www.milliyet.com.tr

Orduyu ikna edemedi

Gülen'in devletle ilişkileri 12 Eylül'den sonra düzelme yoluna girdi, Özal döneminde bu süreç tamamlandı. Ancak askerler bu cemaate yönelik kuşkularından asla vazgeçmediler

Ruşen Çakır


       Fethullah Gülen, 1970'li yılların başında İzmir Bornova'da vaazlarıyla ünlü bir Nur talebesiydi. Dinleyenleri gözyaşlarına boğan vaaz kasetleri elden ele dolaşıyor, etrafındaki çember giderek genişliyordu. Zaten onun niyeti de kendi grubunu oluşturmak, pekiştirmek ve güçlendirmekti. Sonunda 1970'lerin ortasında "Yeni Asya Grubu" olarak bilinen Nurculuğun ana gövdesinden kopup kendi cemaatini kurdu.
       Gücünü, ilhamını, kendi formasyonunu Nurculuğa borçlu olmasına rağmen Said Nursi'nin adını pek anmamaya özen gösterdi. Zamanla cemaat içinde Nursi'den çok Gülen'in eserleri okunur oldu. Siyasetten uzak bir "irşad ve tebliğ" faaliyeti yürütme iddiasındaydı. Bu amaçla eğitime ağırlık verdi. Kuşkucu bir karaktere sahip olan Gülen, cemaatin yayınları dışında gazete, kitap ve derginin okunmasını yasaklamıştı. Taraftarlarının, özellikle de cemaate bağlı olarak açılan dersane ve kolejlerin yöneticileriyle öğretmenlerinin eğitimini bizzat üstlendi.

Devletle çatışma ve uyum

       12 Mart 1971 darbesinden sonra İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından tutuklanan Gülen 12 Eylül 1980'den sonra yine soruşturmaya uğradı, adı arananlar listesinde yer aldı. Halbuki o hep devlete itaat içinde olmuştu. Örneğin, 1977'deki Yüksek İmam Enstitüleri boykutunu "İslamda boykot yoktur" fetvasıyla kırmıştı. Aylık "Sızıntı" dergisindeki başyazılarında 12 Eylül darbesini desteklemekten öte, ona methiyeler düzdü. 1989'da ilk türban eylemlerindeki çarşaflı kadınların çoğunun erkek, geri kalanların da açık saçık kadınlar olduğunu söyledi. En nihayet 28 Şubat sürecinde MGK yanlısı açıklamalar yaptı; türban yasağının sert bir şekilde yeniden uygulanması üzerine cemaate bağlı kız öğrencilerin ve cemaat okullarındaki kadın personelin başlarının açılmasını emretti.
       Gülen'in devletle ilişkilerinin 12 Eylül'ün hemen ardından düzelme yoluna girdiği, Turgut Özal'ın başbakanlığı dönemindeyse bu sürecin tamamlandığı biliniyor. Ordu ve Dışişleri'nin başlangıçtaki itirazlarına rağmen Gülen cemaatinin yurtdışındaki eğitim faaliyetleri devletin teşvik ve onayıyla gelişti. Türkiye başlangıçta, İran ve Suudi Arabistan'ın kendilerine özgü İslam yorumlarını sokmaya çalıştığı Türk cumhuriyetlerine "laiklik" ihraç etmek istemişti. Bu stratejisinin kısa sürede iflasıyla devreye "ılımlı" olduğu düşünülen cemaatler sokuldu.

Medya ve iş çevreleri

       Gülen cemaatinin bu eğitim hamlesi, dışarıya açılmak isteyen iş çevrelerinin de dikkatini çekti. Çünkü bulundukları ülkelerin seçkinlerinin çocuklarına eğitim veren bu kolejler üzerinden ithalat ve ihracat bağlantıları kurmak epey kolaydı. Sonuçta Nurculukla, İslamcılıkla, hatta İslamla alakası olmayan Türkiye'nin dört bir tarafından irili ufaklı girişimci Gülen'den "Hocaefendi" diye bahseder, cemaate para yardımı yapar oldu.
       O zamana kadar gazetelerde resmi çıkmamış, yazılarını başka adlarla imzalamış olan Gülen birdenbire medyatik bir isim oluverdi. Beş yıldızlı otellerde iftar yemekleri verdi, başbakanlarla, Çiller, Ecevit, Yılmaz gibi parti liderleriyle gizli, yarı - gizli veya açık görüşmeler yaptı. Birçok vesileyle birçok konuda görüşlerini gerek cemaatinin yayın organlarında, gerek diğer medyada açıkladı.

Orduyla hep sorunlu

       Gülen, RP'nin 1994 ve 95 seçimlerindeki zaferlerinden ve buna paralel olarak İslamcılığın genel yükselişinden kaygı duyan çevrelerle iyi ilişkiler geliştirdi. "Arap ve Acem İslamına karşı Türk İslamı" olarak tanımlanabilecek muğlak bir projeyi ve kendi cemaatini onlara bir nevi panzehir olarak sundu.
       Ancak "Takiye mi yapıyor?" sorusu Gülen'in peşini hiç bırakmadı. Basın mensuplarına yurtdışındaki okullar gezdirildi; cemaatinin yayın organlarında dışarıdan isimlere de yazı yazdırıldı, program yaptırıldı. Değişik vesilelerle düzenlenen ödül törenlerinde bilim adamlarından sanatçılara, parti liderlerinden cumhurbaşkanına kadar ödüller dağıtıldı. Şık otellerdeki toplantılarda değişik dinlerin temsilcileri biraraya getirildi ve nihayet Gülen, Papa'yı ziyaret edip görüştü.
       Gülen devlet katında belki herkesi bir şekilde ikna etti; ordu hariç. Çünkü 1986 yılında yapılan bir operasyonla cemaatin askeri liselere sızmış olduğunu ortaya çıkaran askerler, bu cemaate yönelik kuşkularından asla vazgeçmediler. Devletin değişik kademelerinin, bu cemaatin kadrolarını ve imkanlarını değişik yer ve zamanlarda kullanılmasına göz yummuş olsalar da kendi içlerindeki bu cemaat yanlılarını ayıklamayı hiç aksatmadılar. Gülen ve cemaatinin serüvenini belki de en iyi ordudan atılma bir Nakşibendi subayın sözleri özetliyor: "Biz kışlada namazımızı açıkta kılıyorduk. Fethullah Hoca cemaatindekiler ise gizli. Sonunda hepimizi attılar."


  • Liderlerin ruhani destekçisi
  • ABD'de eğitim kampı var
  • Taliban'la ortak şeriat okulları
  • Beş kıtada 40 bin öğrenci
  • Özbek krizinde cemaat ismi
  • 13 basamaklı örgüt piramidi
  • Taşralı öğrencilere 'ışık evleri tuzağı'
  • İdam talebi gündemde
  • Kırmızı bülten çıkabilir
  • Yanlış yapanı 'aforoz' ediyor
  • Kulin: Aylin, Gülen'in müridi olamaz
  • Ecevit biliyordu
  • Cemaat içeriden çökertildi
  • Fethullah'ın "himmet zinciri"

    TEPKİLER
  • Ecevit, Gülen'in yanıtını bekliyor
  • Babadan Gülen'e sitem
  • İslamcı basın
  • Yılmaz, Bahçeli, Kutan ve sivil toplumun tepkileri

    ANALİZ
  • Gülen'in taktikleri
  • Orduyu ikna edemedi

    PORTRE
  • Askerliğe meraklı




  • | ANA SAYFA |