SİBEL SAYIN
BAŞARILI OLMANIN 10 ALTIN KURALI
Böyle bir başlık sizi ne kadar çeker bilmiyorum, ama bu tür başlıkları gördüğüm her yazıdan, her kitaptan nedense farenin kediden kaçtığı gibi kaçıyorum. Bazı başbilirler, bunun başarısızlığa demirlenmiş bir kişilikten kaynaklandığı yanılsamasına düşebilirler. Ancak bir önceki cümlede de belirttiğim gibi, bu sadece bir yanılsamadır.
Hayatın ve başarının böyle standartlarla belirlenmesi bende bir matematik denklemde X olduğum duygusu uyandırıyor. Oysa aynaya bile baktığımda bir X’ten fazlasını görüyorum. Kendi hayatını kendi felsefesini yaşayamamış, kuramamış insanlara 2 tablet yön gösterme modeli... Ve her nedense bu başarı hikayelerinin hiçbiri bir "10 Altın Kural" kitabından yararlanmamıştır.
Aslında hiç gerek yokken bu 10 altın kurallara neden kafamı taktığımı bilmiyorum. Muhtemelen son yıllarda bütün kitapçılarda "business" kitaplarına ait raf sayılarının artması, gazetelerde ve özellikle pazar günleri yayımlanan insan kaynakları eklerinde gördüğüm yazıların ve ilanların etkisi olmalı. Ve işin tuhafı, tüm bunlara şöyle bir göz attığınızda insanda hep bir "Eee biz bunları biliyoruz" duygusunun oluşması.
Zaten bir yerlere gelmiş, un ve elek ilişkisine duvarı da eklemiş bu insanların hikayeleri, anahtarları açıkcası beni Hasime’nin başarı hikayesi kadar ilgilendirmiyor.
Hasime, benim evime gelen gündelikçi ve kocası 100 milyon maaş alırken o, bir yandan iki çocuğuna bakıp okutuyor. Kendisi ara sıra gündeliğe gidiyor. Daha reel, daha insani, daha içten "10 Altın Kuralı" var Hasime’nin. Ve bunları tanımlamıyor, sadece uyguluyor.
Örneğin kendisi gündeliğe gittiği günlerde çocukları ona küsmesin diye mutlaka çikolata götürüyor. Yine, gündeliğe gittiği günlerde çocuklarını bıraktığı bir akrabasına ertesi gün yemek yapıyor. İşinin olduğu günlerden bir gün önce ertesi günün yemeğini hazır ediyor.
Yani tüm bu pratiklikle Hasime’nin, "Bir Gündelikçiyi Başarıya Götüren 10 Altın Kural" isimli kitabının ya da yazılarının yayımlanmaması işten bile değil.
Sadece işini teorize edebilmeye ihtiyacı var. Örneğin çocuklarına çikolata götürmesini, "İşinizin ailenizle olan ilişkilerinizi bozmasına izin vermeyin. İş yaşamak için sadece bir araçtır. Aile içi ilişkileriniz ve işiniz arasındaki hassas dengeyi sürekli kontrol altında bulundurun. Onlara kendilerini düşündüğünüzü gösterin. Gönülllerini alacak küçük jestler yapın. Böylece aileniz, işiniz dolayısıyla onlara daha az zaman ayırdığınız için size tepkili olmak yerine hoşgörülü davranacaklardır" şeklinde sözcüklere dökebilir.
Melih Cevdet Anday, "Ölümsüzler" isimli oyununda, "İnsan beyninin çıkmazı basiti kavrayamamasındandır" demiştir. Gündelik hayatta süregiden basitliği kavramanın yolu, havalı cümlelerle yazılmış bol aralıklı "business kitapları"nda değil, gerçek hayatların derinliğindedir. Bu derinliği algılamanın yolu da bu cümleleri hatim etmekten çok bir parça empati ile ilgili sanırım.
Hasime’nin anlattıklarını dinlemeyi seviyorum. Çünkü basit yaşayış biçimlerini doğasından çıkarıp bir ayet havasına sokarak kendisine misyonerler yaratmak kaygısında değil.
"10 Altın Kural" kitaplarından nefret ediyorum. Çünkü bu kitaplar bana tetiklenmiş hırs-para-iktidar üçgenini düşmüş insanlarla Bermuda Şeytan Üçgeni arasındaki benzerliği anımsatıyor.
Kendi hikayemi yaşamak istiyorum.
Ve kendi hikayemde mutlu sona ulaştığımda, size, nasıl başarılı olduğumu anlattığım "10 Altın Kural" kitabını yazmayı...
|
|