E. BİHTER GÜRLER

14 ŞUBAT


“Neden her şey değişti ki sanki.
Yitirmeyip özlemle büyüttüğümüz koca bir sevdamız vardı.
Ve geceler, gözlerden süzülen bir hüzündü çoğu kez.
Hatırlıyorum da...
‘Hüzün, kestane gözlü bir kızdı”


     Yağmur gözlüm merhaba...
     Neredeyse gün batıyor. İnanıyorum, birazdan arayacaksın.
     Saat akşam üstünü vurdu. Aramadın.
     Bu köhne barakanın hemen yanı başından çıkıp bir kaç çıplak kavak ağacının gölgesinden karşı tepelere tırmanan patikanın aşka uzandığı saatlerde, içimdeki sessiz çığlık günbatımına karışıyor. Aramadın.
     Zaman, uzak denizlerden gelen dalgalar gibi üstüme yığılıyor. İçim daralıyor. Kalbimin vuruşlarını duyacaklar diye korkuyorum. Pencereyi açıyorum. Kar soğuğunun içine incecik sızmış kokun geliyor. Özlemin depreşiyor habire... İçimden sivrilen bir kalem hep sana yazmak istiyor. Oysa sana, özlemimi yazmak istemiyorum...
     Sana, bekleyişlerimi yazmak istemiyorum..
     Sana, çaresizliğimi yazmak istemiyorum..
     Sana, tutkularımı yazmak istiyorum.
     Sana, seni nasıl deli divane sevdiğimi yazmak istiyorum. Sana, dünün seninle ne kadar güzel olduğunu, yarının ne kadar güzel olacağını yazmak istiyorum...
     Ama yine de yana yakıla sensizliği, o kahrolası sensizliği yazıyorum.
     Haklısın böyle olmamalıydı. Senden ayrıldığım ilk köşe başına küfürler savurdum. Geri dönüp ölesiye kucaklamak vardı. Gözlerinde kaybolmak vardı. Yapamadım.
     Pegasus’u bilir misin? Hani, Medusa’yı öldürdüğünde onun kanından çıkan tek boynuzlu, kanatlı at.. Pegasus’u çağırsam diyorum. Pegasus nerede, biliyor musun? Pegasus’un kanatlarında bir çırpıda ulaşsam sana.
     Belki de, Olimpus’taki tüm tanrıları çağırmalıyım.
     Poseidon, denizleri dize getirmeli.. Diana, ormanları kaldırmalı önümden. Ve Zeus dağları yok etmeli beni engelleyen. Sonra... Tanrı Pan, flütüyle eşlik etmeli şarkılarıma...
     Zaten seninle biz masallarda yaşamalıydık. Seninle, her günü yeni bir masalcasına yaşamalıydık. Gelincikler toplamalıydık yasak akşamlardan. Kelebek yağmurlarının altında el ele yürümeliydik. Doyumsuzluğun daha bir büyümeliydi her dokunuşumda dudaklarına. Hoyratça ürpermeliydin parmaklarım tenine değdiğinde. En görkemli “evet”leri kıskandıran “hayır”ları fısıldamalıydın kulağıma. Dahası, Tüm yarınlarda sen olmalıydın. Ne var ki, yarınlar bile kıskandı bizi.
     Her şey neden değişti ki sanki? Gökkuşağından sevdamız vardı. Geceler özleminle büyütse de hüznümü, hatırlıyorum da “hüzün, kestane gözlerinde buğulu bir şarkı”yı anımsatırdı. Böylesine, kırık dökük beklemeye alışmamıştım. Saate baktım. Seni gösteriyordu. Aramadın.
     Yağmur yağıyor muydu? Hatırlamıyorum...
     Kış mı yoksa hazan mıydı? Hatırlamıyorum...
     Zaman yüreğime zehirli bir yılan gibi akıyordu...
     Yalnızca hıçkırıklara boğulan sesini hatırlıyorum. Giderken verdiğin küçük kırmızı gül, dudaklarım gibi kurumuştu. Göçmen kuşlar da geri dönmüştü anlaşılan. Odada sönmüş sigara kokusu, ellerimde yitirilmişlikler...
     Akşamın başladığı yeri griye boyamış bir sis vardı. Keşke zamanı tutsaydım sen yanımdayken. Tutamadım... Bulutların uçup geldiği dağ yamaçlarının ardından akşam çıkageldi. Ay, kara bir bulutun ardına sinsice gizlenmişti. Yıldızlar arkalarını dönmüşlerdi, sessiz ve sönük. Köy yollarında kandili yeni yanmış evler ağlaşıyordu. Bir çelimsiz tütüyordu karşı bacadaki duman. Ağaçlar diz çökmüş şarkımızı fısıldaşıyorlardı.
     Akşam, ağır adımlarla kör kütük yaklaşıyordu. Korkuyor gibiydi. Yaklaşınca anladım. Sokak köpekleri salyalı dişleriyle parçalamışlardı akşamı bir yerinden...
     Akşam kan ağlıyordu... Sen birden, yüreğime sığmadın. Çünkü akşamları gelirdin. Akşamı bu yüzden severdim. Zaten bir yudum mutluluktu seninleliğim. Bir yudum mutluluk gelincik yaprakları gibi dökülüverdi.
     Gramofon çiçekleri gözlerini sıkıca kapadılar. Saatlerin akrebi acımasızca saldırdılar akşama. Akşam ağlamaklı... Ben ağlamaklı... Kelebekler renklerini alıp gittiler. Akşam kör kütüktü. Akşam sendeledi. Akşam dertliydi. Akşam katran karasıydı. Akşamın kanı aksa, yalnızlığıma karışacaktı. Sessizce yanaşıp akşamın elinden tuttum. Elleri ıslaktı. Yollar da ıslaktı alabildiğine. Sanırım, akşam ağlıyordu.
     Bir puhu kuşu oymuştu akşamın gözlerini... Görmüyordu...
     Akşamın ayakları üşümüştü. yürüyemiyordu... Bir bulut geçse yakınımdan, eğilip akşamın üzerini örtecektim. Bir dere geçse, akşamın dudaklarına bir yudum su verecektim... Ay ışığını tutabilseydim, aydınlatacaktım. Yapamadım.
     Yıldızların cılız fenerlerinde, apansız gözlerini gördüm. Gözlerini gizleyemedi. Akşamın gözleri, gözlerime değdi. Gözleri yalan söyleyemezdi. Can çekişiyordu.
     Hayır. Beni böylesine bırakıp gitmemeliydi. Dayanamazdım. Sonra, yağmur yağmalıydı.
     Oysa, yağmur yine geç kalmıştı.
     Tam mutluluğa bir kala yakalamıştım akşamı... Avuçlarımdan akıp giden akşama karıştı hasretin. Göçer kuşların sonuncusu gibi esir kalıyorum göz bebeklerinde. Göz bebeklerinde bebek bakışlar. Göz bebeklerinde unutma beni çiçekleri. Sarılışlarım geçiyor yanıbaşımdan... Kuytu köşelerde kaçamak sevişmelerimiz geliyor aklıma. Erik çaldığımız bahçelerde bıraktığımız bir iki mutlu saat. Yeni koparılmış domates kokularının yayıldığı yollarda, yabancı bakışlarda uzak öpüşmelerimiz...
     Nasıl da tenin terime karışırdı...
     Körpe sabahın ilk ışıkları göz yaşlarımın üzerinde parıldıyor. Kimsesiz sokak çocukları gibi burnumu çekiyorum. Beni böyle salya sümük görsen gülerdin belki de... Belki de ağlardın. Kimbilir. Horoz sesleriyle paylaşıyorum yalnızlığımı... Yalnızlığım, satırlarda hem başlayıp hem bitiyor...
     Adamakıllı sevdalıyım anlaşılan. Sabah, günaydınım oluyorsun. Tüm evlerin balkonlarından el sallıyorsun. Saçların uçuşuyor rüzgarda. Kentin bütün pencerelerinden sen bakıyorsun. Sönmeye yüz tutmuş sokak lambalarının son ışıkları gölgeni düşürüyor kaldırımlara. Kaldırımları öpüyorum.
     Hafta başlıyor. Pazartesi oluyorsun.
     Kestane ağaçlarının yanı başından geçiyorum. Ellerimi uzatıyorum. Sen giriyorsun yürürlüğe. Sabahçı fırınlarında sıcak ekmek kokusu..
     Hafta başlıyor. Pazartesi oluyorsun.
Belli ki, aramayacaksın.
     Belli ki, dün gibi, bugünde ben yine de seni özleyeceğim.
     Tüm sabahları ve akşamları seni özlemeye başladığım yerden tekrar özleyeceğim.
     Aramadın.
     Takvimi koparıyorum Bugün 14 Şubat.
     Oysa, beraberken her gün 14 Şubattı, yağmur gözlüm.