DünyaRSS
14 Haziran 2010 - 00:30

Ortadoğulu olmak ya da olmamak

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Bütün bu son 15 gün içinde yaşadıklarımız, yani Mavi Marmara olayı, Türkiye’nin BM’de İran’a karşı yaptırımlara hayır oyu kullanması, Başbakan Erdoğan’ın “Türk Arap’sız olmaz” demesi, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun eski Osmanlı coğrafyasını ima ederek bölgede yeni bir düzen kurmaktan bahsetmesi, “Ortadoğu Birliği” fikirleri... Hepsi, her seferinde olduğu gibi yeniden  “eksen kayması” tartışmasını uyandırdı.
Halimiz gülünç.
Son birkaç yıldır o kadar çok “eksenimiz kayıyor, kaymıyor” tartışması yaptık ki, bir kayma var idiyse zaten, “kayıyoruz” diyenlerin bu aradan geçen süre zarfında ne kadar kayıldığını mukayese yöntemiyle ölçerek göstermeleri gerekirdi.
“Kayma yok” diyenler de iddialarını, yani Türkiye’nin son yıllarda yerinden kıpırdamadığını pekâlâ aynı yöntemle ispatlamayı deneyebilirlerdi.
Bu “eksen kayması” tartışmaları genellikle bazı gelişmelerin ardından Amerikan basınında “kayma”ya işaret eden makalelerin yayımlanmasından sonra başlıyor.
Hareket noktası ülkemizin bir eksendeki pozisyonu olan bu tartışmalarla bir senteze varmak şöyle dursun, herhangi bir işe yarar çıkarsama dahi yapılamaz. Eksen, TDK sözlüğünde şöyle tarif ediliyor: “Durduğu yerde dönmekte olan bir şeyin, dolayında döndüğü varsayılan doğru çizgi...”
Türkiye’yi bir “eksen”e oturtarak tartışınca, gerçekte bir özne olan ülkemizi edilgen manada bir “nesne” konumuna indirgemiş oluyoruz.
Soğuk Savaş sırasında belki öyleydi... Ama şimdi ne Batı sisteminin etrafında dönüp durmak, ne de Ortadoğu’da veya Avrasya’da bir merkezi sistemin yörüngesine yerleşmek kabildir Türkiye için... Böyle bir merkezi sistem zaten yoktur Avrasya’da. Artık bu Soğuk Savaş kalıntısı kavramlarla düşünmeyi bırakalım.
Soğuk Savaş sonrasının Türkiye’si, bir eksen ülkesi değildir ve olamaz. Türkiye en başta ekonomik gelişmesi öyle buyurduğu için yakın bölgesinde, yani Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’da aktif bir oyuncu olmak, bu mıntıkayla ilişkilerini normalleştirmek ve derinleştirmek zorundadır. Türk Dışişleri’nin çalışmalarını ve rahmetli İsmail Cem’i hatırlatarak, Türkiye’nin yeni gerçeğini ilk fark edenlerin İslamcılar olmadığını bu vesileyle bir kez daha vurgulamak gerekiyor.  Dolayısıyla, Türkiye’nin bir eksen ülkesi olarak değil, bölgesinde bağımsız bir oyuncu olarak temayüz etmesi ve “Batı ittifakı”ndaki yerini buna göre dönüştürmesi gerekiyordu. Ama artık büyük meselemiz bağımsız oyunculuktan ziyade, bugünkü siyasi iktidar tarafından Türkiye’ye oynattırılan rolün ne olduğudur ve bu rolün nasıl oynattırılmak istendiğidir.
AKP’nin Ortadoğu’ya odaklanmış, İslami/İslamcı dış politikasını, Türkiye’nin “bağımsız oyuncu” kimliğini güçlendiriyor diye onaylamak mümkün değildir.
AKP dış politikası Türkiye’nin AB perspektifini geçersizleştirirken, ülkenin evrenselleşmiş Batılı demokratik değerleri referans alan siyasi kültürünü de İslami/muhafazakâr bir doğrultuda dönüştürüyor; Ortadoğululaştırıyor. Tersi de geçerli; AKP Türkiye’yi dönüştürmek istediği için İslamcı dış politikalar uyguluyor. Bunlar interaktif süreçlerdir. Siyasi iktidarı tarafından Ortadoğululaştırılan bir ülkenin Ortadoğu’yu dönüştürmek gibi bir iddiası varsa, bu iddia ciddiye alınabilir mi?  AB perspektifinin yerine başka bir demokratikleşme, özgürleşme ve modernleşme ortak paydası koyamamışken, Türkiye’nin Ortadoğu’yla, AB sürecini ölmeye yatırarak hemhal olması sonucunda kim kimi daha fazla dönüştürür acaba?
Ortadoğu’nun siyasi kültüründe teokrasi, köktendincilik, monarşizm, otoriterlik, nepotizm, kabilecilik, mezhepçilik, dinsel ve etnik azınlıklara baskı, soykırımcılık, kadınların aşağılanması vardır. Bunların yanında, bir tane olumlu baskın öğe gösterebilir misiniz?
Türkiye yüzünü Ortadoğu’ya çevirebilir, ama yönünü asla çevirmemelidir.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Ülkemizde kaç coğrafi bölge vardır?
Markapon
©Copyright 2010