daha çok sevildiğini hatırlatan anılar aklınıza gelir. Çektiğiniz acı daha da artar. Bu böyle bir iki saat devam eder. Birden o gün yetiştirilmesi gereken işler aklınıza gelir. Henüz hiçbirine başlamadığınız fark edersiniz. Hemen işlerinizi yoluna koymaya başlarsınız. Terfi alamayacağınıza dair bir sürü düşünce işinize konsantre olmanızı engeller. Bu durumda hakkınızı yiyen diğer insanlar mı yoksa gerçek olma olasılığı yüzde yüz olmayan boş düşüncelerle zamanını harcayan kendiniz mi? 

Üçüncü ve son kısımda ise öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan öngörülerin içselleştirilmesine dikkat çekiliyor. Aksiyonlarınızı, yaptığınız seçimler, seçimlerinizi de yaşadığınız deneyimler belirlerler. Deneyimlerin, duygusal, zihinsel ve ruhsal yönden etkilemesine de travma deniyor. Maalesef travmaların çoğundan bir haberiz. Haberdar olduğumuzda ise hala tepki vermeye devam ediyorsak travmalar içselleştirilmemiş oluyor.

İçselleştirmenin önündeki engel affetmeyi becerememektir. Sürekli dünde olanlar ile yarın olacaklara odaklandığımız sürece affetmek mümkün olamıyor. Affetme olamayınca da deneyimlere öğretmen olarak bakılamıyor.   

Affetmenin önündeki engel ise “sürekli bir şeylere tutunmak (düşünce, fikir, inanç vb. gibi)”tır. Bunu gerçekleştirmenin önündeki en büyük engel ise deneyimleri öğretmenimiz olarak görememek. Sonuç; Her şey iğne oyası gibi birbirine bağlıdır.

Bu yüzden yazımın başında yazdığım cümle içeriğini gerçekleştirmeye ihtiyacımız var. 

Dünyayı algılama tarzımıza biraz ayar yapabilsek her şey tam da istediğimiz gibi olacak.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU