İNAL KARAGÖZOĞLU
TÜRKÇEMİZİN BAŞINA GELENLER
Epeyce zamandır dilimizde bir şeyler oluyor: Türkçenin o kendine özgü anlatım zenginliğini törpüleyen şeyler... Dilimizi çirkinleştiren, bozan özensizlikler yetmezmiş gibi, bir de bu "dil törpüleri" çıktı ortaya. Dilin kısırlaşmasına yol açan törpüler... Bunlar, genel dil yanlışlarının dışında kalan şeyler. Üstelik, çoğunlukla da toplumun örnek aldığı kimi kişilerce üretiliyor. Yönetim, eğitim, yargı, güvenlik, sağlık, bilim, kültür, sanat, moda, spor, siyaset, ekonomi, iş, üretim, sanayi, ticaret, iletişim, basın-yayın, reklamcılık, tanıtım vb. alanlarda yetkili, etkili ve sorumlu konumlarda, yerlerde olanların kimilerince...
İşin uzmanları, öğrenim yaşı ortalamamızın 10 dolayında olduğunu hesaplamışlar. Böyle bir toplum, hele de o öğrenimi yetersiz ellerden almışsa, her türlü kötü etkiye açıktır: çeviri kokan televizyon dizileriyle yatıp kalkan, ucuz ve donanımsız işgücüyle kotarılmış basın-yayın ürünleriyle beslenen (!) bir toplumun vay haline!..
Bu konuyla niye ilgileniyorum? Belirteyim: bir kere, benim dilim Türkçe; bu dilin başına gelenler, kuşkusuz benim başıma gelmiş demektir; ikincisi, -bu konuda alçakgönüllü olamam- dil bilinci düzeyim, bu olumsuz durumu görmemi sağlıyor, beni bu konuda düşünmeye yöneltiyor.
Dilimizin pek çok sorunu var; anlatım zenginliğinin törpülenmesi, onların arasında belki pek dikkat çekmeyen bir ayrıntı... Ancak, buna yol açan ve içeriği kabaran olgular, günden güne yeni yeni halkalar edinen bir zincire dönüşmekte. Hem de hızlı bir tırmanış gösteren bir zincire...
Sözünü ettiğim olguları tek bir başlık altında toplamam yanlış olur. Ayrıca, bu yeni sorunun genel durum içindeki yerini belirlemem de gerekiyor. Onun için, önce ortaya özel bir genel çerçeve koyacağım; bu çerçeve, dil yanlışlarının tamamını kapsamayacak, ancak toplumun örnek aldığı kimi kişilerden, başta belirttiğim kimi etkili, yetkili ve sorumlu kişilerden yayılan olumsuzlukları yansıtmama yarayacak.
Belirlediğim çerçevede neler var, ona geçmezden önce, hem derdimi doğru anlatmak hem de kimsenin hakkını yememek için bir noktayı belirtmek istiyorum: diyelim bir konferans vereceksiniz; konuşmanızda, kimi sözcüklere, ele aldığınız konu bağlamında özgürce özel anlamlar yükleyebilirsiniz; buna kimsenin bir diyeceği olamaz. Ya da yazılarınızda, yazınsal yapıtlarınızda... Yazarı, sözcüklerin sözlük anlamlarına tutsak edebilir misiniz?
Çerçevemde neler var?
Bu çerçeveye sokabileceğim olguları sınıflandırmakta pek zorlandım. İnce ayrıntılara girmezsem, onları şu dokuz başlıkta toplayabiliyorum:
1) Aynı ya da ayrı dillerden anlamdaş (eşanlamlı) sözcüklerin birlikte kullanılması
2) Kökleri ayrı dillerde anlamdaş, ama biri ad (isim) öbürü önad (sıfat) olan sözcüklerin birbirleriyle ilintili olarak birlikte kullanılması ya da bunlarla tamlamalar yapılması
3) Çeviri ya da çeviriye kaçan sözler kullanılması
4) Gereksiz yere kalıplaşmış sözler edilmesi
5) Türkçesi ya da Türkçe’de yerleşmiş karşılığı olan yabancı sözcük kullanılması
6) Moda sözcük ve söz kalıbı kullanılması
7) Gereksiz sözcük kullanılması
8) Yanlış sözcük kullanılması
9) Zorlamayla olur olmaz yeni anlamlar yüklenen kimi sözcük, söz kalıbı ya da deyimler kullanılması.
Birer örnek
Bu başlıkların hepsini tek bir yazıda açmam olanaksız; çünkü, her başlığın altında ortalama 20 örnek olsa, bunların da 5’er değişik biçimi olsa, 900 olgu çıkar karşımıza. Bir de bunların yer aldığı birer örnek tümce vermem gerekir ki, işin boyutu tek bir yazıyı kat kat aşar, uzun bir öyküye dönüşür: Türkçemizin Başına Gelenler...
Şimdi de her başlık için birer örnek:
1) Aynı ya da ayrı dillerden anlamdaş (eşanlamlı) sözcüklerin birlikte kullanılması:
İnsan böyle bir şeyi neden yapar? Çoğunlukla, konuşmayı, yazıyı zengin göstersin diye yapıldığı kanısındayım. Osmanlıcadan vazgeçemeyenler ile Osmanlıca sözcüklerin albenisine kapılanlar da bu yolu seçiyor. Anlamdaş sözcüğün birini öbürünün açıklaması olarak kullananları unutmayalım. Bir de bunları, anlamları yakın sözcükler, benzer sözcükler diye bilenler var. Örn. "Kalp ve damar hastaları, tercihan, kolesterol düzeyleri düşük olan bu yağları yeğlemelidir."
2) Kökleri ayrı dillerde anlamdaş, ama biri ad (isim) öbürü önad (sıfat) olan sözcüklerin birbirleriyle ilintili olarak birlikte kullanılması ya da bunlarla tamlamalar yapılması.
Yukarıdaki nedenler, bu madde için de geçerli. Ayrıca, söz dağarcığının kulaktan dolma oluşu bu işte önemli bir etmen ve böylesi yanlışlıkları yapabilmek, dilbilgisi konusunda da bilgisiz olmayı gerektiriyor. Örn. "Son seçimlerde, birçok siyasetçi politika sahnesinden silindi."
3) Çeviri ya da çeviriye kaçan sözler kullanılması.
"Özgün" görünme tutkusu insana neler yaptırmaz ki!.. Örn. (Hemen her televizyon kanalının olmazsa olmazı olan yemek bölümünde, izlencenin o pek ünlü konuğu, aşçının gururla sergilediği yemeğe şöyle bir göz attıktan sonra:) "Harika gözüküyor!..."
4) Gereksiz yere kalıplaşmış sözler edilmesi.
Bol keseden harcamanın bir başka türü olarak her an karşılaşabilirsiniz. Örn. (ABD’nin Irak’a saldırısının başkonu olduğu günlerde, bir televizyonumuzun eşsiz "engkırmen"i:) "Savaşı yerinde izleyen arkadaşımız M...., ayağının tozuyla buraya geldi, şimdi bizi aydınlatacak. Evet M...., neler anlatacaksın?"
5) Türkçesi ya da Türkçede yerleşmiş karşılığı olan yabancı sözcük kullanılması.
Bunu, genellikle, "bilgili, konusunda uzman, yabancı yayınları günü gününe izleyen birisi" olduğu izlenimini yaratmak için yapıyor insanlar; genellikle de sözcüklerin kimini İngilizce, kimini de Fransızca söylenişleriyle kullanarak... Örn. (Yine televizyonlarımızın vazgeçilemez çerezlerinden biri olan "sektörel" tanıtım izlencelerinden birinde, bir kuruluşun yatırım uzmanı, "kimse beni tutmasın" dercesine anlatıyor:) "Bu finansal enstrümanlardan hangisinin realize edileceği, tüm opsiyonlar dikkate alınmak suretiyle, direkt olarak menicmınt departmanımıza bağlı olan ....."
6) Moda sözcük ve söz kalıbı kullanılması.
Bu, modaya düşkünlüğün bir uç noktası olarak her an/her yerde/her koşulda karşınıza çıkar. Ondan kurtuluş yoktur, çeker sizi; çünkü, "Onda müthiş bir pozitif elektrik var."
7) Gereksiz sözcük kullanılması.
Kimileri, dil ve sözcük bilgilerinin ne denli "engin" olduğunun bir başka göstergesi olarak zaman zaman bu yolu da seçerler. Örn. (Bir yetkili, düzenlediği basın toplantısında bir soruyu "kısaca" yanıtlıyor:) "O konuyla bizzat ben kendim meşgul olacağım."
8) Yanlış sözcük kullanılması.
Bu durumun, sözcük dağarcığının ve sözcük bilgisinin zayıflığından kaynaklandığına kuşku yok. Ancak, kimi kez hiç umulmadık ağızlardan da bu sınıfa giren şaşırtıcı sözler duyulabilir; neden böyle bir durum ortaya çıkar, hiç anlayamamışımdır. Örn. "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümet ile ordu arasındaki ahenkli çalışmayı bozmak isteyenler olduğunu söyledi. ’Genç subaylar hükümetten rahatsız’ haberlerine atıfta bulunan Erdoğan, ’Sağır duymaz uydurur kabilinden fitne fücur doğurabilecek virüsleri ortaya koymak, bu ülkeye ihanettir’ dedi." (Akşam gzt. 26.5.2003. Ve anlamsız bir not: fitne fücur çok fitneci; insanları birbirine düşüren, arabozucu, karıştırıcı[kimse].)
Ve tez hazırlamaya değer bir konu:
9) Zorlamayla olur olmaz yeni anlamlar yüklenen kimi sözcük, söz kalıbı ya da deyimler kullanılması. Dilimizin kısırlaşmasına yol açan işlerin başında bu gelir ve dil törpüleyicilerince yerine getirilir. Dil törpüleyicilerinin başaraçları ise, "her kapıyı açan anahtar" gibi yerli yersiz, gerekli gereksiz kullandıkları kimi kof sözlerdir. Ben o sözlere "maymuncuk sözler" diyorum. Sayıları pek çok. Ve her gün dolaşıma yenileri çıkarılıyor... İşte birkaçı: Adına, bu anlamda, bir şekilde, diye düşünmek, altını çizmek, ..... gibi bir lüksü olmamak vb. vb.
Pek bildik geldi değil mi?
İşte, "maymuncuk sözler" alanı, başlıbaşına bir inceleme konusudur; bu konuda tezler hazırlansa yeridir. Ben ise, bu sözlerden sadece biri için, bir şekilde için ancak şu manzumeyi yazabildim:
BİR ŞEKİLDE
Ne olursa olsun
Muhakkak
Bir yolunu bulup
Bir dengine getirip
Ne yapıp yapıp
Ne yapıp edip
Ne edip edip
Her ne olursa olsun
Bir çare araştırıp
Bir çaresine bakıp
Bir çaresini bulup
Ne pahasına olursa olsun
Bir çıkar yol bulup
Bir fırsat kollayıp
Bir fırsatını bulup
Bir fırsatını yakalayıp
Bir yol bulup
Her ne pahasına olursa olsun
Bir punduna getirip
Bir fırsattan yararlanıp
Bir bahane bularak
Bir fırsat yaratıp
Çok zor gibi gelse de
Bir bahaneyle
Kıyamet de kopsa
Zor gibi gelse de
Çok zor olacaksa da
Mutlaka
Bir yolu bulunup
Yani BİR ŞEKİLDE
Bu soruna bir çözüm bulunur
Yazıyla ilgili birkaç açıklama:
* Başlıklar, sıralama numaraları, örnek başlıkları olarak verilen "1 Aynı ya da ayrı dillerden ..... " vb. sunu sözleri ile bu başlıkların altındaki örnek tümcelerdeki "tercihan" ve "yeğlemelidir" gibi yanlış kullanım olduğunu savladığım örnekler siyahtır. Bu açıklamayı, bilgisayar ortamındaki aktarımlarda ortaya değişik görünümler çıkabildiğini bildiğim için yapıyorum.
* "Bir Şekilde" manzumesinde, noktalama imlerini özellikle kullanmadım.
|
|