Çocukluğumuzdan itibaren kilolu olmanın güzel bir şey olmadığını öğrendik. Güzellik kalıbı bilinçaltımıza ideal kiloya sahip olmak şeklinde yerleşti.

Çocuk doğuran kadın kilo alır. Kadın menopoz sonrası daha çok kilo alır ve bir daha da o kilolar verilmez. Bütün kadınların derdi “kilo” dur. Bir gün bir güzellik salonuna gidersiniz, sahibi “siz kilo almışsınız” der, bütün keyfiniz kaçar. İyi olmak kilo ile bağlantılıdır. Bunların hepsi inançlarımızdır, çocukluğumuzdan itibaren bilinçaltına yerleşen kodlardır.

Güne kahvaltı ile başlanır. Kahvaltı olmazsa olmazlarımızdan olmalı diye biliyoruz. Gerçekten böyle mi? Bir gün sabah kahvaltısında makarna, bir gün roka çilek, bir gün omlet isteyebilirsiniz. Vücudunuzun ne istediğini dinleyebilirseniz sadece ihtiyacı olanı yersiniz. 

Kilo konusuna değil, yemekle ilişkimize odaklanmalıyız öncelikle. Aç olduğumuzda mı yiyoruz yoksa farkında olmadan yediklerimiz mi bizi rahatsız ediyor? 

Bugüne kadar kilo verdiniz, aldınız. Einstein’ın “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar elde etmeyi beklemeyin” sözünü hatırlayın, bugüne kadar yaptıklarınızı değiştirin.

Aç olmadığımız halde sıkıntı, yalnızlık, stres, bir zorlukla karşılaşma gibi nedenlerle yemek, duygusal yeme veya psikolojik yeme olarak tanımlanmaktadır. Japonya’da yemeklerde masada gökkuşağı renklerinde yiyeceklerin olduğu, küçük tabaklarda yemeklerin yendiğini, sadece ana yemeğin biraz daha büyük tabakta servis edildiği ve yemekten %80 doyularak kalkılması kuraldır. %100 doyarak yemekten kalkılması, tabakta yemek bırakılmaması inancı bizim kodlarımız. İstersek bakış açımızı değiştirebiliriz. Japonlar tuz öfkedir derler. Tuzla kan basıncı yükseliyor ve öfke oluşuyor. Tuzu azaltmak gerek.

Stres kanda kortizol hormonunu arttırır, metabolizma hızı yavaşlar. Tatlı, tuzlu yeme ihtiyacı oluşur. Kendinize sorun: Aç mısınız? Neden yiyorsunuz? Yemek yerine ne yapsanız bunu ortadan kaldırırsınız? Örneğin bir klasik müzik veya sizi sakinleştirecek bir müzik dinleseniz, yürüyüşe çıksanız kendinizi iyi hisseder miydiniz? Deneyin… Evinizde böyle anlar için ceviz, badem, kuru erik gibi sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Diyetteyim düşüncesi de stres yaratır, unutmayın.

Yemek yerken anda olun, sadece yemek yemenin keyfini çıkarın. Aynı anda telefonla konuşmak, TV’de film izlemek sizin yemekten tat almanızı engelleyecektir.

Odak noktanızı kontrol edin. Bugünlerde “hafiflemek” mi istiyorsunuz? Kilo vermek yerine hafiflemek deyin. Kilo vermek diyecekseniz “Vücudumda bana ait olmayan, bana faydası olmayan kiloların gitmesini istiyorum” deyin. Kelimelerin gücünü unutmayın. Doğru kelimeleri söyleyip ardından “Zihinde kalıp yok canım ben bunu başaramam” derseniz söylediklerinizin gerçekleşmediğini göreceksiniz.

Her şey sizin elinizde… Karar verin, odaklanın, her sabah uyandığınızda günlük hedeflerinizi düşünürken kilo ile ilgili hedefinizi tekrarlamayı unutmayın!