EDEBİYAT
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...


DOSTOYEVSKİ ve sosyal patlama

Son bir yılda art arda kitapları yayımlanan Dostoyevski’nin, "Karamazov Kardeşlerödeki Yüzbaşı Snegirev tiplemesi, bugünün kriz Türkiyesinde birçok insan tipinin karşılığı aslında.

ENDER ÖZKAHRAMAN

    İNSANOĞLUNU kötülüklerden koruması için yazılmış kutsal kitaplara şöyle bir göz gezdirdiğimizde tüylerimizi havaya kaldıran yüzlerce küçük hikâyeyle karşılaşırız. Her biri peygamberlerin, azizlerin, halifelerin başından geçmiş bu olayların bazılarında yer alan fantastik ve doğaüstü motifler onları daha etkileyici kılar. Bu kitapları okuyup, onlardan çeşitli dersler çıkarmaya çalışmak, kuşkusuz özel bir çaba gerektirir. Ruhumuzun hınç, hırs, şehvet, bencillik ve buna benzer daha bir sürü kötü yanlarını bir bir yerlerinden oynatmaya başlarız bu kitapları okurken. Zaten onların da amacı bu değil midir? Bizi kötü - günah olan tüm davranış biçimlerinden ve Tanrı’ya karşı gelmekle eş sayılabilecek düşüncelerden arındırmak!.. Lakin bunun o kadar kolay olmadığı, kötülüğün insana yapışıp kaldığı, bu kitaplarca da bilinen bir gerçektir. Bu yüzden de her an işlenebilecek olası bir suçu - günahı Tanrı’nın tolere etmeye hazır olduğu beyan edilir bu kutsal kitaplarda.

    Günahın kabulü ve bir daha işlememeye dair içtenlikle Tanrı’ya verdiğimiz sözler karşılığında -tövbe- affedileceğimizi bilmek bizi hem din kurallarının boğucu kuşatmışlığı karşısında biraz rahatlatır hem de Tanrı’ya biraz daha yakınlaştırır. Dünyada neredeyse her evde bulunan bu kutsal kitapların bugün süregelen insan hayatına ne kadar etki ettiği tartışıladursun, ben insan üzerinde benzer etkileri olan edebiyatın ‘kutsal’ kitaplarından birinden bahsetmek istiyorum: Dostoyevski’nin ölmeden üç ay evvel tamamladığı, yaklaşık 400 bin kelimelik dev romanı "Karamazov Kardeşler"!

    "Karamazov Kardeşler", aslında yazarın çok önceleri yazmaya başlayıp sonra toparlayamadan bıraktığı "Büyük Bir Günahkârın Yaşamöyküsü" adlı roman tasarısının parçalanmış son hali. Bu tasarısında anlatmak istediği görüşlerinin büyük bir bölümünü "Budala" ve "Delikanlı" adlı romanlarında hoyratça kullanmıştı Dostoyevski. Ancak yine de "Karamazov Kardeşler", benzersiz ve sarsıcı hikâyelerle dolu en etkileyici romanı oldu, yazarını peygamberlik mertebesine yükseltti.

    Kısaca değinecek olursak, üç kardeşin etrafında ve onların iğrenç bir karaktere sahip babalarının ölümüne değin geçen süreçte gelişir bu roman. Fyodor Karamazov, âşık olduğu genç kadını oğlunun elinden almaya çalışan sefahat içindeki eski bir Rus asilzadesidir. Elinden gelen her kumpası denemeye kalkışacak kadar şehvet düşkünlüğünde gemi azıya almış bir babadır. İçinde Tanrı inancı taşımayan bu arsız adama göre öteki dünya diye bir şey yoktur ve ölüm, sonsuza değin sürecek olan uzunca bir uykunun diğer adıdır. Bu yüzden, her iğrenç davranışının sonrasında bir zavallılık hissetse de kimseye verecek bir hesabı olmadığını kendi kendine hatırlatarak teselli bulur. Dostoyevski’nin insanlardaki kötülük yapma isteğinin nedenlerini sorgulaması, iyiliği sonsuz olan Tanrı’nın varlığıyla insanlardaki kötülüğün bağdaşabilmesi gibi oldukça karışık meselelerin kökenlerini araştırmasındaki başarısı bu dev romanda doruk seviyesine çıkar.

    Cezaevinden sonra sürgüne gönderildiği yıllarda Dostoyevski’nin aklını hep bu ve benzeri metafizik konular meşgul etti: Ona göre en ağır suçları işleyen insanlar bile aslında çok saf ve basittirler. Yalnızca tabiatları icabı, bir anlık gaflet anında kendilerini aşağıdan ya da yukarıdan gelen çekici kuvvete kaptırabilirler. "İnsanların iç dünyası alabildiğine geniştir. Kâinat ölçüsünde geniş..." der Dostoyevski ve ekler: "İnsan ruhu şeytanın Tanrı’yla savaştığı bir savaş alanıdır."

    Bu dev romanın ilk kısmında Karamazovları kısaca tanıdıktan sonra onların Zosima Dede’nin (Staretz) hücresinde buluşmalarını izleriz.

    İkinci kısımda o meşhur ‘Büyük Engizisyoncu’ vardır. İsa, yeryüzüne inmiş ve İspanya’nın Sevilla şehrinde mucizeler yaratmaya başlamıştır. O sırada Engizisyon Mahkemesi Başkanı bunu fark eder ve İsa’yı bir hücrede alıkoyarak o uzun sorgulamasına başlar. Dostoyevski, Rus anarşizminin Hıristiyan inancına yönelttiği saldırgan sorulara bir yanıt sayar romanının bu bölümünü.

    Üçüncü kısımda, kardeşlerden en büyüğü olan Dimitri, babasının ölümünden sorumlu tutularak sorgu altına alınır ve dördüncü kısım cinayetin düğümünün çözülmesiyle son bulur.

    Dostoyevski’yi biraz tanıyanlar, "Karamazov Kardeşleröde kendi kişiliğinin üç yönünü, hayatının da üç devresini anlattığını iddia ederler: "Karamazov Kardeşleröden Dimitri, onlara göre Dostoyevski’nin sürgünde sona eren romantik devridir. İvan, üniversite yıllarında ilgi duyduğu sosyalist yönünü, bu uğurda Tanrı inancını kaybetmek üzere olduğu yılları yansıtır. Ve Alyoşa... İşte bu karakter, Dostoyevski’nin olgun halinin, onun ulusuna ve dinine dönüşünün müjdecisidir.

    Oysa ki Edward Hallett Carr’ın incelemesinde Dostoyevski’yi asıl yansıtan karakterin Alyoşa ya da Dimitri değil de İvan olduğu yolundaki iddia, oldukça ilgi çekici. Çünkü, Büyük Engizisyoncu’dan bir önceki bölüm olan Başkaldırı’da İvan’ın Tanrı’ya saldırısı ve nazik bir şekilde ‘bileti geri vermek istemesi’, Zosima Dede’nin ve Alyoşa’nın savunmalarından daha güçlü ve daha inandırıcı. Dostoyevski’nin hayatının sonuna kadar şüpheci bir kişi olarak kaldığını düşünecek olursak, o zaman bu iddiayı da yabana atmamamız gerekir. Alman ve İngiliz izleyicileri de olan etkili bir Rus eleştiri okulu, Dostoyevski’nin Ortodoksluğu kabul edişini biçimsel bir şey olarak görür. Onlara göre Dostoyevski’nin gerçek dini, Hıristiyan ahlaki öğretisinin ve Hıristiyan inancının ötesinde bir çeşit anarşist mistisizmdir. Fakat biz, Dostoyevski’nin inancının bir tür sezgiden çok, akıldan geldiğini kabul ediyorsak eğer, bu inancın gerçekliğini yadsımamız için çok acımasız olmamız gerekir.

    Bir hastalıktan musdarip olup onun acılarını sürekli hissetmek olgusu, birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi "Karamazov Kardeşleröde de önemli bir motif olarak işlenir (Sürekli sara nöbetleri geçiren Smerdyakov). Dostoyevski’nin edebi hayatında oldukça önemli bir yer tuttuğu bilinen Gogol’ün, hayatının sonlarına doğru değişiklik geçirdiği ve Ortodoksluğu kabul ettiği sıralarda yazdığı mektuplardan biri, ‘Hastalığın Önemi’ adını taşır. Ona bir yığın budalalık yapma cesaretini verecek olan sağlığını elinden aldığı için Tanrı’ya şükreder Gogol... Çünkü bundan böyle kaleminden çıkacak olan her şeyin daha derin bir önem teşkil edeceğini bilir. Dostoyevski’nin de sarasına verdiği ruhi önemi anlamak için çok değil, herhangi bir romanını okumak yeterli.

    İkinci kısımda, Dimitri Karamazov’un bir sarhoşluk anında saçlarından sürükleyerek tartakladığı Yüzbaşı Snegirev ile Alyoşa arasında geçen bir bölümle bitirmek istiyorum. "Ve Temiz Havada" adlı bu bölüm, yoksul Rus memur tipinin gururuna olan düşkünlüğünün boyutlarını yansıtması açısından oldukça ilginç bir biçimde gelişir. Katerina İvanovna’nın Alyoşa aracılığıyla yolladığı iki yüz rublenin yüzbaşı tarafından reddedildiği sahnede Dostoyevski, isimsiz olduğu kadar ölümsüz bir kahraman da yaratmıştır aslında. Katerina İvanovna’nın yardım için yolladığı parayı o an elinin tersiyle reddederken, aslında birkaç gün sonra o parayı mecburiyetten kabul edeceğini iyi bildiğimiz bir yüzbaşı vardır ve onun gayreti yine de hiç olmazsa o an için Rus asilzadelerinin iki yüzlü, sözde şövalye soyluluklarını yüzlerine çarpar. Yüzbaşı Snegirev tiplemesi, bugünün kriz Türkiye’sinde birçok insan tipinin karşılığı bana göre. Zaten, bir tek zamansal farklılıklar taşıyan iki toplumsal atmosfer arasındaki bağlantı değil midir bizi bugünlerde Dostoyevski’ye biraz daha yaklaştıran? Dostoyevski de bir zamanlar ‘sosyal patlama’ beklenen bir toplumda yaşıyordu ve o patlamanın kıvılcımını çakacağım diye az daha idam sehpasında sallanacaktı.

    Bazen bulmaca eklerinde verilen o karmakarışık figürlerle dolu ‘Şaşı Bak, Şaşır!’ resmine baktığım gibi, bir Dostoyevski sayfasına da gözümü kısıp bakarım. Gözlerimin ‘şaşımsı’ konumunu bozmaksızın bu Dostoyevski sayfasının üzerinde sabırla beklerim. Ve işte o görüntü, evet!.. Bu, üç boyutlu bir sahnede sara nöbeti geçiren adam Dostoyevski’nin ta kendisidir. O kahkahalar atarak bana bakarken, ben hep şaşı gözlerimi bir daha eski haline getirememenin korkusunu duyarak o sayfanın üzerinde beklerim.



[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





    Sex and The City
    DİLSİZ Dengbej, dünü bugüne bağlayan bir söylence. Üstünde yaşadığımız toprakların, bu topraklarda yaşayan halkların acıları, sevinçleri, türkülerin tanıdık sözleri ve şiirin yıpranmamış imgeleriyle yeniden anlatılıyor. Acılar yaşanmasın, sevinçler çoğalsın ve kan silinsin diye... "Bir su verin bir su / Gönlüm serinlemez / Gülbahçesine dönmedikçe örenler / Sıvas’ta, Çorum’da, Maraş’ta. / Bir yudum suyunuz yok mu? / Yanmasın daha güller / Tunceli’de, Lice’de, Diyarbakır’da..."

KÖŞE YAZILARI
Sex and The City
Candace Bushnell
Çeviren: Aslı Alkış
Everest Yayınları
Fiyatı: 6.500.000 TL


MİLLİYET SANAT DERGİSİ
ARTIK AYLIK

Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
ÖZgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

12 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz
Can Baba'ya sevgiyle...








Tadımlık Kitaplık Eleştiri Yeni Kitaplar Edebiyat Bir Yazar