HÜSEYİN AKIN

ŞİİRLER



Sabrım Yok Sabahı Beklemeye 

Gecenin cebinde dolaşıyorum 
Sabrım yok sabahı beklemeye 

Susarsam ardımda kuşkunun ayakları 
Konuşursam geceler iyice uzayacak 
Ve kerbela olacak yürüsem sözcüklere 
Ayan kaldım siz gelin ey çocuk bakışları 
Ey siyahi boyunlarında kölelerin özgürlük bereleri 
tutunun yüreğimeki depremler vaktidir 

Tezelden varmalıyım gecikirsem gün olur 
Sevdalarım takılır çarşı tuzaklarına 
Yetişmeliyim annemin dualarına taze 
Bulup getirmeliyim kaybolan gözlerimi 
Konuşursam geceler iyice uzayacak 
Bekleyince çağrılmayan yalnız ben olacağım 
Yürüsün tüm güzellikler gözlerimize 
Yüreğimi çabuk tutmalıyım sevgiye ve kine 
Sabrım yok düşünmeye yeniden 
Sabrım yok sabahı beklemeye. 


Buradan Bakınca Gökyüzü 

(I) 

az şey değil bir kızı bir babadan çekip almak 
bir konup bir havalanmış diye tam tepesinden gökyüzü 
şarkıya tam başlamışken, uzaktan, ama çok uzaktan 
kanat çırpar gibi geçerken bir ölünün düşürdüğü çığlık 
sakin bir liman arıyor herkes, yeter ki terlemesin diye 
bir el bir avuçta, geriye doğru yazılmış mektupları anarak 
yani ölsek te yaşıyoruz, bir bu üstesinden gelemediğimiz 
bir de karıştırmadan geçmek köprüleri birbirine 
az şey değil üst üste aynı uykuyu uyumak 
üstelik daha dün gibi geliyor bana dalından bir meyve düşeli 
hepte elma kurtuluyor şehvetin kısık ateşinde üşenmeden 
günde kaç rekat pazara dönüp en olgun yerini 
hayat bu ya, hangi aynada dursak bizden biri iniyor 
alçalıp yükselen bir ovaya doğru sürüp giydiklerini 

(II) 

bizden biri inliyor tam topuğundan kendini zamana kaptırmış 
soluk soluğa atlara 
dinmiyor bir acıya doğru kurulmuş cümlelerin sızısı 
dinmiyor kanla karışık yağmur 
aslında başka çaresi yok, yaşanacak /
günlerin önüne atmalıyız kendimizi 
kuşluk vakitlerine 
o su öylece aksın nasıl duruyorsa sezdirmeden 
bir bardak bir masanın üzerinde dudaksız 
hep öyle kalsın gök, aynı yerinde, biz burada daha bir rahatız 
ona hiç sürünmeden sabah akşam 
giderken bir sürü kuş kalıyor ya üzerinde 
gökyüzü ondan güzel ben buradan bakınca 
ben buradan bakınca perdeleri kapanmış 
küçücük bir köy kalıyor, mezarlara sığınmış 
dokununca bir sürü gözüm oluyor, ondan ağlıyorum işte ben 
üstüme bir şey almadan 
yorgun ikindi gölgelerini unutuyorum dünyanın 
sonra kalkmamış çeltik tarlalarını 
biliyorum akşama yine gece var 
onu yere zembille indirecek evin en yaşlı ninesi 
her şey ortalıkta kalacak, arzular, o gezip görülmedik yerler 
bir sürü pazartesi… 

(III) 

bembeyaz çamaşır yağıyor, elini çabuk tut 
topla dal uçlarından yağmuru 
n’olurdu mümkün olsa bir kadından öteye geçebilmek 
aşıp çitlerini dünyanın 
cama çarpınca sendeler, dile gelir ıslanırdı 
öptükçe tükenen yüzü yağmurun 
o kadın oradan çıksa, alıp saçlarını elleriyle öyle 
örtmese yağmuru rahatça yağsa 
kimbilir ne güzel görülürdü gök eski yerinde olsa 
tek odalı evlerin balkonlarından 
yukarı salıversek toplayıp bir sürü parçasını çatılardan 
aklımızda son kalan yanını 
ey gök, çıtını çıkar! dağılsın yüzündeki kalabalık 
bir yıldızın batıyor dünya açıklarında!