|
Gen cini kontrol edilemiyor
ORHAN TÜLEYLİOĞLU
BUGÜN dünyanın dört bir yanında, belki de uygarlık tarihinin en ateşli tartışması yapılıyor. İnsanlığa çok şey vaat eden genetik mühendisliği, acaba nelere mal olacak? Koyun klonlandığına göre, insan da klonlanabilecek mi?
Tıpta yarattığı devrimlerle milyonlarca insanın hayatını kurtaran, genetik mühendisliği tartışmalarının en önemli isimlerinden İngiliz bilim adamı Mae - Wan Ho bu kitabında genetik mühendisliğinin tehlikeleri üzerinde duruyor. Genetik çalışmalarının doğru kişilerce ve yoğun kontrol altında sürdürülmesi gerektiğine, yanlış kişiler tarafından kötü amaçlarla kullanılabileceğine ve bunun hayal bile edemeyeceğimiz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Mae - Wan Ho, bunlarla yetinmiyor; genetik mühendisliği biyoteknolojisinin halkın iradesi ve çıkarlarını görmezden gelerek, hızlı kazanç uğruna büyük sermayelerle el ele verişini, kötü niyetli bilimin genetik mühendisliği adı altında nasıl bilimsel bulguları göz ardı ettiğini gösteriyor. Genetik mühendisliğinin yanlış yönlendirilmiş uygulamalara ve etik dışı projelere nasıl hız kazandırdığını ve başarısız olduğunu gözler önüne seriyor.
Aslında her şey beş altı yıl önce başlamıştı. İlk önce süt verimini arttırmak için genetik mühendisliğiyle öküz büyüme hormonu enjekte edilmiş ineklerden BST sütü elde edildi. Sonra uzatılmış raf ömrü ile genetik mühendisliği ürünü domates geldi. Bu yolla insanoğluna sağlanabilecek yararların sınırsız olduğu öne sürüldü. Açlığı gideren tohumlardan, çevre kirliliğine kadar herkesi memnun edecek çareler vardı. Ama hepsi bu kadar değildi. Gerçek devrimin insan genetiği alanında olacağı iddia edildi. İnsanın genetik yapısı çözülecek böylece hayatı boyunca geçireceği tüm hastalıklar daha kişi doğmadan, hatta yumurta canlı içinde döllenirken anlaşılabilecekti. Buraya kadar her şey fazlasıyla çekiciydi.
Bir süre sonra Edinburgh yakınlarındaki Roslin Enstitüsü’nden bilim adamı Ian Wilmut, yetişkin bir hayvanın meme bezlerinden başarıyla bir koyun kopyalandığını bildirdi. Kopyalanan koyun Dolly doğmuştu. Popüler medya, bir taraftan onları kahramanlaştıran bir coşkuyla, diğer taraftan Frankensteinımsı bir korkuyla fırtınalı bir döneme girdi.İnsan kopyalamaya bir adım daha yaklaşılmıştı. Derken Norveç’te yayımlanan bir günlük gazetede, Dolly’nin dur durak bilmeksizin yiyerek kendini öldürmeye çalıştığını ve yaşıtlarından iki kat daha büyük olduğu halde yemeye devam ettiğini iddia eden bir rapor yer aldı.
Bir yıl geçmeden Chicagolu bilim adamı Richard Seed, insan klonlama üzerine çalışmaya başlayacağını açıkladı. Başkan Clinton hemen tepki gösterdi, on üç Avrupa ülkesinde olduğu gibi Amerika’da da insan klonlamanın yasaklanması için bir yasa hazırlamaya koyuldu.
Mae - Wan Ho’ya göre biyoteknoloji endüstrisi doğayı ve insanları kâr elde etmek için kullanılacak objeler olarak görüyor, tekelci endüstrinin en saldırgan ve sömürgeci haliyle işbirliğine giriyor, hiç kimsenin ihtiyacı olmayan ürünleri tüketiciye bir anlamda zorla satıyor, ayrımcılığa ve toplumların ve ulusların etik değerlerine uymayan diğer haksız uygulamalara yol açıyor, tıbbi uygulamalarıyla global bir krize neden oluyor, hayatın patentlenmesine yani insanların yediği yemekten sahip olacağı bebeğe kadar her alanını kontrol altında tutacak uygulamalara ön ayak oluyor.
Bilimin asla yanlış olmayacağını ama kötü amaçlar için kullanılabileceğini belirten Mae - Wan Ho, tam bu noktada kötü bilimin dünyaya zarar verdiğini, şu an yüz yüze olduğumuz ciddi problemlerin birçoğunun kaynağı olduğunu öne sürüyor. Biyoteknoloji endüstrisinin ileride nükleer silahlardan ya da radyoaktif nükleer çöplerden daha kötü sonuçlar doğuracağı yönünde bizi uyarıyor.
Gerçekte ne olup bittiğini, bu alanda ne tür gelişmeler kaydedildiğini anlamak, dünyamıza nelerin yapıldığını bilmek için Mae - Wan Ho’nun dediklerine kulak vermeliyiz. Benden söylemesi...
|