SİBEL SAYIN

MESNETSİZ KURBAĞANIN ÖPÜLMEDEN ÖNCEKİ SON VIRAKLAMASI


- Abi yazı konulu muydu bari?
- Konulu, konulu...
- Hııı iyi bari...

       Karayolları imha ekipleri henüz yollardaki canlı cenazeleri toplamamış iken, pirenin tellallığı tellak çağrışımı ile gümbürtüye gitmiş iken, devenin berber dükkanı boy haddinden tasfiye olmuş iken bir masal daha başında figürasyonunu bile yıldırmış iken... Böyleyken böyle durumuna siz de başeğeceksiniz kadim dostlarım - peki kadim ne demekti?-

       Ben daha önce kesin yazmış olmalıyım sayıklamalar başlıklı bir yazı, böyle uyurgezer kıvamında yaşandığında tadından yenmez bir başlık oluyor bu.

       Siz hangi kavimdensiniz bilmiyorum ama ben kesin kurbağa seven bir kavmin soyundan geliyorum, hayalperest bir kişilik diyebilirsiniz ama fazla iyi niyetli bir tahmin olur bu. Ütopik bir yanı var bana kalırsa bu ruh halinin. Elbet öpülünce prens olacak bir kurbağa bulurum fantezisinin tükenmez umutlu polyannacılığı. - ulan polyanna nasıl yazılıyordu ki-

       Aslında bünyeleri vahim hatta arazlı bir duruma sokan daha acıklı bir ruh hali var ki o da kendini prens sanan doğuştan kurbağa olmanın acıklı trajedisi - ulan hem acıklı hem trajedi yazılır mı?- Soneler söylediğini varsayarken sadece vıraklayabilen bir kurbağaya ya rumuz goncagül edasıyla "kör tuttuğunu öper"siniz -yok anacım burada tashih redaksiyon zart zurt- ya da "bak güzel kardeşim senin bacağından Fransızlar güzel çorba yapar -Fransızlardı di mi - ancak soneler söylemek için ayışığı yetmez, tek kelimelik sözlüğünle yaratıcı çağrışımlar yaratamazsın narin prenses içgüdülerinde, gel sen adam gibi zıpla, gerekiyorsa dil at haşerelerine ama sone senin neyine?" tadında bir monoloğa girişirsiniz. Monolog diyorum malum -hatta malumdan öte yukarıda belirtmişim- kurbağanın sözlüğü tek kelimelik. Siz ne söylerseniz söyleyin o sizi "vırak" makamından algılayacak. Karşılığında aldığınız uzun bir "vırrrakkkkk"a anlam yüklemeye çalışmak da sizin iyiniyetli safdilliğinize yorulacak. -Kötü niyetli safdillik örneği verebilir misin bana?-

       Herneyse konu kaydı -sanki varmış gibi-. Kurbağanın acıklı durumundan bahsediyorduk aslında. Pörtlemiş gözleri, uzun dili ve sadece zıplatabildiği gövdesiyle kendini prens sanmasının trajik yanına parmak basacaktık. Dengi dengine vıraklayamamanın haddini bilmezliği ile tüm türdeşlerine küçümser bir gözle bakar. E nasıl bakmasın kardeş, evrimin anlı şanlı yollarını bir öpücükle geçebilmek kolay mı? Yeter ki yolu dereden geçen bir prensesle bir gün buluşabilsin. Gerçi binbir cilve ve masal çağrışımları yaratarak kendini çeşitli hatun kişilere öptürmüşlüğü de vardır bizimkinin ama uğrayamadığı mutasyonun sorumluları kesinlikle ilgili hatun kişilerin ari prenses soyuna sahip olamamalarıdır. Yoksa şöyle babayiğit el değmemiş bir kral kızı gelip de öpecek ve o atamayacak bir süreliğine ödünç aldığı şu kisveyi. Gerçi bu haliyle de kurbağa soyunu onurlandırmış, onlarla aynı boklu derede yüzmüş ve bundan gocunmuyormuş gibi davranmaya çalışmıştır. Elbette her canlının şu alemde bir işlevi olduğunun bilincindedir, yani kurbağaların bile, ama yine de onlarla fazla yüzgöz olmamaya çalışmıştır. E ne de olsa geçici bir süreliğine onurlandırmaktadır kurbağalar alemi ve boklu dereyi. Onlarla aynı seviyede yüzmesi -zıplaması da yazılabilir sanırım- aralarındaki düzey farkını sıfırlamıştır anlamına gelmez. Hem kişilik itibariyle -miş gibi yapmak ona uymaz, onlardan biriymiş gibi yani -ya ben zeka özürlüler için mi yazdım bu açıklamayı-.

       Bu suların cool kurbağasıdır o ne de olsa. Zaten bu cool duruş değil midir onu farklı kılacak ve her vıraklamaya bu son havasını katan.

       Yok ben nihayete ulaştıramayacağım bu karşılaştırmayı ve yorumu seyirciye bırakacağım; hangisi daha trajik: Kurbağa öpmeye teşne ruh halindeki kadınlar mı, yoksa prens olmaya çeyrek kaldı ha gayret makamında durmadan vıraklayan kurbağalar mı?