MUSTAFA ATİŞ
ŞİİRLER
Gül Endam-1
Çöllerde bir sen misin sonsuzluğu arayan
Yalan!. Yalan bu hazan, hayal mevsimi yalan
Vaveylalar titredi kalplerde sarardı gam
Bir sen misin düşünen kavuşmayı Gül Endam
İntizar gülşenlerde yeşermişti aşkımız
Önce hasret, sonra vuslat ve ayrılık şarkımız
Bir yılbaşı gecesi çarmıha gerildi çam
Yıllar geçti, gönlümdeki aşk geçmedi Gül Endam
Şimdi her an peşinde karlı dağların kurdu
Aydınlığa koş endam, güne karanlık vurdu
Bulutsuz bir gecede yine seninle olsam
Gelmez misin kalbime, girmez misin Gül Endam
Her seher maveradan duysam serzenişini
Yaprağına dokunan bir dem kırağı olsam
Bir gözyaşı damlası hatırlatır mı beni
Aldığım her nefesi solur musun Gül Endam
Gördüğüm gün resmini bakıp bakıp ağlasam
Seninle gecelesem seninle sabahlasam
Yine de bu zamanlar yetmez bana gül endam
Sensizlik bir intihar, anlasana Gül Endam
Saçlarım ağarıyor tan yeri ağarmadan
Yıldızlarım sönüyor aydınlığa varmadan
En kudretli çağında yıkılır mı bir adam
Al tut ellerimi, kaldırsana Gül Endam
Eğer isyan etmişse gölgem toprağa suya
Vur gölgemi gül endam vur sürmesin bu rüya
Beraberce dalalım o dönülmez uykuya
Benimle yaşamaya ölür müsün Gül Endam
Gülizarda son umut artık ölüm uykusu
Ben yalnız bir karanfil, sen bir güneş sen bir su
Sararmış mahzenlerde kuruyor yitik sevdam
Gönlünü sebil edip sular mısın Gül Endam
Hüzün yağmurlarında mehtabına yar olsam
Bir infaz oluversem hasretine vurulsam
Her an seni bekleyen kutsal bir diyar olsam
Gökkubbenin altında sorar mısın Gül Endam
Berzah Alemlerinde arar mısın Gül Endam
Gül Endam-5
Sen ağlıyorsun... ben yanıyorum
Sen gülüyorsun... ben sönüyorum
Bir gülü sevmenin ızdırabıyla aşkımın
Hazan mevsimi dolarken gecelerime
Karanlığın yüreğime damladığı an
Kâbus rengi rüya gibi... kara gibi
Bağrımda açılan yara gibi
Sen dokunuyorsun... ben kanıyorum
Sessizliği dinlemeyi özlüyorum sonra
Sensizliği beslemeyi umutlarımda
Uçuruma giderken hayatım
Bir romanın akışına kapılmayı
Terkedenin sen olduğunu
Umursamayanın ben olduğumu
Yine bir dumanlı sabahında uykumun
Yaralı şarkıların yüreğini beklerken
Bitap düştüğünde aşkımız...
Sen ağlıyorsun... ben yanıyorum
Sen gülüyorsun... ben sönüyorum
Sen çıkıyorsun karşıma sonra
Ben... Utanıyorum
Yalnızlığımı anla yine bu gece
Hissettiğim karlı dağların ardında seni
Bir rüzgâr olmak istiyorum Kuzeydoğu’dan
Işık olmak istiyorum gözlerini hapseden
Aşık olmak istiyorum kaybettiklerime
Güneş gibi... yağmur gibi... bulut gibi...
Sonsuzluğu bekleyen umut gibi...
Sen ağlıyorsun... ben yanıyorum
Sen gülüyorsun... ben sönüyorum
Sessiz şafaklarımı her sabah
Sensiz bir daha
Bir daha anıyorum
Kar düştü dolaştığımız yeşillere
Tutunduğumuz dallara...
Güvendiğimiz dağlara kar düştü
Bir soğuk hayaldi ki aklıma
İlkbahar’dan kalan yar düştü
Gidişin düştü kalbime... isyanlar düştü
Ben seni arıyordum sende... hep onlar düştü
Türkülerimiz öksüz kaldı... ağıtlar düştü
İsmini gözyaşıyla yazdığım kâğıtlar düştü
Bir soğuk hayaldi ki aklıma
Mazide kalan
Hatıralar düştü...
Yorgun günlerin şarkısını söylüyorum
Vurulduğum günün melodisini
Esrarına gizliyorum duygularımı
Derinliklerine gömüyorum kalbimin
Çiğnemediğim gururum üstüne
Bozamadığım yeminim üstüne
Alaturka bir plak gibi
Tekrar tekrar dinlerken hatıraları
Nedamete sarılıyorum seni sevmekten
Mehtabına sarılmak gibi karanlığın
Göğsüne yaslanmak gibi...
Seni ölesiye unutmak varken
Utanıyorum...
Sen ağlıyorsun... ben yanıyorum
Sen gülüyorsun... ben sönüyorum
Sen dokunuyorsun... ben kanıyorum.
Sen unutuyorsun... ben anıyorum
Sen çıkıyorsun karşıma sonra
Ben...utanıyorum
Gül Endam-4
Sen;
İlkbaharı yaşarken yad ellerinde
yanında sevgilin vardır
kır çiçeği uzatır sana
alırsın... düşünmeden bile
takarsın yakana
mutluluğun sarhoşu olursun
ben...
sonbahar akşamlarında sönük
soğuklar içinde kara
umutsuzluğun sarhoşu olurum
tebessümlerim üşür dudaklarımda.
aşkımızın anısına
gözyaşımla sularım mahzenleri
kardelenler büyütürüm
adını yazarım yapraklarına
karanfiller öksüz kalır
kökleri susuz
ömürleri yetmez bahara
ben kaybolurken yalnızlığın koynunda
sevgilinle koşarsın mutluluklara
benim aşkım susuz kalır...
gözlerim uykusuz
bırakır yerini karanlıklara
yutkunurum...
sensizliğime... kaderime
biçare kalıp suskunluğuma
hüznümü vururum dağlara.
deniz benizli sesin
yankılanır kalbimde
rüzgarlar seni söyler
yağmurlar seni arar
sen... dalgalı hülyalarımda
bulutun güneşi kapattığı gün
hayallerimi birer... birer...
yarınlarımı kurşuna dizersin
sen koşarken özgürlüklere
ben gerilirim çarmıha
nasıl anlatsam gülüm
infaz gecelerimde
umuda silahsız kaldığımı
ayrılıklar yıkmıştır beni
hasret yıkmıştır
ve darılmıştır bana
her dem ararım seni
yağmurların altında
rüzgarların gölgesinde
haber alamam...
tutku olur düşlerime özlemim
dayanamam...
haykırırım gökkubbenin altında
akislerim yankılanır ufuklarda
şafaktan şafağa
Sen...
düğün için gelinlik beğenemezken
ben bir parça kefen ararım
hazin yolculuklara
vuruşurum kendimle
kurtuluş görürüm ölümü
....................................
fazla sürmez hesabım
yayılır kara bir haber
kulaktan kulağa
sen Gül endam
üzülmezsin bile
yıktığın umutlara
güneşin;
doğduğu yerden battığı
ve umudun söndüğü gün
hatırlatır sana bir karanfil
yıldızın eriyip düştüğü yeri
meltem olamazsa da duyguların
isyanların kasırga olur
gururunu ayaklar altına alıp
parçalarsın acımasızca
bir daha... bir daha.
sen bilir misin gül endam
gurbet uzaklarda aranmaz
beni korkutan sıladır
yakınlıktır... zamandır
sesinin yüreğime
hançer olduğu andır
sen üzülme...
hançeri vurduğun yerde
yine sen varsın
ruhum;
ızdırap çekmeden gider Allah’a
ama kobay vücudum;
dokunuşundan yoksun
ihanetinden harap
gider... ardına bakmadan
dönmez bir daha...
dedim ya gülüm
dinmedikçe bu hasret
bitmeyecek bu sevda
yıldızların ışığı sönmeden
ufuklar baharı görmeden
belki bir gün
yine ararım seni
uzaktan uzağa
sen de
bir gün ararsan eğer
bil ki;
güneşin doğduğu
umudun söndüğü yerdeyim
ve yine bil ki;
bu gönül seni hep bekledi
sonsuza dek
bekleyecek Gül Endam.
Nazlı Gülüm-3
Solmayacaktı güllerimiz
Sözümüz vardı bizim;
Buğulanmış gözlerinle Gül Endam
Sessiz çığlıkları gömerken kalbine
Yüreğime deprem olup
Susuyorsun ya
Artık gidiyorsun ya yanımdan
Ağlıyorsun ya
Özgürlüğe bıraktığın serçenin
Kanadında kan gördüm
Uçurtmaları bağlama gökyüzüne
Umutları bağlama
Rüzgarın sesi beni boğmaya yeter
Ağlama!...
Amacın kanatmaksa yaralarımı
Hadı vur!..
Vurdukça kanıyorum ne de olsa
Bulduğun yerde bırak beni
Gözlerim nemli kalsın biraz da
yüreğim sönük
Güneşin sarısı gibi alınyazım
Sözlerinle yaralansın biraz da
Hadi git!..
Durdukça kanıma giriyorsun...
Bakma bana öyle suçlu gibi
Bu aşka silah çeken ben değilim
Sessizliğe dinamit koyan da
Kuşları avcılar vurdu gülüm
Tüyleri düşerken karlar üzerine
Ne bilirdim
Sonumuz olacağını..
Sen de gidiyorsun...
Diyor ya şair;
’’Elimi beş yerinden bağladı beş parmağın
Bağrımda yanmadık bir yer bırakmadan git!..
Bir yarin göçtüğünü / çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!..’’
Bu günümüz suçlu diye
Yarınlarımızı öldürüyorsun
Gerçeklerden kaçmak adına
Şarkımızı yarım bırakıyorsun
Hadi git!..
Git kolaysa
Daha ne duruyorsun
Tut ki;
Tanışmadık... görüşmedik...buluşmaık...
Bir rüyaydı yaşadık
Ne artık şiirlerimin prensesi
Ne de gönlümün kraliçesi
Ölüme silah çeken hayatın
Gerçeğine vurulduk sırtımızdan
Ne çıkar!..
Tut ki;
Sazımın telleri seni anmasa artık
Şiirlerim öksüz kalsa biraz da
Sensizliğe ram olsa gecelerim
Rüyalarım susuz kalsa biraz da
Ne çıkar!..
Tut ki;
Dünya kocaman bir yalan
Umut yalan, ateş yalan, aşk yalan
Ölümden öte gerçeğin sahtesi yalan!..
Tut ki;
Yalanın gırdabında boğulduk
Ne çıkar!..
Bir gidiş ki vedasız
Ve de el sallamadan...
Bir daha dönmemek üzere
Git ki son olsun çırpınışım
Canevinden yaralanışım
Şiirimde kanayışım
Git ki;
Bir son olsun dağ gibi yıkılışım
Sana ait bir gönül var bende
Onuda tırnaklarımla parçalarım
Hadi git!...
Nazlı Gülüm-2
Yarınları gül kokan bir intihar sabahı
Giriverdi zehirli bir gül gönül bahçeme
Baykuşlar haber saldı çığlıkları dağlara
Dağlardan bir kıvılcım düşüverdi kalbime
Ayrılığın şimşekten kor olduğu zamanda
Düşlerime ram olan bir ateşle kavruldum
Gül endam... bedenimle sensizliğe vuruldum
Ruhum bir başka yansır hayal aynalarına
Ömürden bir kıvılcım koparır seni benden
Kan kana karışmadı benim düşlerim kadar
Bülbül gülü sevmedi mehtaplı bir gecede
İki dünya verdiler yüreğime pranga
Örümcek kadar umut öremedim kendime
Hakikatte Tur Dağı’nda gülü solduran volkan
Eridi geleceğin sahipsiz kollarında
Gül endam... o gecede sen olsaydın yanımda
Angarya saatlerim bırakmıyor zamanı
Uğruna can verdiğim peygamber çiçekleri
Sessiz bir ağıt sanki gözlerinde buğulu
Bir kasırga yüreği kadar sancılı aşklar
İnan bu melodiler sana da son şarkıdır
Nakaratı ölüm kokan ayrılığın şarkısı
Kaderi özümseyen aklımın kıskacında
Öğrendim musikinin gizem dolu ruhunu
Hayat kadar kısacık... ebedi heyecandı
Gül endam... senle doğan günler dahi yalandı
Bitmez bu sır dünyası, kelimelerle bitmez
Artık dudaklar sussun... kalpler, gözler konuşsun
Her hatıra canlansın serseri bakışlarda
Közlensin her hatıra kan gövdeli yaşlarda
Bir damla bin umuttur gölgemi temizleyen
Zamanın çirkefinde açık sarı bir umut
Seninle kavuşmaya zehir kattık Gül endam
Vuslata can gelmişti... biz kanattık Gül endam
Bir zindan kokar şimdi esaret zincirleri
Nostaljinin koynunda güller açar zemheri
Bir cemre düşüverse bulanık saçlarıma
Şemalin toprak kokar berzahın yumağında
Bir ölüm vurur beni... vurur sorgulamadan
Artık git be Gül endam... fazla yaralamadan
Sevgi darağacında bir infaz bekler beni
Kırık yaşam kılıcın kabzasında güller var
Kurşun kadar sıcaksın hedef kadar karanlık
Gül endam... güle benzedin diye öldürecekler seni
Kimdi?.. Işık sümbülü geceye konan kimdi...
Beynime boydan boya şimşekleri çaktıran
Tavus kuşu bir defa görecekti kefeni
Cesedi bir tabuta sığdıramayan kimdi
Gönlüm aşina oldu tutku saraylarına
Mezarıma karanfil döktü beyhude rüzgar
Kimdi... yağmurda solan karanlığa böcekler
Kubbesinde alemin ayışığı damlarken
Ağlıyor dev aynada bir karınca gölgesi
Senin umudun kadar yeşil... ama karanlık
Senin umudun kadar hüzün kokar nefesi
Ellerim kan sağıyor hazin dokunuşlara
Issız kaldırımlarda şafakları bekleyen
Gizle beni kalbine aşkı orda bulayım
Orada ateşinle bir ömür kavrulayım
Asumanda bir bulut merhamet gözyaşları
İndikçe arz-ı zemin özlüyordu baharı
Bir kızıl arzu gibi titredi karanfiller
Zemheriye dönüştü aşkın kaynar suları
Sevdamız bir türküydü... ağıt oldu bir gece
Rüyalar kabus oldu... viran oldu her gece
Soğuk damlalar düşer artık yapraklarına
Kardelenler selamlar kırılmış dallarını
Bir gün karanfil doğar belki topraklarına
Okşar yine tenini çamurdan saçlarını
İncitmeden sokulur yine dudaklarına
Yudum yudum eritir nefesinin sesini
Kök salar sessiz sessiz uyuduğun yatağa
Hissedersin yanında çağlayan gölgesini
Senin üstünde büyür bir gülün anıları
Senin şarkını söyler gülün hatıraları
Gül endam... ışık vardı... nur vardı bahçemizde
Biz beraber kararttık düne aydınlıkları...
|