‘En Mahrem Hikayeme Hazırlık: DOĞUM’ kitabımda da anlattığım gibi Mir Kaya’ya hamileliğim sırasında, sürekli normal doğumu kolaylaştırmak için ‘o gün’e hazırlık yaptım. Okudum-araştırdım, daha önceki doğumları dinledim, annemden kendi doğumumu en ince ayrıntısına kadar anlatmasını istedim. Doktorum izin verdiği sürece (üçüncü aydan sonra) yüzdüm, yürüdüm, spor yaptım. Esas hazırlığı da bilincimi hazırlayarak yaptım, doğum meditasyonları, doğum hakkındaki olumsuz bilincimin temizlenmesi...

Çok şükür ki; Mir Kaya müdahalesiz (kastım: vakum, forseps kullanmadan), normal doğumla, sağlıklı olarak dünyaya geldi. Fakat, doğum günü geldiğinde dokuz aydır beni takip eden doktorum tatildeydi. Yeni ve tanımadığım bir yüz karşımda duruyordu. (Belki de olması gereken buydu. Ama insan o sırada öyle düşünemiyor tabii. İlk doğum... Ne kadar ‘‘endişelerimi yendim’’ desem de bir bilinmezlik önümde duyuyor...) Bir de üstüne üstlük Mir Kaya, iki metrelik babasına çekmek istemiş ve 1.60’lık bir anne için fazla uzun bir bebekti karnımda... Tüm bunlar birleşince biraz uzun süren bir süreç yaşamıştım.

Atlas’a hamileliğimde de zaman zaman endişeler, bazen ‘yendim’ dediğim korkular su yüzüne çıkıyordu. Kesinlikle tekrardan normal doğum yapmak istiyordum ama bazı soru işaretlerinden de kendimi alamadığım oluyordu. Yine öyle bir günümde nefes eğitmenime bu durumu anlattım. Ve kendisinden hayatım boyunca unutmayacağım bir hikaye dinledim...

"Benim için inanılmaz bir tecrübe yaşadım. Heyecanla şelalenin bir ucundan, diğer ucuna geçmek için bekliyordum. Daha önce yüzen kişilerden ne yapmam gerektiğini dinlemiş, başıma gelebileceklerin hayalini kurmuştum. Fakat başkasının anlattıklarıyla, tecrübe etmek aynı şey değilmiş. Suya atladığım an nefesim kesildi. Tıpkı söyledikleri gibi su buz gibiydi. Ama bu kadar çivi olabileceğini, su vücuduma değmeden hayal edemezdim. İnsan kendi kendine ‘ne kadar soğuk olabilir ki?’ diyor. İlk atladığım andan itibaren, denizdeymişim gibi kulaç atmaya başladım. Ama sonra fark ettim ki; atladığım yer ve varmak istediğim noktayla, sürüklendiğim yer bambaşka. Ve öyle normal-sakin-denizdeymiş gibi kulaçlarla geçilecek gibi değil. Hızlı hızlı yüzmeye başladım. Durmaksızın, sert kulaçlar atıyordum. Çok zorlandım, çok yoruldum. Karşıya vardığımda bitkin haldeydim. Nefes nefese... Bir süre sonra geri dönmem gerekiyordu tabii. Fakat, yüzerek geri dönmeyi hiç istememiştim. Tekrar o buz gibi akıntının içine kendimi bırakmak delilik gibi gelmişti. Sonuçta, zorluğunu-yoruculuğunu-çabamı biliyor ve bunu tekrar göze alamıyordum. Başka şıkları düşündüm. Yüzmeden nasıl, nereden geri dönebilirim diye... Hiçbir yolu yoktu. Sonunda mecburen yine suya daldım. İlk atladığımda, 'ne kadar zor olabilir ki!' diyerek kendimi kolaylıkla suya bırakmış, fakat geri dönmek için suya atlamam bayağı zor olmuştu. Ama biliyor musun, bu sefer ilkinden çok daha kolaydı. Daha az yoruldum. Daha az sürüklendim. Daha az üşüdüm. Vücudum da, beynim de ne yapmam gerektiğini öğrenmişti. Senin de bildiğin bir zorluktan zaman zaman kaçmak istemen ve başka alternatifler düşünmen veya bazen yılmak istemen kadar doğal bir şey olamaz. Ama inan ki; bu sefer çok daha kolay bir doğum olacak. Vücudun ikinciye hazır, hafızan yardım edecek ve kolaylıkla Atlas aramıza katılacak."

Bunu dinlediğimde içimi bir huzur kaplamıştı, rahatlamıştım adeta. Tıpkı dediği gibi bir bilinmezlik değil, yaşanmış bir tecrübeyi yenileyecektim. Artık biliyordum... Dinlediğim birbirinden bambaşka (çünkü her doğum kendine hastır) doğum hikayeleri yerine, kendi gerçekliğimi yaşamıştım. Ve Atlas’ın doğumu tam da Onur’un dediği gibi oldu. Hızlı, kolay ve sağlıklı.

Doğum öncesi, ‘‘Allah kurtarsın.’’ diyenlere, ‘‘Hamilelik sağlık göstergesidir. Kurtulacak bir durum yok, ben gayet iyi ve mutluyum. Ama benim için bir temennide bulunmak istiyorsanız, ‘bir avazda, sağlıkla, hızlıca, kolaylıkla’ diyebilirsiniz.’’ diye cevap vermiştim. Dualar işe yaradı ve ben, dalgalanmaları (Ina May’in Doğuma Hazırlık Rehberi kitabıyla hayatıma yeni bir kelime girmişti; sancı yerine dalgalanma - 'Doğum sancısı değil; dalgalanma' yazımda daha ayrıntılı anlatıyorum) minimumda ve çok kısa hissettim. O dalgalanmalar beni oğluma hızlıca kavuşturdu. En önemlisi de sağlıkla onu kucağıma alıp, ‘‘Hoş geldin. İyi ki geldin. Hepimiz sevgiyle, seni bekliyorduk.’’ diyerek, onu hemen orada emzirebildim. Ama bu doğumu, gerçekten korkusuzca beklediysem, bunun da sebebi içime (buz mudur, ılık mı bilmem ama) su serpen ‘şelale hikayesi’dir.

Doğumun bilincimizde yaşadıklarımızla, bilinç altımızda kalanlarla ve hamilelik sırasındaki düşüncelerimizle çok doğru orantılı olduğuna inanıyorum. Bir çok kişiden ikinci doğumun, ilkine oranla daha kolay olduğunu dinlemiştim. Bu bilincin de ikinciyi, ilkine oranla kolaylaştırdığına inanıyorum. Sadece tek tük ikincilerin, ilkine göre daha zor olduğunu duymuş ve biraz tedirgin olmuştum ama şimdi biliyorum ki; ‘zor doğum’ da hamilenin kendini hazırladığı durumla, o dönem yaşadığı gerginliklerle doğru orantılıdır. Ve biliyorum ki; o korktuğumuz ağrı-sancı (bence dalgalanma) bizi her saniye bebeğimize daha çok yaklaştıran, yardımcı hisler-kasılmalardır. En etkili yanlışımız da, çocukluğumuzdan beri ‘doğumun en zor şey olduğu’ cümleleriyle büyümemizdir.

Tüm hamilelere benden bir dua: Bir avazda, vakti-zamanında (ki bebeğiniz doğru zamanı kendi bilir), akıl-beden-ruh sağlığı yerinde bebişlere kavuşmanız dileğiyle.
 

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/