MEHMET NACAR

ŞİİRLER

SEN DEĞİL MİSİN?

Aklını çelerek, haram meyveyi,
Adem’e yediren sen değil misin? 
Mecnun’u, ben sana aşığım, deyi,
Çöllerde gezdiren sen değil misin? 

Taç Mahal’ı Cihan Şah’a yaptıran,
Kırallara ayağını öptüren,
Saf gönlümü mutluluktan saptıran,
Canından bezdiren sen değil misin? 

Bütün dertlerime gözlerin neden.
Gözlerindir, beni perişan eden.
Gönül denizimde kaptansız giden,
Gemiler yüzdüren sen değil misin? 

Onbeş, yirmi, otuz, elli yaşında,
Dertli aşıkların koşar, peşinde.
Sevda yollarına adım başında,
Kuyular kazdıran sen değil misin? 

Gönül ocağıma incir diktiren.
Özlem ateşiyle orman yaktıran,
Bana ömür boyu çile çektiren,
Gönlümü azdıran sen değil misin? 

İçin acımasız, dışın da ceren.
Eriyor, sevdanla çileler deren.
Kalemi şairin gönlüne veren,
Şiirler yazdıran sen değil misin?


YORARIM SENİ

Bir güvercin olsan, koynuma girsen,
Gönül kumaşıma bürürüm seni.
Hazanlı ömrünü yoluma sersen,
Feleği yenerek korurum seni.

Ekildin bahçeme gonca gül gibi,
Seven gözlerimle dererim seni.
Gizemli gönlümün mahzun sahibi,
Mavi göklerimde ararım seni..

Bir güvercin olsan, koynuma girsen,
Sevgiyle şefkatle sararım seni.
Kahve gözlerinden sevgiler versen,
Okşayıp öperek yorarım seni.


YAZIK

Ağlasam güle yazık,
Gülsem bülbüle yazık.
Yandım bir güzel için,
Yanmasam küle yazık.

Çektim aşk feryadını,
Aldım çile tadını.
Andım yârin adını,
Anmasam dile yazık.

Aşk döndürür başımı,
Yarım koyar aşımı.
Silemem gözyaşımı,
Silsem mendile yazık.

Yâr yoluna bakarım,
Hasrete ad takarım.
Çağlayıp da akarım,
Akmasam sele yazık.

Fikrimi böle böle,
Duyguma oldum köle.
Girdim ıssız bir çöle,
Girmesem çöle yazık.

Zeki der ki: Aşk böyle,
Sığmaz akla, hayale.
Bağrımı açtım yele,
Açmasam yele yazık.

19 Temmuz 2006


GİYSİ

Bir giysi tanıdım hâlâ umuttu,
Arada sırada düğmesi koptu.
Nereye gittiyse bulup getirdik,
Verdiği sözleri yine unuttu.

Bir giysi tanıdım yüzü donuktu,
Yatırdı kaldırdı,sözü komuttu.
Yıllarca bekletti esas duruşta,
Kendisi beklerken naftalin koktu.

Bir giysi tanıdım gururu çoktu,
Canavar gibiydi, çok adam yuttu.
Aradım, taradım, iyice baktım,
Giysinin içinde hiç kimse yoktu.

Bir giysi tanıdım abuk sabuktu,
Düşüme dadanan arsız konuktu.
Uykumu kaçırdı gece yarısı,
Aklıma şeytanca fikirler soktu.

Zeki Çalar der ki: Kusur arama,
Ne yırtık bulursun, ne de bir yama.
Giysinin değeri bilinmez ama,
Giyenin sırtı pek, karnı da toktu.


ASKER MEKTUBU

Selâm edip, ellerinden öperim,
Şimdi çakı gibi askerim anne.
Hep kabarır kahramanlık hislerim,
Vatan için ölmek isterim anne.

Asker olmak, adam olmakmış meğer,
Bu vatan uğrunda ölmeye değer.
Mektubuma cevap gelirse eğer,
Sevinçten deliye dönerim anne.

Badem ağaçları, üzüm bağları,
Dikenlidir Gökçeada dağları.
Bize gölge olur zeytin dalları,
Hasret türküleri söylerim anne.

Bu adanın karayeli sert olur,
Türk askeri yiğit olur, mert olur.
Mektubun gelmezse bana dert olur,
Acele bir cevap beklerim anne.

Sabah olur, taburumuz toplanır,
Tüm bölükler isim isim yoklanır.
Hasretimiz yüreklerde saklanır,
Evimi, köyümü özlerim anne.

Şahin gibi baktım nöbet tutarken,
Yârimi düşündüm ay ışıldarken.
Sözüme burada nokta koyarken,
Her iki elinden öperim anne.


GEMLİK SAHİLLERİNDE

Oturdum taş üstüne, denize bakıyorum.
Uçuşan martılara hep seni soruyorum.
Bu ayrılık, bu hasret bitsin artık diyorum.
Gemlik sahillerinde seni düşünüyorum.

Öptüğüm, kokladığım bir resmin var elimde,
Sanki sigaram gibi tütersin gözlerimde.
Gül yüzün hayalimde, türkülerin dilimde,
Gemlik sahillerinde seni düşünüyorum.

Hasret beni kahretti, âşık ettiğin gibi.
Bir gemi daha gitti, senin gittiğin gibi.
Benden haber sorarsan, her şey bildiğin gibi,
Gemlik sahillerinde seni düşünüyorum.


ANNE

Canından can verdin, doğurdun beni,
Aldın kucağına sarıldın anne.
Ak sütünü verdin, doyurdun beni,
Beşikte salladın, yoruldun anne.

Ninniler söyledin uyusun diye,
Türküler okudun büyüsün diye.
Tuttun ellerimden yürüsün diye,
Bana tutunacak dal oldun anne.

Öğüt verdin, akla erdirmek için,
Uğraştın didindin giydirmek için.
Bir kaşık çorbayı yedirmek için,
O tatlı dilinle bal oldun anne.

Sevdiğim yemeği leziz yapardın,
Üstümü kirletsem, hemen yıkardın.
Yüzüme şefkatle dönüp bakardın,
Sen her çocuğuna yâr oldun anne.

Küçük bir çocuktum ben hep gözünde,
Ne güzel uyurdum senin dizinde.
Cenneti görürdüm güzel yüzünde,
Gönlümde ışıyan nur oldun anne.

Sevgiyi, şefkati senden öğrendim,
Su içtim elinden, yemekler yedim.
Her canım yanışta "Ah anam!" dedim,
Her zaman dilimde var oldun anne.

Cenazen beklerken rahmet taşında,
Tekbirler çekildi her gözyaşında.
Üç kardeş ağladık mezar başında,
Hakk'ın rahmetine kavuştun anne.


BİR MEKTUP GÖNDERİN

Bir çınar bilirim gölgesi serin,
Unutmam derenin neresi derin.
Hasret yüreğimde nasır bağladı,
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Türküler söylerim gözlerim nemli,
İçimde özlem var, hasret kıdemli.
Razıyım olsa da binbir sitemli,
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Hasretin derdinden hislerim çağlar,
Gözlerim dursa da yüreğim ağlar.
Düşüme giriyor kekikli dağlar,
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Özledim sılamı güzel yurdumu,
Leylekler geldi mi, yuva kurdu mu?
Tek ayak üstünde öyle durdu mu?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Sürüler çayıra dağılıyor mu?
Alaca inekler sağılıyor mu?
Taş dibekte bulgur döğülüyor mu?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Sılayı andıkça gözlerim dolar,
Deli gönül yaylaları arzular.
Yine meleşir mi körpe kuzular?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Sodra Dağı bulutlara değer mi?
Ak üstüne yeşilleri giyer mi?
Cırcır böcekleri türkü söyler mi?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Kardeş kardeşini hiç aramaz mı?
Dostlar birbirini hatırlamaz mı?
Seven sevdiğine mektup yazmaz mı?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Bir kalem, bir kâğıt, bir de zarf olsun,
Sıladan gurbete köprü kurulsun.
Kalem tutan elleriniz nur olsun,
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Merak ediyorum hasta mısınız?
Ölen kalan mı var, yasta mısınız?
Milas'ta mı, yoksa Kars'ta mısınız?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.

Zeki Çalar der ki: Ey Gülten bacı!
Hasret bir dert ise, mektup ilacı.
Durur mu avluda o dut ağacı?
Bir mektup gönderin, bir haber verin.


MÜTEŞAİR

Sevdalılar aşkla şiir yazarlar,
Yürekteki korla gezip tozarlar.
Bu ülkede herkes biraz şairdir,
"Şair demem!" dersen sana kızarlar.

Övgü bekliyorsan, hak edeceksin,
Eleştiriyi de hazmedeceksin.
Şair isen, haddini bileceksin,
Bilmez isen, fiyakanı bozarlar.

Böbür böbür gururunu gezdirme,
Çok bilsen de, bildiğini sezdirme.
Sakın ha, kendine övgü düzdürme,
Söz güzelse, zaten övgü düzerler.

Her sözcüğün altın gibi olmalı,
Gün geçtikçe değerini bulmalı.
Ustalara biraz saygı duymalı,
Duymaz isen, seni fena üzerler.

Zeki der ki: Bir düzen ver kendine,
Yüksek uçma, engine gel engine!
Müteşair olma, şair ol yine,
Şair olan, şiirini pazarlar.

18 Temmuz 2006
	

GÖR

Âşık olmak ne demek?
Bak güzele, bak da gör!
Ne güç yeter, ne emek,
Yak abayı, yak da gör!

Başa hasret bulaşır,
Feryat göğe ulaşır,
Kırk bir tilki dolaşır,
Tak kafayı, tak da gör!

Ayıya dersin dayı,
Ne sandın ki dünyayı?
Gör Hanya'yı, Konya'yı,
El içine çık da gör!

Çöllerde kavrulursun,
Yellerde savrulursun,
Bin kez pişman olursun,
Tek bir gönül yık da gör!

Zeki der ki: Çek zahmet,
Zahmetsiz gelmez nimet.
Sabrın sonu selâmet,
Sık dişini, sık da gör!


HACI SÜLEYMAN

Her zaman borçlusun Allah'a karşı,
Var mı bir alacak Hacı Süleyman?
Sultan Süleyman'a kalmadı dünya,
Sana mı kalacak Hacı Süleyman?

Ne güzel Allah'ın adını anmak,
Şükredip, verdiği nimetle kanmak.
Kolay mı ilâhi bir aşkla yanmak?
Kalbin kor olacak Hacı Süleyman!

Ne mala önem ver, ne de paraya,
Yine de makul ol çıksan saraya.
Senlik, benlik fikri sokma araya,
Sözün bir olacak Hacı Süleyman!

Gittin de Mekke'den getirdin hurma,
Cennet cennet diye hayaller kurma.
Elin kusurunu yüzüne vurma,
Mizan kurulacak Hacı Süleyman!

Şimdiden hazırlan mahşer gününe,
Yüzün dönük olsun kıble yönüne.
Günahın, sevabın gelir önüne,
Hesap sorulacak Hacı Süleyman!

Ağını örerken kader örgüsü,
Yıllarla eğeler ömür törpüsü.
Kıldan bile ince sırat köprüsü,
Geçmek zor olacak Hacı Süleyman!

Hazreti Muhammed de ki gönülden,
En güzel sözcükler dökülsün dilden.
Ne elden medet um, ne esen yelden,
Allah kurtaracak Hacı Süleyman!


SILAYI BOŞ MU SANDIN?

Sılayı boş mu sandın?
Gurbeti hoş mu sandın?
Uçtun baba evinden,
Kendini kuş mu sandın?

Ne anneni dinledin,
Ne babanı dinledin,
Haftada bir gelmedin,
Yolu yokuş mu sandın?

Gurbete konan ağlar,
Hasretle yanan ağlar.
Ardından anan ağlar,
Yüreği taş mı sandın?

Derdim gizli yürüdü,
Ciğerlerim çürüdü.
Aka aka kurudu,
Gözlerim yaş mı sandın?

Geçer cicim ayları,
Gelir çile payları.
Çok çekersin vayları,
Gerçeği düş mü sandın?


ZAMAN

Günler uçup gidiyor, zaman sanki kuş gibi,
Aylar birer basamak, her yıl bir yokuş gibi.
Hep umutla yaşadık, hayallere kapıldık,
Bir gün aynaya baktık; gerçek soğuk duş gibi.

Çok yolcu gelip geçti dünya denen bu handan,
Kimi candan dert yandı, kimisi de canandan.
Ya ağladık, ya güldük, ders aldık hep zamandan,
Ha yaşadık, ha öldük, bir varmış, yokmuş gibi.


USTA

Sakalların ak usta,
Elin, yüzün pak usta.
Yaş tahtaya basmazsın,
Senin gözün sak usta.

Ayır var ile yoku,
Düşün aç ile toku.
Geçmişi iyi oku,
Geleceğe bak usta.

Hin olanlar hinlenir,
İnsan bazen kinlenir.
Her dediğin dinlenir,
Senin sözün hak usta.

Üzen biz, üzülen biz,
Ağlayan biz, gülen biz.
Bir mutluluk resmi çiz,
Çerçeveye tak usta.