Uzmanlar tarafından özellikle normal doğumun tercih edilmesi konusuna ağırlık verilse de riskli durumlarda normal doğum; hem annede, hem bebekte, hem de aile üzerinde yarattığı üzücü sonuçlara yol açabiliyor. Uzmanların, normal veya sezaryen doğum tercihinde bulunurken anlık kararlar alması, geri dönüşü imkânsız sonuçlara yol açabiliyor.

Sağlık Bakanlığının 2015 yılı verilerine göre, ülkemizde %45 oranında normal doğum yöntemi, %55 oranında sezaryen doğum yönteminin tercih edildiği belirtiliyor. Tıbbi açıdan bir sakıncası yoksa en ideal ve doğal doğum yönteminin, normal doğum olduğunu belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Rana Karayalçın, “Genel prensip olarak normal doğumun başlaması ve seyir sürecinde bebek açısından bir sorun ortaya çıkmaması durumunda vajinal doğumu tercih ediyoruz. Rahat gerçekleşen bir normal doğum, anne ve yeni doğan bebek açısından birçok avantaj sağlıyor. Ancak, sezaryen yönteminin normal doğum sürecinde anne ve bebek için risk oluşturabileceği durumlarda kesinlikle tercih edilmesi gerektiğini” ifade eden Karayalçın, “Zira o takdirde sezaryen, anne ve bebeğin hayatta kalmasını sağlıyor” diyerek konunun altını önemle çiziyor.

Normal doğum sırasında yaşadığı kaybı kendi anlatımıyla aktaran, THY A.O.’ ya uzun yıllar emek vermiş, naif ve zarif insan Semra Aydemir Gökdere’nin yaşadığı travma ve kaybı kendisinden dinledim. Semra Hanım’ın bu acı deneyimini aktarırken ki en önemli dileği; ille de normal doğum diye ısrarda bulunan bazı çevreleri ve uzmanları bundan sonraki doğumlarda daha hassas, dikkatli ve ilgili biçimde müdahalede bulunacak kararlar almaları oldu.

Bebeğim Orçun, yaşasaydı bugün 41 yaşına basacak, doğum gününü kutlayacaktık. O, şimdi melek...

20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle hükümet bir dizi önlem almıştı. İstanbul'da gece karartma uygulanacağı, tüm vatandaşların karartmayı dikkatle uygulaması, aksi halde ülke güvenliğini tehlikeye sokacağı için ceza verileceği yönünde yazılı ve görsel basında duyurular yayımlanmıştı. Gece, bekçiler sokak sokak gezerek evleri kontrol ediyorlar, ışık sızan evleri uyarıyorlardı...

O sırada, ikinci bebeğime 8,5 aylık hamileydim, THY Gümüşsuyu Rezervasyon Müdürlüğünde bir hafta sabah 07.00-14.00, ertesi hafta 14.00-21.00 vardiyasıyla çalışıyor, iki haftada bir pazar günü, bir de çalıştığımız pazarın karşılığı boş günümüz oluyordu. Harekâttan bir gün önce rutin kontrolde, görülen lüzum üzerine doğum iznine ayrılmıştım, doktor hastaneye yatmam gerektiğini söyleyince, "oğlum küçük, lütfen eve gideyim, çok dikkat edeceğim ve hemen yatacağım" demiş eve dönme izni almıştım. Eşim, o tarihte Yeşilköy Havalimanı DHMİ'de Hava Trafik Kontrolörüydü, ekipler, bir gün 08.00-20.00, ertesi gün 20.00-08.00, üçüncü gün boş, vardiya sistemiyle çalışıyordu. Minik oğlumuz Oytun, iki yaşında dünya şekeri, çok güzel bir bebekti, babası, anneannesi ve ben dönüşümlü olarak ona bakıyorduk. Kendisine bir şey ikram edildiğinde avucunda sıkı sıkı tutup kardeşi için bana getiren, şefkatli, iyi huylu, terbiyeli, bambaşka bir çocuktu, herkesin sevgilisiydi.

20 Temmuz günü saat 17.00'de kapıya gelen polis memuru, eşime izninin iptal olduğu ve hemen görev yerine gitmesi gerektiği yönündeki emri tebliğ etmiş, imza almış, eşim de acele hazırlanıp işe gitmişti. Üç günün ardından uykusuz ve yorgun bir halde, nöbeti diğer ekibe devredip gece saat ona doğru kapıdan içeri girer girmez duşa koşmuştu. Perdelerimiz babamın yardımıyla kalın örtülerle kaplanmış, ampuller değiştirilmiş, dışarıdan kontrolü yapılmıştı; loş ışıkta hazırlanan yemeğin yanında iki duble rakısını içip rahatlayan eşim, uykudaki Oytun'la özlem giderip üç günün özetini anlattıktan sonra yattık. Kaç saat geçmişti bilmiyorum, Oytun'un sesiyle uyanıp odasına koşan eşim, onu alıp geldi, aramıza yatırdı ama ya karnıma çarparsa diye beni uyku tutmadı, bir süre sonra gelen uyarıyla apar topar hazırlandık, Oytun'u büyükbabasına bırakıp annemi aldık ve hastaneye gittik...

24 Temmuz'da girdiğim hastanede, "bebeğin daha zamanı var, kaç gün anne karnında kalırsa gelişimi açısından daha iyi olur" dendi ve eşim iyi beslenebilmem için her gün kutular içinde Konyalı'dan hastaneye yemek taşıdı. Büyükbabamın en yakın arkadaşı, Numune Hastanesi eski Başhekimi Dr. K.L.’ın oğlu değerli jinekolog Opr. Dr. K.L. gözetiminde annemle birlikte tam dokuz gün yattıktan sonra doktorum, sezaryen için sabah aç kalmamı, kan alınıp sezaryen yapılacağını söyledi. Dr. K.L , kuzenim Prof. Dr. Fikri Alican'ın beni emanet ettiği en yakın arkadaşıydı, kendimi güvende hissediyordum kısaca. Sabah, Oytun'un sezaryenini yaptıran Doktor Ayhan Beyin, benim hastanede olduğumu duyup "merhaba, bir şeye ihtiyacınız olursa buradayım" demek için nezaketen uğradığı sırada, kan almak üzere odada bulunan hemşire K. Bey’e "Dr. Ayhan sizin hastanızın yanındaydı" müjdesini vermiş. Buraya kadar her şey normal, film bundan sonra başlıyor; aile dostumuz, koskoca hekim ki oğlumun doğumunda beni arkadaşı nöbetçi Doktor Ayhan beye yakından ilgilenmesi ricasıyla kendi teslim etmişti; böyle küçücük bir dost selamını, nezaketini büyütüp operasyondan vazgeçmişti. Annem K. Beyin odasına gittiğinde durumu öğrenince şoke olmuştuk. Demek ki insan ne denli kocaman doktor olsa da çocuk kalabiliyormuş diye düşündüm ama ne yazık ki bu çocukça davranışın bana çok pahalıya mal olacağını öngörememiştim.

Gece 24.00'te kontrole indiğimde, ertesi sabaha kadar rahatsız, sert doğum masasında kaldım. Sabah 08.00'de son kontrolü yapan Doktor Mithat Bey: "Aman bana iş çıkartmayın, nöbet bitmek üzere, şimdi sezaryen yapmayayım" derken, yıkadığı yüzünü havluyla kurulayıp bir yandan da burada kalın, Dr. K. nöbeti devralacak, o baksın diye geveledi, gitti. Ben de hemen yukarı koşup "anne telefon edin, durum kritik, Necati gelip çıkartsın beni" derken iki hasta bakıcı, aynı korku filmlerindeki gibi Dr. K. sizi bekliyor diye kollarıma girip mevcutlu olarak doğumhaneye götürdüler. Bebek tersmiş, ayaklarıyla geliyormuş. Acemice yaptırdığı doğum sırasında bebeğimle saatlerce can çekiştik, bana oksijen verdiler, dudaklarım, tırnaklarım morarmış, kalp atışlarımda aritmi varmış, saat 16.00'da bebeğim doğdu, yine eski aile dostu doktorumuz sevgili çocuk doktoru Asuman Eğribozlu hastaneye gelmiş, doğumu bekliyor, acil bir müdahale için hazırlık yapıyordu. Ama oksijen tüpü çalışmadı, bebek ufak bir ağlama sesinden sonra sustu. "Kaybettik dediler", bitti... 04 Ağustos saat 16.00, 3.200 kg. erkek bebek doğduktan 5 dakika sonra öldü. Hepsi bu!

Bebeğimiz erkek olursa adı Orçun olsun diye kararlaştırmıştık. Bebeğimizin büyükbabasının kabrine defnedilmesi için epey zorlanarak açılan kabirde eşim ikinci bir şoku yaşamıştı. 10 yaşında kaybettiği babasının, hiç bozulmadan, çocukluğunda hatırladığı yüzüyle canlı gibi yattığını görünce çok sarsılmıştı. Bebeğimizi, hayattayken hiç bir torununu göremeyen büyükbabasının kucağına koymuşlardı. Sizlere saçma gelebilir ama duyduğumuz büyük acı bir ölçüde hafiflemiş, bebeğimiz büyükbabasının kucağında güvende diye düşünüp teselli bulmuştuk.

İstanbul gibi bir mega kentin en büyük ve ünlü hastanesinde bu tür ters doğumlarda bir çok çocuğu sakat bırakmakla ün yapmış doktorun kurbanı olmuştu bebeğimiz. Ünlü jinekologun komplekse kapılmasıyla operasyondan vazgeçmesi sonucu ölmüştü bebeğim. Yaptığı görevin önemini kavrayamamış, üşengeç bir doktorun kurbanı olmuştu bebeğim. Hastanenin çalıştırılamayan oksijen tüpü almıştı minik, masum oğlumu. Dr. K. Bey’e "bebeğimi görmek istiyorum" dediğimde, acımasızca "o bir et parçası, görüp de ne yapacaksın?" sözü kanımı dondurmuştu, böyle biri nasıl bu kutsal mesleği seçmişti, bu ne gaddarlıktı? Bebeğimi göğsümün üstüne koymalarını istedim, sıcacık minik bir serçe gibiydi, zorlu bir savaş vermiş, yenilmişti. Başını koklayarak öptüm, "minik bebeğim ne çok canını yaktılar senin" derken gözyaşlarım sel gibi akıyordu, küçücük bacakları hoyratça, haince çekiştirmekten mosmordu, yüzünde acının izleri vardı, sanki "alın dünyanız sizin olsun, ben gelmekten vazgeçtim" der gibiydi. Kocaman iri bir bebekti, 9. ayına girmişti ama kaç kişinin kurbanı olmuştu yavrum? Kucağı boş eve dönen bir annenin acısını tasvirde kelimeler yetersiz kalır. Benimle birlikte iki yaşındaki küçük bebeğim Oytun da çok acı çekti, yüzümü minik ellerinin arasına alıp başını başıma dayadı "ağlama Minna" derken onun bir anda büyüdüğünü gördüm, acı içindeydi, "beni kucağına aldığın için mi Orçun öldü?" diye sorgulaması beni perişan etti. Nedense benim iki çocuğum da hiç çocuk olmadılar, hep büyük insan gibi olgun ve anlayışlıydılar. Keşke çocuk gibi çocuk olsalardı!...

Belçika Kongosu Zaire'de aynı anda üç büyük hastanenin 20 yıldır başhekimi olan Jin. Opr. Dr. eniştemiz ve Belçika'da kendi ihtisas alanının dışında da isabetli teşhisleriyle ün kazanmış, önemsenen Jin. Opr. Dr. sevgili ablamız, başından beri takip ettikleri doğumun hatalı olduğunu söylediler ama hekimler birbirini tutacağından dava açmanın bizim için daha üzücü, zorlu bir süreci başlatacağını söylediler; her ikisi de mesleklerinde çok başarılıydılar, iyi uzmandılar, deneyimliydiler, onları dinledik. Zaire'ye dönerken beni en yakın sınıf arkadaşı, Jin. Opr. Prof. Dr. Samim Mostar'a emanet ettiler; kontrole gittiğimde, babacan, sevimli, cana yakın Mostar, "Cemil anlattı, küfredilecek bir doğum, çok üzüldüm" demişti. İki yıl geçirdiğim ruhi sarsıntının, yakıcı acının ilacının yeni bir bebek olduğunu söyleyen sevgili Cemil eniştenin önerisiyle minik şifacım, ilacım biricik kızımı kucağıma aldığımda öğütlerinin haklılığını anladım. Küçük peri annesinin, babasının, ağabeyinin acısını tedavi etti, bizi iyileştirdi.

Umarım hiç kimse, böyle bir acılar yaşamaz. Bu anıyı paylaşmamın nedeni, doğumlar hakkında ahkâm kesen cehaletin, ne denli tehlikeli olduğuna bir ölçüde ışık tutmak içindir...