EgeRSS
06 Ekim 2011 - 02:30

Ömür biter kriz bitmez

Geçen hafta Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Avrupa kritik bir döneme girdi. Dünya ekonomisi açısından 2012 parlak bir yıl olmayacak” sözleriyle üyelerini uyarıp “Aman dikkat, 2012’de ekonomi yavaşlayacak, çok daha zor bir yıl olacak” diyordu. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı da bir konferansta işadamlarına uçağa benzettiği ekonomiyi anlatıp “Yumuşak iniş yaptık yerdeyiz. Ama sakın kemerleri çözmeyin, hala hareket halindeyiz ve arkadan fırtına geliyor” uyarısında  bulunuyordu..
Bence bunlar çok önemli uyarılar. Merkez Bankası başkanı bir sure once de döviz kurlarından bahsetmişti. Zaman içinde Türk lirası yüzde 20’den fazla değer kaybetti. Başçı TL’nin ancak bir, iki yıl sonra yeniden değerleneceğini düşünüyor. Demek ki kur artışı üstümüze kaldı.
Son gelişmeler aklıma geçmiş yıllardaki krizleri getirdi. Otuz beş yıl kadar once, 70’li yılların sonunda 70 cente muhtaç bir Türkiye vardı. Döviz yokluğundan petrol ithal edilemez olmuştu. Akaryakıt olmadığı için kaloriferler yakılamıyor memurlar paltoyla çalışıyor, evlerde battaniyelerin altında oturuluyordu. Fabrikalar çalışamadığından kara borsa alıp başını gitmiş, bir paket sigara, bir kutu yağ için gün boyu kuyrukta bekleniyordu. Enflasyon ise yüzde 100’lerin üzerinde idi
Bu durum 24 Ocak ekonomik kararlarıyla çok acı bir ilacı içinceye kadar sürdü. Hemen ardından gelen 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle de tepkiler dizginlendi. 
32 Ocak kararlarıyla Türkiye kapalı ekonomiden, serbest piyasa ekonomisine geçti. Özal’ın  liderliğinde on yıldan fazla süren bu dönemde ekonomi ve iç pazar büyüdü, ithalat arttı.
Sonra yıllar içinde 1989’da Sovyetlerin dağılmasıyla dünyada siyasi ve ekonomik dengeler değişirken, içeride de siyasi tablo değişti. Özal öldü. Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller Başbakan oldu.
Çiller’in emirle faizi indirme çabaları piyasaları korkuturken, dışarıda tek pazara geçen Avrupa ekonomisinin yavaşlayıp ithalatı azaltması, Türkiye’ye döviz girişini kesti. Sıcak para da korkup kaçrınca 1994 nisanında kriz patladı, devalüasyon oldu, ünlü 5 Nisan Kararları alındı. Yarım milyon kişi işsiz kaldı. Üç banka battı.
Geçici bir rahatlık oldu ama ekonomi düze çıkamadı. Enflasyon 1998’de yüzde 85’e ulaştı. Bu arada içeride post modern 28 Şubat darbesiyle Çiller-Erbakan Hükümeti giderken, dışarıda Rusya ve Uzakdoğu’da tarihin en büyük krizlerinden biri yaşanıyordu. Gelişmekte olan ülkelerden döviz kaçışı nedeniyle Türkiye yine zorda kaldı.
Zaman hızlı geçti. Yılmaz hükümetinin ardından Ecevit’in başkanlığında DSP, MHP ve ANAP hükümeti ekonomide dengeleri kurmaya çalışırken, 1999 Ağustos ayında 7.4 Marmara depremiyle sarsıldık. 20 binden fazla kişinin yaşamını kaybettiği depremin ekonomik faturası en az 10 milyar dolardı. 
Hükümet IMF ile anlaşma yaptı, ekonomi biraz rayına oturdu. Ama kasım 2000’deki bankacılık skandalları güven kaybettirince büyük çöküşün ilk adımları geldi. Vatandaş parasını yastık altına alırken yabancılar ayrılmaya başladı. TL sıkışıklığı da başlayınca gecelik repo faizi yüzde  1.700’lere kadar çıktı.
Ve 19 şubat 2001’de MGK toplantısında Cumhurbaşkanı Sezer’in Anayasayı fırlatmasıyla bardak taştı. Gecelik faiz yüzde 7 bin 500 oldu. Hükümet dalgalı kura geçti. TL yüzde 40 değer kaybetti. Sonunda Kemal Derviş kurtarıcı olarak geldi.
Türkiye’de 2001 krizinde 1.5 milyon kişi işsiz kaldı. Tam 23 banka halkın sırtına 40 milyar dolar yük bırakarak battı. Binlerce esnaf ve işyeri kepenk kapattı. Aileler dağıldı, ocaklar söndü
Şimdi kapıdaki yeni uyarılara bakıp, “Ömrümüz krizle geçti, ne zaman bitecek” diye hayıflanıyorum ama boşuna.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011