HALİL İBRAHİM YILDIRIM

TIPKI İNSAN HAYATI


      Her yer yaprak, bütün dallar çıplak. Mevsim hazan. Ressam Anadolu bozkırlarını çiziyor. Paletinde ayrılığın rengi var.
      Figüranlar sarı, taşlar sarı, otlar sarı, sapsarı. Çünkü mevsim sarı, ayrılık mevsimi.
      Hafif bir meltem uyarır dalları. Bu, ayrılık vaktinin ilk emaresi. Ardından üflenir rüzgar, sallanır bütün ağaçlar. Artık vapur demir almış, tren istasyonu terk ediyor. Ayrılıyor yaprak dalından, hayatın enzor yolculuğuyla iniyor aşağıya. Mendiller sallanmakta. Cananı terketme vakti. Kuşların kanat çırpma, yol alma zamanı.
      Ve nihayet varış. Yaprak yeryüzüne örtülmüş yorgan artık. Ağaç çıplak ve yalnız, ne kuşlar uğruyor ne de böcekler. Hüznü, acıyı, ayrılığı sinesine çeke çeke büzülmüş, yapayalnız tepenin serin yamacında.
      Bir de soğuk eklenir yalnızlığa. Ayaz keser, kar kavurur yürekleri. Her gün gözler yollarda sevgiliden haber var mı diye. Ressamın fırçası bu kez bembeyaz çarpıyor tuvale. Hareketler keskin, yollar çok uzun bu resimde. Gözler hep arkada, arkasında yarin. Kar örtülmüş ağaçların ve yerdeki yaprakların üstüne. Kar, sanki uçsuz bucaksız ulaşılmaz yol. Yağmur, gözyaşı olmuş tüm yeryüzüne. Süzülüyor dallardan gövdeye doğru. Oradan ırmağa sonra da sevgi denizine ulaşıyor.
      Uzun, soğuk ve beyaz mevsim kış. Yalnızlığın, çaresizliğin resmi yeryüzünün. Kuşlar yeni yurtlarına çoktan varmışlar. Yapraklar toprakla kucak kucağa yatıyor karın altında. Güneş sadece göz kırpıyor o kadar.
      Yalnızlığın mevsimi, gurbetin mevsimi. Ümitler azalır, ya da tam bitmek üzeredir. Yumuşak kalpler kaskatı kesilmiş. Belkide soğuktan kırılmış.
      Sabırsız ağaçlar fışkırtıyor tomurcukları. Toprağı yırtarak yükseliyor otlar. Renk değişiyor, kabuk kırılıyor. Vapur iskeleye yanaşıyor, tren çalıyor düdüğünü "ben geliyorum" diye. Yolda bekleyen gözcüler koşuyorlar "müjde" almak için.
      Ressam tuvalini ve paletini değiştiriyor, fırçasını yıkıyor. Bu defa yeşilin tonlarıyla çiziyor Anadolu'yu. Birbirine uzanan kollar, yaprağa kavuşan ağacı, sevinç gözyaşlarını, nisan yağmurlarını, yurduna dönen kuşları çiziyor.
      Yürekler çözülüyor artık. Yeşil mevsim, kavuşma mevsimi ve ıslak mevsimi bahar. Mavi ile yeşil buluşuyor aynı tuvalde. Fırça darbeleri okşuyor yeryüzünü.
      Eski dostlar birer birer dönüyor ağaçlara. Önce tomurcuklar sonra çiçekler, yapraklar, kuşlar ve çocuklar. Doğanın şarkısını çalıyor orkestra, Mozart'ı ve Beethoven'i kıskandıracak şekilde. Kelebekler, uğurböcekleri ve sinekler üç günlük ömürleri boyunca dans ediyorlar bu müzikle.       Çobanların kavalındaki nağmeler kuzuların sesine karışıyor. Bir şenlik, bir canlılık, bir eğlence hakim yeryüzüne. Mevsim canlı, mevsim heyecanlı.
      Ressam resmini tamamladı, şair şiirini. Değişmeyenler yalnız doğada kaldı. Doğadaki dört mevsim; tıpkı insan hayatı. Yaşanan ayrılıklar, unutulmalar ve kavuşmalar hep iç içe.