MAHİR SÜRMELİBEY
ŞİİRLER
ŞİİR YAZMAYACAĞIM GÖZLERİN VARKEN
Önce sen başla sevgilim
Önce sen dök için
Gözlerin Yeşil Türbe
Gözlerin çini çini
Her kıvrımında bir hasret
Denize ulaşan çayın,
Şavkı vurmazsa güneşin
Halesi olur mu ayın ?
Önce gözlerin girdi kanıma
Gözlerinde tanıdım günahı
Gözlerin, gecenin rengini almış
Gözlerin kâbe siyahı
Önce açarmış çiçek,
Solarmış derler meyve için..
Ardından dal boyu umut
Çiğ düşmüş gibi nemli tutuyor,
Gözlerini dolaşan bulut.
At topallamaya başlayınca
Alınmaz mı sırtından yük?
Bu aşk kervanında ey sevgili
Yüküm büyük!
Bir heyecan sardı içimi
Sarmaşık dala yetişir.
Kırdım kalemi yazmayacağım;
Gözlerin varken şiir.
NARDA
Bir Nisan sabahı,
Dağlarda karlar eriyor.
Oturmuş gözlerime yalnızlık, eli silahlı;
İçime korku veriyor.
Adını aylar var ki Narda,
Bir kerrat cetveli gibi ezberliyorum.
Depremler oluyor içimde yokluğuna,
Üstümde yıkılmış duvar ağırlığı,
Boncuk boncuk terliyorum.
Hatırlar mısın?
Çocuktuk ikimiz...
Kibrit çöpünden ev yapmıştım sana,
Suluboyamda tükenmişti yedi renk.
Dudaklarının kırmızısını,
Gözlerinin yeşilini vermiştin.
Saçlarının siyahında şimdi odam,
Başım darda.
Yalnız bırakma beni n`olursun,
N`olursun Narda!
Isırgan otları ayakuçlarımda,
Kalbimin ortasında çakır dikeni;
Uykusuz geceleri sabaha kördüğüm bağlıyorum.
Bir de sen tel örgüler çekme umutlarıma,
Bir de mevsimsiz kışlar getirme Narda!
Başımda uğursuz baykuşlar dolaşıyor,
Öyle bir isyan ki içimde bu,
Öfkem korkularımı aşıyor.
Ayrılık dendi mi oturur,
Mendilleri gözyaşıyla yıkardım.
Sevmeyeyim diye bir başkasını Narda,
Yüreğimi yerinden çikardim.
Kesildi umutlarımın şahdamarı;
Kaç öldüm, kaç dirildim bilsen...
Bir ağaçta kırk yaprak,
Bir dalda on çiçek açar da;
Ben gönlüme sığdıramadım yalnızlığı,
Sığdıramadım Narda.
AT SÜRME VAKTİ DENİZE
Nasıl unuttuk, kimdi dün meclisimize gelen ?
Unutturdu çok şey var ki, para gibi mal gibi.
Önümüzde umman sanki şu duran bir kaşık su
Çırpındıkça batıyoruz, eyvah, devrik sal gibi.
Bayrak açtılar zamana gölgesinde kaç devlet ;
Mühür vurduk tarihe biz, izi durur nal gibi.
Nerede o kavuğunu göğe yükselten başlar ?
Mühür vurduk tarihe biz , izi durur nal gibi.
Yeldeğirmenine hücum, yanlış dönüyor çarkı
Ayasofya mahzun bekler, birini bilal gibi.
At sürme vakti denize, kalk yiğidim kalk doğrul !
Bir fatih istiyor millet, kemâl ve celâl gibi.
Kovanlar sahte,çiçekler yapma, kokmuyor artık ;
Oğul yapmıyor arılar, şerbet verdik bal gibi.
Hakkını yemek vebaldir, hakkı büyük komşunun
Göz dikmek vacip cebine, bir hak oldu "çal!" gibi.
Rehberimiz tüysüz karga, bülbül sanır kendini
Geleceğimiz fincanda okunuyor fal gibi.
İki adım geri amaç, bir adım ileriye...
Andımıza uymaz kural : "orda dur ve kal !" gibi.
Sararmıyor hiç yüzümüz, pembe pembe olmuyor
Çok rengi yabancı bilir, yanağımız al gibi.
Sapını yontuyor keser, arslan postunda tilki
Görmemişti bu millet hiç, böyle bir zeval gibi.
Daha çok tekerrür eder, öğrendiğim bu tarih ;
Bir rüya görmüş gibiyiz, okuduk masal gibi.
KAÇ GÜNEŞ TUTULDU GÖZLERİNDE
Güneş, bir şahsuvar gibi
At koşturdu firuze akşamlara
Karanlık bulutların koynunda kayboldu
Bir Aşkabat gecesinde yalnızım
Akşamlar sensiz oldu.
Vuslat türküleri tutturdum
Sevgiliye gün boyu
En koyu yaprak yeşili gözlerine
Mersiyeler yazıp durdum.
Söz incileri topladım Okyanuslardan
Ak gerdanına üç otuz üç
Tesbih yapıp yıldızları taktım.
Biraz daha uzansam, biraz daha;
Zühre’ye ulaşacaktım.
Bir ellerini tutamam doya doya
Sevda memleketi azîz topraklarda
Bir de sen olsaydın ya...
Bir de sen olsaydın ya
Deniz fenerleri kadar yalnızım
Üşüttü kıyılarımı döven sular
Safran rengine boyandı birden
Kaydırak binen çocuk sevinci
Gönlümde heyelan var.
Efsunlu güzellik saklar
Kan sızan cam piramitler
Dallar Eylül yorgunu
Kuşluk vakti masallar
Terk-i diyar eyler bu şehirden
Bir ben, bir de yalnızlığım kalır
İlmek ilmek zamanı ucundan
Zor bağlarım akşamlara sensiz
Gölgesi evlerin bilmem kaç adam boyu
Uzadıkça büyür hasretim.
Ne zaman iki sevdalı görsem
Cımbız cımbız çekilir etim
Bir ağrıdır başlar ta derinde
Kaç ihtilâl yaşadık seninle ay yüzlüm
Kaç güneş tutuldu gözlerinde.
Oruçlu dudaklar ikindi üstü
Kavrulmuş kestane misali
Nasıl şerha şerha açılır
Öyle depreşir şu yaram.
Ey gözleri mahzun, gözleri karam.
Göz kırığı sarıya boyanmış
En mahrem yerinde gönlümün
En taze hatıran durur.
Nil bereketi var gözlerinde
Bahar gözlerinde uyur.
Kuzusundan ayrılan koyun
Kurda boyun eğer boyun
Ardı görünmeyen dağın
Yolcusu bir ben varım.
Üçler, kırklar, yediler
“Ayalın nerede?”dediler
Bülbül benim altın kafeste
Kanat bulsam uçarım.
Söndürmez yangınını yüreğimin
Denize akan nehir.
Sağınak yağmurlar belki;
Ağlayabilseydim bir..
Güneş bir şahsuvar gibi
At koşturdu firuze akşamlara
Karanlık bulutların koynunda kayboldu
Bir Aşkabat gecesinde yalnızım;
Akşamlar sensiz oldu...
|