Milliyet’in bu yıl 60. yıldönümü kutlanacak. “Balyoz Darbe Planı”yla ilgili gözaltıların başladığı pazartesi sabahı Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu ve bir grup yazar, “Eski Milliyet” arşivlerinden oluşacak özel bir albüm hazırlığı için toplantıdaydık.
Türkiye’nin altmış yıllık demokrasi tarihi önümüzden geçiyordu. 27 Mayıs 1960’dan başlayarak 12 Mart, 12 Eylül sayfaları elektronik ortamdan perdeye yansırken, “demokrasi tarihimizden daha uzun ihtilaller, muhtıralar, darbeler tarihi”ne sahip olduğumuzu hüzünle izliyorduk.
Menderes’in idamıyla ilgili gazeteye bakarken, o dönemin tanığı gazeteciler, Yassıada’dan yapılan fotoğraf servisiyle ilgili çarpıcı anılar naklettiler. Başbakan’ı darağacına giderken gösteren dramatik fotoğraflar gazetelere parayla satılmış! Hürriyet en büyük parayı ödemiş. Kalan resimler, öteki gazete ve ajanslara yine parayla dağıtılmış. Dehşet bir şey! İhtilalden öncesi gazete başlıklarında başbakan ve cumhurbaşkanının “mühim” demeçleri ne söylediklerine bakılmaksızın sekiz sütun manşetten veriliyor. 27 Mayıs’a doğru muhalefetle, basınla kavga başlıyor. Bu kez muhalefetin demeçleri sansürleniyor.
1961’de başbakan ve iki bakanı asılırken çekilen fotoğraflar basına pazarlanıyor! 12 Mart’ta, 12 Eylül’de başka dramlar sergileniyor. 1980’lere geldiğimizde yoruluyoruz.
Toplantıya ara verildiğinde emekli kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek’in gözaltına alındıkları haberi geliyor. “Balyoz” 12 Mart’ta dönemin Başbakanı Nihat Erim’in “anarşiyi önlemek” adına başlattığı harekâtın adıydı. Aydınlar ve öğrenci liderleri bir gecede tutuklanmışlar ve sıkıyönetim askeri hapishanelerine gönderilmişlerdi.
2010 Türkiye’sinde tarih başka türlü akıyor. Bu kez “Balyoz Harekât Planı” nedeniyle gözaltına alınanlar, 2003-2004’teki “darbe hazırlığıyla” suçlananlar, askerler. 7’si tutuklanıyor. Görülmemiş bir durum!
Salı gecesi Genelkurmay’da Başbuğ’un başkanlığında toplanan ordunun zirvesi de “ciddi durum”u bir bildiriyle kamuoyuna sunup beklemeye geçiyorlar. Geçmişte olsa hemen “muhtıra” beklentisine geçilirdi. Bu defa Genelkurmay Başkanı’nın “istifası”ndan söz ediliyor.
Komutanlar, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’le görüşerek rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. İspanya’dan dönen Başbakan Erdoğan, Çiçek’ten bilgi alıyor. Ne darbe, ne muhtıra, ne istifa! Bu süreçte yapılacak olan, yargının kararını beklemek olmalı.
“Balyoz Harekât Planı” kapsamında, “Jenerik Senaryo”daki cami bombalama, kendi uçağını düşürme gibi vahim iddiaları savcılar delillendirmek zorundalar. Bu şüpheleri doğrulayacak deliller yoksa mahkeme adı geçenleri serbest bırakır. Hukuka asker de güvenmelidir. Darbe planlayan bir “cunta” varsa elbette yargıda hesap vereceklerdir.
Ordu demokrasiyi içine sindirmelidir.

