“İşsizlikle mücadelede önemli olan inovasyon ve yatırım”
Ümit Boyner bir radikal. Evet, TÜSİAD başkanları her zaman Türk iş dünyası ortalamasında daha özgürlükçü, daha demokrat bir profil çizdiler. Ancak iş dünyasının hükümeti eleştirmek ya da toplumsal konularda kelam etme konusunda bu kadar çekingen olduğu bir dönemde Boyner’in siyasetteki demokrasi açığı (dün Milliyet’teki sözleri) ve dış politika konusunda bu kadar net konuşmasını beklemiyordum. Bu yüzden röportajın bugünkü bölümünde şaşırmaya hazır olun. TÜSİAD Başkanı, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili, ‘Ermeni konusuna gelince, ciddi bir insanlık ayıbı belli ki yaşanmış. Öyle deniyor şöyle deniyor, bu önemli değil. Bizim topraklarımızda yaşayan milyonlarca Ermeni bugün yok. Demek ki bir kayıp var’ diyor; Taksim’deki aydınların anma eylemini ‘önemsiyorum’ sözüyle destekliyor. İran konusunda ambargoya karşı çıkarak iş dünyasının hassasiyetini yansıtsa da hükümete ‘İran’ın avukatlığına soyunmayalım’ mesajı var. Bedelli askerliğe karşı çıkıyor; ama profesyonel ordu diyor. İşte TÜSİAD Başkanı’nın dünkü demokrasi çıkışından sonra bugün de ‘değişim’ isteyen görüşleri.
Başbakan’ın TOBB’da dile getirdiği ve tepki alan ‘Herkes bir kişi alsın’ önerisine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Rakamlara bakalım. Türkiye’nin iç tasarruf oranında 200 milyar dolarlık bir kaynak var. Eğer 1 milyon 300 bin yeni iş diyorsak, bu yaklaşık 120 milyar dolarlık yatırım demek. Bunun kaynağı yok. Bir işletme 8 kişi çalıştırıyorsa, doğru bir işletme olduğu için 8 kişi çalıştırır; 10 kişiye çıkarsa batar. Batmamasının tek koşulu, kayıt dışı çalıştırmasıdır ve böylece maaşlar o kurum değil diğer vergi ödeyenlerin cebinden çıkıyorsa ancak ayakta kalır. Bizim gözümüzü dikmemiz gereken yer yatırım ortamıdır. İşletmeler yatırım ortamını değiştiremezler ki… Tabii ki istihdam yaratmak zorunda olan biziz. Ama hükümetler de gerekli yatırım ortamını sağlarlar.
Sizin işsizlikle mücadele öneriniz ne?
Türkiye’nin yüksek büyüme hızına geçene kadar da yeni istihdam yaratması çok güç olacak. Büyüme derken yüzde 6 ötesinden söz ediyorum. Yüzde 5’le ancak her sene işgücüne katılan nüfusa iş bulabiliyoruz; stok işsizlik, yapısal işsizliği zaten yaşıyoruz. Bunun dışında 18-30 yaş arası genç işsizliği çok yüksek. İşsizlik konusunda çok daha farklı şeylere bakmak zorundayız. Eğitim sisteminde ciddi bir vasıf uyumsuzluğu var; tarımın payının küçüldüğü noktada yeni işgücü vasıflı değil. Meslek eğitimi orada çok önemli hale geliyor. Ayrıca uzun vadede büyüme modelimizde inovasyon kapasitesinin artması lazım.
Ama ‘fırsattan istifade’ boş yere adam atan yok mu krizde?
Bu kayıt dışından ve kurumsallaşmış olmadan kaynaklanıyor. Kayıt dışı rekabet ortamını bozuyor. O yüzden kayıt dışıyla mücadele ve Meclis’te bekleyen Türk Ticaret Kanunu’nun geçmesi çok önemli. Bunun olabilmesi için şirketlerin kurumsallaşması ve sistemin şeffaflaşması gerekiyor. Kayıt dışıyla mücadeleyi ben yapamam ki hükümet yapmak zorunda.
Başkanlık sistemi hakkında ne diyorsunuz?
Hiç anlamadım bu tartışmayı. Parlamenter veya başkanlık sistemi yüz yılı tamamlamış tercih modelleri. Türkiye’de zaten temsilde adalet yok. Siyasi partilerde demokrasi yok, hesap verme adabı yok. Böyle bir ortamda nereye başkanlık sistemi koyacağız? Bu tartışmayı çok yanlış buluyorum. Bizim gözümüzü dikmemiz gereken, hesap verme, temsilde adalet, kuvvetler ayrılığıyla ilgili yapısal sorunlardır. Bu ortamda bir de yukarı başkan getirmek...
Başkanlık sistemi dünyada sadece ABD’de başarılı oldu. Orası da bir federasyon. Ancak federal yapı Türkiye’ye kesinlikle uygun değil. Peki kuvvetler ayrılığı nasıl olacak?
Sayın Başbakan nasıl bir sistemden söz ediyor anlayamıyorum. Daha kuvvetli bir yürütmeden mi söz ediyor? Oldu olacak seçim barajını yüzde 25’e çıkaralım, hatta 30’a ve tek parti kalsın. Faşist idarelerde de ciddi istikrar var, kararlar çok rahat alınıyor ve ekonomi iyi gidiyor. Ama Başbakan herhalde bu anlayışta değil. Başkanlık sisteminden bunu kastetmedi herhalde. Bizim gözümüzü dikmemiz gereken bambaşka bir yer.
İRAN’I SAVUNMA DURUMUNA DÜŞMEYELİM
İran’a ekonomik ambargo Türkiye için kolay değil. 7-8 milyarlık bir ticaret var. İran bir enerji kaynağı. Ama nükleer silahsızlanma konusunda da üslupta daha kararlı konuşabiliriz. İran’ı savunur bir duruma da düşmeyelim. Niye böyle taraf tutmak zorundayız? Çünkü İran gerçekten nükleer silah geliştiriyorsa bizim için sağlıklı bir durum değil bu.
Ama diğer yandan, İran mı, İsrail mi ikilemine düşmememiz gerekiyor. İran konusunda konu, İsrail-Filistin probleminden ne kadar çok ayrılırsa o kadar başarılı olur. Buna ‘De-couple’ etmek deniyor. Ortadoğu’da, ABD İsrail konusuna çözüm getirsin, bir de İran konusuna yaklaşımı var. Bu yanlış. İran meselesini ABD’yi Ortadoğu’da çözüme zorlamak için kullanmamak lazım.
ERMENİ KONUSUNDA BELLİ Kİ CİDDİ BİR İNSANLIK AYIBI YAŞANMIŞ
Her yıl Ermeni soykırım tasarısı gerilimini yaşıyor Türkiye. Bu sarmaldan nasıl çıkılır?
Dış politikada insani yaklaşımın, insaniyetin artması önemli. Ermeni diasporası nerede etkisiz hale gelir? Eğer Türkiye bu konuda daha yumuşak bir söylem içine girerse. O yüzden Ermenistan’la protokoller bu konuda çok önemliydi. Bir bahar havası estirdi dış siyasetimizde. Yapıcı dış politika, sınırın açılması, ticaretin artması önemli. Beklentileri çok artırdık. Bir dondurma sürecine girdi ama burada gerçekten yapıcı bir dış politika çok önemli.
İşin tarihi boyutuna gelince, ciddi bir insanlık ayıbı belli ki yaşanmış. Öyle deniyor şöyle deniyor, bu önemli değil. Bizde, bizim topraklarımızda yaşayan milyonlarca Ermeni bugün yok. Demek ki bir kayıp yaşamışız. Aslında sadece Ermeni değil bütün azınlıklarımızla, bütün TC vatandaşlarıyla yapıcı bir söylem geliştirirsek, zannediyorum devamlı AB ve ABD tarafında önümüze çıkarılan Ermeni ve Kürt konusu farklı bir yere gider...
TÜSİAD ne yapabilir?
TÜSİAD bir şey yapabilir düşünmek lazım. Bazı jestler var. Önemli şeyler bunlar. Cumartesi günü (aydınların Taksim ve Haydarpaşa’daki) Ermenileri anma eylemi çok önemli. Özellikle de olaysız geçmesi. Türkiye böyle kazanacak bu meseleyi.
ABD’YLE İLİŞKİLER
TÜSİAD neden Washington gezisini erteledi?
Türk-ABD ilişkileri Ermeni meselesine kilitlenmesin diye nisan gezisinden vazgeçtik. ‘Amerika Türkiye’nin stratejik ortaklığı çok önemli. Biz her sene nisan ortasında giderdik. Bu yıl, neden böyle diye düşünürken, baktık ki, her yıl bu gezi Ermeni tasarısının gündeme geldiği döneme denk düşüyor. TÜSİAD da gidiyor ve vaktinin büyük bölümünü ‘aman aman lütfen bunu geçirmeyin’ demekle geçiriyor. Bunun değişmesi lazım; bu sürdürülebilir bir şey değil.

AKP'nin Bittiğinin Resmi Dört Çarpı Üçtür 