Olacağın önüne geçilmez: Alacakaranlık, tüm zamanların en kötü filmi seçildi

Yaa, demek ki öyle Muse'larla Paramore'larla soundtrack albümü yapıp ne var ne yoksa filmin içine ekleyerek 'iyi film' yapılamıyor efendiler! 'Alacakaranlık Efsanesi'nin pek de efsane olamayışını ve nasıl tüm zamanların en kötü filmi seçildiğini konuşalım biraz da.

Olacağın önüne geçilmez: Alacakaranlık, tüm zamanların en kötü filmi seçildi

Neden böyle oldu?

Neden böyle oldu?

Stephenie Meyer, kitaplar dolusu yazdığı ve hiçbir şey anlatmadığı 'efsanesi' Alacakaranlık serisinin sinema salonlarına da taşınmasını kabul ettiği an, gördüğü şuncağız saygı ve ahde vefayı bile kaybetmeyi göze almıştı.

Hiç değilse 'bestseller' yazarı olarak birkaç sene daha hayatımızda yer edebilecekken, saman alevi olmayı seçti. Edebi derinliği açısından tartışıla tartışıla bitirilemeyen ve sığ sularda boğulan Alacakaranlık, sinemaya uyarlandığında da aynı şey oldu:

Yüzeysel, posasız, akıp giden ve asla bir yere varmayan bir koca emek israfı... 

Donuk donuk bakışlar

Donuk donuk bakışlar

İfadesiz bakışları ve soğuk oyunculuğuyla (Gerçi bu soğukluğun nedeni color correction sürecinde filmde maviden başka tek bir renk kullanılmamış olması ve Kieslowski'nin Mavi'sinden bile daha mavi olmayı başaran tek film olmasının da payı olabilir) Kristen Stewart, Harry Potter ve Ateş Kadehi'nde Hufflepuff binasının gururu olarak gördüğümüz Cedric Diggory karakteriyle tanınan bir diğer ifadesiz olan Robert Pattinson'un vampirle uzaktan yakından alakası olmayan karakteri Edward ve daha fazlası...

Kitap serisi nasıl 'olmamışlık' kokuyorsa, film serisi o olmamışlık kokusunun yanına bir de kötü görsellik ve oyunculuk kokusu ekledi. 

El ucuyla yazılmış metinler

El ucuyla yazılmış metinler

Zaten Stephanie Meyer adına baktığımızda derinliksiz inşa edilmiş karakterler, boşluk dolu öykü ve olay örgüsü, daha önce hiç vampir okuması yapmamış bir insanın vampirler ve kurt adamlar hakkında yazması gibi onlarca sorun içeren bir metnin, gerek kitapçı raflarında, gerek sinema salonlarında kendisine çılgınlar gibi para kazandırması pek de sıkıntı değildi.

Alacakaranlık serisi, Meyer için amacına ulaştı. Sinemada ve edebiyatta da vampir imajını bu el ucuyla yazılmış seriyle yerle bir etti.

Twilight sonrası çıkan ikinci ve üçüncü filmlerle de kendi yarattığı yeni türü de darmadağın etti sonra. Nerden tutsak elimizde kalıyor. 

Vampir kavramına takla attıran vampirler

Vampir kavramına takla attıran vampirler

Edward ve ailesi, 'bildiğimiz' vampir tanımını ters yüz etti. Kendisinden önce gelen tüm anlatıları, edebi eserleri, filmleri (kısacası vampirler hakkında geçmişten günümüze ne varsa hepsini) tek bir yapımla alt üst etti.

O imajı, sığ bir romantizme alet edip romantizmin altında ezdi.

Genç hanımlar "Böyle vampire can feda" dedi ama vampir dediğinize can feda edilmez dostlar! Çıldırdınız mı siz?

Işıl ışıl her yer sanki vampir

Işıl ışıl her yer sanki vampir

Derisi ışıldayan, 'fani' kadınlara aşık olan, kurt adamlarla ne idüğü belirsiz mücadelelere giren bu vampir figürünün sürdürülebilir ve güvenilir olduğunu söyleyebilir miyiz?

Vampirle Görüşme'nin kitabındaki ve filmindeki vampirle; şu Edward'ı bir tutmak mümkün mü?

Fütursuzca kullanılmış müzikler

Fütursuzca kullanılmış müzikler

Müziğe güvenip gerisini izleyiciye bırakan kötü Bollywood filmleri gibi dayandıkça sondtracklere dayanan Twilight, bu yönüyle de çok tartışılmıştı.

Tamam, Supermassive Black Hole'u sinemada dinlemek iyiydi de, soundtrack konusunu yeni bir gelir kalemi haline getirmek mümkün mü?

Artık eleştirmek mümkün!

Artık eleştirmek mümkün!

En nihayetinde, serinin üzerindeki şu popülerlik bulutunun kalkmasıyla, biraz daha aklıselimle eleştirilir oldu.

Serinin hayranları yavaş yavaş geri çekilince, eleştirip film hakkında kötü konuşabilmek mümkün hale geldi.

Önceden hafazanallah, Twilight ile ilgili kötü bir şey söyleyiveren linç ediliyordu.

Şimdi o zaman filmin ya da kitabın hayranı olanlar büyüdü de rahat rahat "Kötüydü" diyebilmeye başladık.

Yani umarım hala böyle bir baskı yoktur...

Güzel anılıyor mu?

Güzel anılıyor mu?

O dönemki hayranlar da büyüyünce ortaya çıkan bu "Twilight'ın kötü bir seri olduğu artık kabul görmeli" fikri, film serisinin esasen ait olduğu yere gitmesini sağladı: Kötü filmler kategorisine.

İyi anılması mümkün değil, bundan on yıl önce de mümkün değildi ve fakat oldu işte...

Son örnekler kanıtlıyor

Son örnekler kanıtlıyor

Nitekim şimdilerde Twilight, sinema izleyicisi tarafından yerden yere vuruluyor.

Elçiye zeval olmaz da, sinemaseverlerin oy kullandığı The Ranker isimli web sitesinin "en kötü filmler" listesinde ilk sırada Twilight var.

Popülerliğin her zaman 'dikkate değerlik'le eş tutulamayacağını işaret eden bu sonucu destekleyen bir diğer örnek de Mike Nelson, Bill Corbett ve Kevin Murphy tarafından yürütülen RiffTrax web sitesinde de Twilight'ın tek başına en kötü film olarak yapılan listede öne çıkması...

Demek ki neymiş?

Demek ki neymiş?

Demek ki, popüler olan her şeyi övüp işin içinden sıyrılmak, birkaç yıl sonra geri tepebilirmiş.

Demek ki, 'pastadan bir dilim alalım' diye uğraşırken kendimizi hiç istemediğimiz noktalarda bulabilirmişiz.

Demek ki, kötü olana zamanında kötü demek aslında yanlış da değilmiş.


andac.uzel@demirorenmedya.com
twitter.com/andacuzel   

Bu makaleye ifade bırak