Pazar

22.10.2017 - 02:30

Nostalji güzeldir!

Sitene Ekle
Kafeye oturdum, bilgisayarımı açtım, kahvemi aldım, internette oradan oraya sürtüyorum. Bir garip his, tatlı bir sıcaklık ayaklarımdan yukarı doğru çıkmaya başladı. Kafamı kaldırdım, ufukta bir yere bakar gibi duvara sabitlenen gözlerimi hafifçe kıstım ve acaba ne oluyor bana diye düşünmeye başladım. Meğer “Protection” çalıyormuş. Massive Attack’in 1994 klasiği. Tracy Thorn’un kadife vokali. Sanki bütün karanlık ve ıslak şehirlerin pisliğini filtre edermiş gibi “You can’t change the way she feels / But you could put your arms around her” (Duygularını değiştiremezsin ama yine de ona sarılabilirsin) diyor usul usul... İnternette önümde akan kalpsiz, merhametsiz olduğu kadar tatsız tuzsuz ve heyecansız olan gündem bile etkisizleşti. Silikleşti. Bütün çok mühim “vıdı vıdılar” ufukta kaybolan dev bir gemiye dönüştü. Sadece havada asılı, inceden bir duman görünüyor. Ben gülümseyerek gökyüzüne bakıyorum.

İşte o an “Müzikte nostaljiye maruz kalmanın günlük hayattaki faydaları” başlıklı bir şeyler yazmaya karar verdim. Bu notu aldım ve habire test çözen zavallı ergenlerin yanından geçerek dışarı çıktım. Her zaman uğradığım bir başka kafeye girdim. Her zaman aldığım gibi bir kahve aldım. Gözden uzak bir yere oturup bilgisayarı açtım. İlk yudumu almadan ensemden başka bir sıcaklığın tatlı tatlı kendini hissettirmesiyle yeniden müziğe kulak kesildim. İnanmazsınız ama Mo’ Horizons çalıyor. Evet. Mo Horizons... En son 2000’lerin başında görülen ve yok olan bu iki Hannoverli bossanova, caz, down beat, funk hastasının güneye inme hayalleriyle giriştiği müzikal projeden “Yes Baby Yes”... “Come Touch The Sun” albümü 1999’da yayınlanmıştı. Bu albümden “Foto Viva” ne çok dönerdi ama Oxigen’de. Buyrun bir nostalji daha. Oxigen 96.0. Bir ara şöyle dalga geçerdik, “Oxigen’i aç, ‘Foto Viva’ çalmıyorsa ‘Good Life’ın (Inner City) Kaori remix’i çalıyordur.” Eşsiz Mehmet Garan setleri ve arşivini özlememek mümkün mü? Oxigen, Türkiye’nin tek caz, soul, downbeat house çalan radyosuydu. Sonra 2009’da FG’ye satıldı, şimdi Lounge FM oldu. Kahve bitmeden Lauryn Hill’in sesi kulaklarımda çınladı. “Bir dakika bu neydi” diye kalakaldım. Bir dakika sonra bu neydi buldum. “Ex-Factor”. Kafelerde nostalji furyası mı başladı yoksa bende algıda seçicilik mi var diye düşünüyorum hâlâ. Çok değil birkaç hafta önce nereye gitsem o ara hangi single internete verildiyse onu çalan kafeler, hit şarkıların gözü yaşlı cover’larını çalmaktan usanmayan mekanlar, çoğu zaman eski usul bir winamp’la uğraşmaya bile üşenip bir dijital platformdan rastgele “song radio” çalan şık şık yerler bu hafta sanki el birliğiyle beni etkilemeye çalışıyor.

Bu; tatlı, sıcak, yumuşacık bir yastık

Nostalji yeni trend. Yükselen değer. Yenilik eşittir nostalji. Garip kaçsa da gerçek bu. Ben işim gereği her gün bir sürü yeni şarkı, albüm dinlemek zorundayım. Ve dinlediğim şeyler, zevkime göre olsun ya da olmasın fark etmez, artık hep nostaljik. Muhakkak bir 80’ler vurgusu, bir klavye tonu, bir analog synthesizer sesi, 70’lerden bir folk esinti. Elektronik müzik dinliyorsanız eğer, illa ki 70’lerdesiniz, 80’lerdesiniz. 70’ler 80’ler olmuyorsa, 90’lar nostaljisi olabilir. Sıfır kilometre rock grubunun ilk albümünü dinliyorum, bir de çıkarıp The Wedding Present dinliyorum. E aynısı. Orijinali varken neden replikasını dinleyeyim diye soruyorum. The Wedding Present’ı bilecek kadar eski ve yaşlı olmam benim kabahatim mi? Yeni şarkılar bir sıcaklık hissiyle bünyemizi fethetmiyorsa sorumlusu biz miyiz?

Çocukluğumuzun dizi müziklerindeki numaraların geri dönüşü var bir de. Onu da uzun uzun anlatmak isterim ama ondan önce o dizilerin, filmlerin hikayelerin geri dönüşü var. 70’lerde, 80’lerde geçen daha fazla dizi her gün bir sürü yeni (eski) trailer. 80’lerde geçen bir “Halt and Catch Fire” izlerken müzikleriyle coşmamak mümkün mü? David Fincher’ın yepyeni dizisi, 1977’de geçen “Mindhunter”ın içine usulca iliştirilmiş “Young Americans” döneminden David Bowie’nin “Right”ıyla hayal alemine dalmamak olabilir mi?

Nostalji tatlı, sıcak, yumuşacık bir yastık. Kafanızı koydunuz mu gelsin rüyalar, hayaller... Hiç utanılacak sıkılacak bir şey yok. Yeniler kesmiyorsa eksilere takılın. Nostaljiden çekinmeyin.

Konserler konserler…

Amerikalı elektronik müzik sanatçısı ve prodüktör John Maus’un yeni albümü “Screen Memories”, 27 Ekim’de piyasaya çıkacak. Ne kadar şanslıyız ki kendisi 25 Ekim’de Zorlu PSM’de konser veriyor. Bu albümden iki single dinledik, ikisi de analog synthe’lerin kullanıldığı retro-fütüristik işler. Yeni albümden şarkıların devamını konserde dinleyebilirsiniz.

Tekfen Filarmoni Orkestrası 25’inci yılını kutluyor. 25 Ekim’de şef Aziz Shokhakimov yönetiminde gerçekleşecek Zorlu PSM’deki bu konserde Stravinsky, Rimsky-Korsakov, Ferit Tüzün gibi önemli bestecilerin eserleri yer alacak. 25 yaşındaki keman virtüözü Roman Kim ve piyanist Behzod Abdurahimov konserin solistleri arasında. Kaçırmayın.

Com Truise, Salon İKSV’nin konuğu. Tarih 25 Ekim son albüm “Iteration”dan parçalar, yani nostaljik new wave melodiler havada uçuşur. Güzel ortam. 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.