DünyaRSS
05 Eylül 2010 - 00:12

Niyetiniz de bozuk, siciliniz de...

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Keşke “zihin okumak” gibi olağanüstü bir yeteneğim olsaydı...
O zaman bu gücümü son günlerde şu aşağıdakine benzer şeyler yazanlar üzerinde denemeyi doğrusu çok isterdim:
“Şimdiki anayasa değişikliği CHP tarafından yapılmış olsaydı, bugün hayır diyecek olanların hepsi mührü ‘evet’e basacaktı. Bunlar oylarını anayasa değişikliği paketi için kullanmıyorlar. Oylarını AKP’nin gizli niyetlerine karşı veriyorlar.”
Allah kuru iftiradan saklasın...
12 Eylül günü mührü “hayır”a basacağını haftalar öncesinden açıklamış biri olarak temin ederim ki, AKP’ninki gibi netameli bir anayasa değişikliğini, yine AKP gibi tek yanlı ve dayatmacı yöntemlerle, hiçbir uzlaşma arayışına girmeksizin, bu kez CHP getirip “yerseniz” diye önümüze koysaydı, yine gider mührü “hayır”a basardım.
Ama hayır, CHP’nin yöntem ve içerik itibarı ile AKP’ninki gibi bir anayasa değişikliğini savunmadığı zaten biliniyor. Merak eden, Devrim Sevimay’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı söyleşiyi okuyabilir (3 Eylül tarihli Milliyet).
“Hayır” oyunu AKP’nin “gizli niyetleri”ne dair şüpheleri paylaştığım için verecek değilim. Değişiklik paketinin arkasındaki niyete değil, paketteki yargı dizaynına “hayır” diyorum.
Paket, yargının yürütme karşısındaki bağımsızlığını güçlendireceği yerde ortadan kaldırıyor; yürütme üzerindeki yargı denetimini olanaksız kılıyor.
Bunu nasıl yapıyor?
Halkın doğrudan seçeceği, dolayısıyla siyasi vasıf kazanacak olan cumhurbaşkanına, yani yürütmeye, Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin belirlenmesinde 12 Eylül Anayasası’nı hazırlayanları utandıracak kadar çok güç vererek...
Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısını 11’den 17’ye yani 1,5 katına çıkarırken, siyasi iktidarın kesin kontrolündeki, 12 Eylül darbesinin ürünü YÖK’ün mahkemeye gönderdiği üye sayısını üç kat (1’den 3’e) artırarak...
Parlamentodaki iktidar partisine mahkemenin üç üyesini belirleme imkânını tanıyarak...
12 Eylül Anayasası’ndaki gibi, Adalet Bakanı’nı ve müsteşarını Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) başında tutarak... Cumhurbaşkanına 22 üyeli kurulun dört üyesini doğrudan seçme hakkını vererek...
Bir iktidarın eğer otoriterleşmek, gücünü hukukun ötesinde egemen kılmak, demokrasiyi ve siyasi azınlığın haklarını çiğnemek gibi bir niyeti varsa, böylesi bir iktidara kötü niyetini gerçekleştirmek için olağanüstü imkânlar sunan bir çerçeve duruyor karşımızda...
İyi de, kendimizi neden hukukun güvencesi altında yaşamak yerine bir siyasi iktidarın insafına terk edelim?
Bu statüko Türkiye’ye zaten dar geliyor. Tamam, bu dar giysiden kurtulmak istiyoruz; ama bu giysiyi üzerimizden atacağız diye bunun yerine bize uzatılan, görüşümüz ve ölçümüz alınmadan dikilmiş, bizi içindeyken daha da sıkacak başka bir giysiye “evet” mi demek zorundayız? Meselemiz budur.
Allahtan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fikri neyse zikri de o... Zihin okumaya ihtiyaç yok çünkü niyet meydanda. Tabii görmesini bilen için, vicdanını “AKP yanaşmalığı”yla değiş tokuş edenler için değil.
Görünüşte TÜSİAD’ı ama aslında tüm toplumu hedef alan “Bitaraf olan, bertaraf olur” tehdidi, bozuk niyetin ifadesi değilse ne? İş hayatında korporatizmi hâkim kılma özleminin, zihinden taşmış halinden başka bir şey değilse ne?
“Dedelerden talimat alma dönemi bitti” demek, Alevi karşıtlığının, bölücülüğün ifadesi değilse ne?
Ya siyasi sicil? Mesela en son şu YAŞ krizinde, emekli ve muvazzaf 102 asker hakkında önce yakalama kararı alıp sonra kaldıran yargının adımları ile hükümetinkiler arasındaki müthiş senkronu nasıl yorumlamalı?
Rektör atamalarında şaşmaz siyasi/ideolojik kriterler izlenerek taban eğilimlerinin yok sayılması, bu iktidarın gücü eline geçirdiğinde açığa çıkan totalitarizminin çarpıcı örneği değil midir?
Örnekler çoğaltılabilir.
Önceki gün Başbakan Erdoğan Diyarbakır’da anayasa değişikliğini kastederek, “Kapıyı açıyoruz, kapıyı” dedi. Seçimlerden sonra, “geniş tabanlı yeni bir anayasa”nın kapısını açıyorlarmış.
“Geniş taban”dan kastettiği herhalde katılımcı, toplumsal mutabakat zemininde hazırlanacak bir anayasa değildi. Çünkü böyle bir anayasanın kapısı, eleştirdiğimiz bu yöntem ve içerikle açılmaz. Bununla açılan kapı, otoriter rejimin kapısıdır.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Hangisi yurdumuzu işgal eden devletlerden biri değildir?
Markapon
©Copyright 2010