Mir Kaya’yı tanıyanlar bilirler; arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi çok sever. Parklar, kalabalık oyun alanları onun en mutlu olduğu yerlerdi. Kolay da arkadaşlık kurardı. Şimdilerde mi? İşler biraz değişti. Sırasıyla şöyle anlatayım...

Bir süreliğine, Mir’i haftalık oyun grubuna ablası götürdü. Böylelikle ben de evde Atlas’la baş başa vakit geçirebiliyordum, zira Mir evdeyken, onunla ilgilenmemek elde değil. (Bir yandan Atlas’ı emzirirken, bir yandan da Mir’in saçlarını okşuyor olmam yeterli bir örnek olacaktır herhalde. Bebeğim emzirme dakikalarını bile abisiyle paylaşmak zorunda kalıyor.) Bu süreç başladıktan bir kaç hafta sonra Mir’in park alanlarında rahat hissetmediğini, kimseyle oynamak istemediğini, sürekli benimle yapışık halde hareket etme gereksinimi duyduğunu fark ettim. Ben yanında değilken iyi hissetmiyordu.

Nedenini sorduğumda cevap alamıyor, hissettiklerini çözümleyemiyor, duygularını anlayamıyordum. Oyun gruplarına tekrar birlikte gitmeye, gözlemlemeye, birlikte baş başa daha çok vakit geçirmeye karar verdim. Çocuklar bazen bizleri özlediklerinde, ebeveynlerinin ilgisinin diğer çocuğa kaydığını düşündüklerinde davranış değişikliği gösterebiliyorlar. Acaba ortada bir kardeş kıskaçlığı mı vardı?

Çocuğunuza güvenin:
Bir kaç ders sonra bir gün, derse daha önce hiç görmediğim bir çocuk geldi. Ve Mir yanıma gelip, ‘‘Anne bu çocuk bana vurdu.’’ dedi. Öyle bir şey yaşanmış olsa öğretmenleri veya ablasının anlatacağını düşünüp, ona inanmadığımı ima eden laflar söyledim... ‘‘Yok canım, o çocuk sana niye vursun ki?’’ gibi cümleler kurdum. Fakat Mir çekingenliğini üzerinden atamayınca, ben de ona ‘‘O çocuğun sana zarar vermesine izin vermem. Bak ben buradayım.’’ dememle birlikte, çocuğun yanımızdan geçerken, Mir’in kafasına patlatması bir oldu. Olay hıçkırıklar içinde son buldu. Kafası çok acıdı mı bilemiyorum ama canı çok yanmıştı. Hele benim...

Hemen ona sıkı sıkı sarıldım. İlk iş ondan özür diledim. Çok dürüst davrandım. ‘‘Yanıldım. Söylediklerine inanmadım. Ama sen haklıydın. Dikkat etmediğim için seni koruyamadım. Bir daha bunun olmasına izin vermeyeceğim.’’ dedim ve öğretmenlerinden tek tek Mir’le bu konu hakkında konuşmalarını rica ettim. Sonra o çocuğun Mir’e neden vurmuş olabileceğini açıkladım, öğretmenlerinden de aldığım bilgiye göre agresif bir çocuk olduğunu, arkadaşlarına hep vurduğunu, hatta öğretmenlerine bile öyle davrandığını ama bundan sonra kimseye vuramayacağını çünkü böyle davranması koşulunda bir daha sınıfa giremeyeceğini söyledim.

Tutamayacağınız sözler vermeyin:
Bu hikayeyi, kimi (babası, anneannesi, dedesi) görse anlattı. Konuşarak olayları hazmetmeye çalışıyordu. Ben de ona her seferinde yanında olduğumu, bir daha kimsenin ona böyle davranmayacağını, artık eskisi gibi oyun alanlarında rahat hareket edebilmesi gerektiğini anlatıyordum. Babası, öğretmenleri, sevdikleri hepimiz konuştuk. Biliyor musunuz hiç bir işe yaramadı!

Hatta bir gün zorla ‘‘Haydi tek başına git.’’ diye gönderdiğim kaydırak kuyruğunda, arkasındaki kız kafasına patlatıverdi. Sanırım sıra beklemekten sıkılmıştı ve önünde o olduğu için sinirini Mir’den çıkarttı. Her şey sil baştan başlamıştı... Ve ona söylediğim ‘‘Bir daha olmayacak.’’ cümlesi de çöpe gitmişti. Gün geçtikçe gözünde itibarım zedeleniyordu.

Ne hissettiğinizi çözümleyin:
Sonra fark ettim ki; fazla tepki veriyordum. Arkadaş canlısı Mir’in insanların arasına karışmıyor olması beni geriyordu. ‘‘Bırak.’’ dedim kendi kendime. ‘‘İzin ver oğluna. Zaman tanı. Onun ‘yabaniliğini’ (belki de öyle hissediyordum) üzerine alma. ‘Bu çocuk ne kadar çekingen diye düşünürler mi’ kaygılarını bırak! El aleme bakma. Önemli olan senin çocuğunun duyguları.’’ Aynı zamanda çok konuştuğumu ve onun cümlelerine hiç izin vermediğimi gözlemledim. ‘‘O çocuk sana vurdu diye üzülmüş olmalısın. Çokta haklısın...’’ gibi cümlelerle ne hissetmesi gerektiğine bile benim karar verdiğimi fark ettim. Susmayı, onu dinlemeyi denedim.

Yorumlamasına izin verin:
Sistem değiştirdim... ‘‘Hadi git, arkadaşlarınla oyna.’’ diyen ben, ‘‘İstediğin zaman yanıma gel. Orada yalnız oynamak zorunda değilsin.’’ demeye başladım. Oyun alanına büyük bir çocuk girince, korkuyla yanıma koştuğunda hiç rahatsız olmadım. Ona sarıldım. Kesinlikle ‘‘O çocuk sana bir şey yapmaz ki.’’ demedim. Aksine ‘‘Gel biraz kucağımda otur, sonra gitmek istersen yine gidersin. Veya beraber gidebiliriz.’’ dedim. Ve ona sordum: ‘‘O çocuk vurduğunda ne hissettin? Sence sana niye vurdu? Karşılığında sen ne yapmak istedin? Bir daha sana öyle davranırsa, bu yapmak istediğini yapabilirsin. Şimdi ne hissediyorsun?’’ gibi sorularla sadece onu konuşturdum. Hissettiklerini kendisinin bulmasına izin verdim. Az yorumla kafa bulanıklığını engelledim.

Düzeldi. Mir’in hareketlerimi düzelen, yoksa benim olaya bakış açım mı bilemiyorum... Çünkü hala bazı çocuklardan uzak durmak istiyor. Belki etrafını çok iyi gözlemlediği ve tehlikenin kimden gelebileceğini bildiği için belki de sadece enerjisini sevmiyor. Biz de öyle değil miyizdir?

Çocuğunuzun bir tavrına sinirleniyor, üzülüyor, o davranışı değiştirmesini istiyorsanız, önce kendinize dönün! Neden böyle hissediyorsunuz? Gerçekten o üzüldüğü için mi, etrafa karşı kendinizi sorumlu hissettiğinizden mi, çocukluğunuzda size başka türlü davranıldığından mı... Önce kendinizle ilgili olan tarafı çözün ki; çözüm size gelsin. 

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/