‘Gerçek aşk Türkiye’de mümkün değil!’
Duygu Asena, Gendaş Yayınları’ndan çıkan "Kadınlara Dair"in yazarı Oral Çalışlar ile kitabı ve aşkı konuştu.
DUYGU ASENA
ORAL Çalışlar... Yazılarını okuduğumda sanki ben yazmışım gibi geliyor... Ondan pek çok şey öğreniyorum. Onca, kadını, eşitliği, aşkı yazan erkekler arasında, içtenliğine inandığım belki de bir tek o var. O, eşitlikten, özgürlükten, aşktan söz ederken laf olsun diye ya da kadın okurları tavlamak için bunu yapmıyor. Eşitlikten, özgür aşklardan söz edip, özgürce yaşayıp, söz konusu kendi eşi olduğunda, tüm yazdıklarını unutup ‘ama o kadın’ demiyor. Oral, gerçekten öyle düşünüyor, öyle yaşıyor ve öyle yazıyor.
Oral Çalışlar bir erkek. Tüm kalbiyle kadını savunan bir erkek... Onu tanıyorum, ona inanıyorum, onu seviyorum ve kadın haklarını savunan bir erkeği okudukça mutlu oluyor, ‘demek ki olabiliyormuş’ diye ümitleniyorum.
Basınımızda pek çok erkek kadından, aşktan söz ediyor. Çoğu uzman kesildi ama biraz sorguladığında hiç de eşitlikçi olmadıkları ortaya çıkıyor. Sen ise kadın - erkek eşitliği konusunda gerçekten samimisin. Tarsus’ta doğup büyüyen bir erkek olarak, nasıl oldu da böyle oldun?
Evimizde demokratik bir ilişki vardı. Babam, köylü kökenli olmasına rağmen kibar ve demokrat bir insandı. Babası o çok küçükken Yemen’de savaşta ölmüştü. Yetim üç kardeşi tek başına anneleri yetiştirmişti. Belki de bu nedenle erkek egemen kültürü kuvvetli olarak içselleştirmemişti. Babamla annem arasındaki eşit sayılacak ilişki bizleri etkiledi. Daha önemlisi 1980’lerin başındaki feminist hareketten etkilendim. Sol örgütlerin egemenliğinin kırılması, solcu kadınların, erkek egemenliğini sorgulamalarını kolaylaştırdı. 1980’lerin sonunda çıkan Sokak dergisi de kadınlar, eşcinseller konusunda benim için eğitici oldu. Tabii bu konudaki en büyük etki eşim İpek’in. Onun bütün yaşamımı ve düşüncelerimi etkileyen büyük bir ağırlığı olduğunu söyleyebilirim.
"Âşk, iki cins arasında eşit bir ilişki anlamına geliyor," diyorsun. Bu demek oluyor ki Türkiye’de gerçek aşk yaşanmıyor, çünkü ilişkilerde eşitlik söz konusu değil.
Doğru. Öncelikle erkekler ekonomik olarak güçlü. Sosyal çevre, toplumsal gelenekler erkeğe cinsellikte de rahat hareket etme olanağı veriyor. Gerçek aşk nedir? Bunun cevabını tam olarak bilmiyorum. Bilebildiğim, iki insan arasındaki sevginin ancak ekonomik, kültürel, sosyal baskılardan kurtulursa gerçek sevgiye dönüşebileceği. Bu ise Türkiye’de mümkün değil.
"Öncelikle biz erkeklerin değişmesi gerekir," diyorsun. Bu denli feodal ve cahil bir toplumda erkeklerin değişebilmesi kolay mı, bir önerin, çözümün var mı?
Erkeklerin değişmesi kolay değil. Hiçbir güç elindeki iktidar olanaklarını kendi isteğiyle bırakmaz. Erkeklerin değişmesinin tek yolu, kadınlardan geçiyor. Eğer kadınlar, kendi güçlerini ve ağırlıklarını iyi kavrarlar ve değiştirmeye azimli hareket ederlerse, erkekler değişebilir. Toplumun yarısı kadın. Kadınlar ilk elde siyasi yaşamda ellerindeki bu büyük oy potansiyelini kullanarak etkili olabilirler. Siyaset bir başlangıç noktası kabul edilebilir.
Demokrat olduğunu söyleyen birçok erkek, iş kadın özgürlüğüne gelince maço ve despot oluyorlar. Sen bu kadar eşitlikçiyken, kendi çevrende bile bu tür erkeklerle yaşıyorsun. Bu zor mu? Onlarla savaşıyor musun, gerçek bir dostluk kurabiliyor musun? İşte bu da gerçek bir eşitlikçi erkek diyebildiğin birisi var mı?
Kadınları aşağılayan ve cinsel bir meta olarak gören kültür bütün erkek dünyasına egemen. Bununla mücadele ediyorum. Erkek arkadaşlarım benim kadın konusundaki tepkilerime garip garip bakarak cevap vermeye çalışıyorlar. Türkiye’nin aydın sayılacak erkeklerinin ezici çoğunluğunun da kadına yaklaşımı ilkel. Bu ilkellik, bütün hayatımızı saran baskıcı sistemin bir parçası gibi geliyor. Gerçek eşitlikçi erkek olur mu? Pek mümkün görmüyorum. Ancak bu konuda dikkatli erkekler olduğunu söyleyebilirim.
"Evlenmek, boşanmak, yeni sevgililer bulmak kadın - erkek herkesin hakkı," diyorsun. Senin başına gelse, eşin bir başkasına âşık olsa ne yaparsın? Bu da geçer diye bekler misin, hemen boşanır mısın?
Sorun boşanmak değil. Eşim böyle bir aşk yaşarsa, bunun onun hakkı olduğunu kabul ederim. Aşk iki insan arasındaki bir ilişkidir. Üçüncü bir kişiyi çok dolaylı olarak ilgilendirir. Eşimle aramızdaki ilişkiyi o ortam içinde birlikte yeniden gözden geçiririz. Kim ne yapmak istiyorsa onu yapar.
Sana göre aşk yasaklar üstü bir duygu. Peki o zaman bunca yıllık beraberlikten sonra başka birisine âşık olsan ne yaparsın?
Aşk varsayımlar kabul etmez. Hangi koşullarda âşık olunur, bu ne derinlikte yaşanır bilemiyorum. Öyle bir şeyle karşılaşmadan, bu konuda yorum yapabileceğimi sanmıyorum.
Platonik aşk olabilir mi? Kadın ruhsal ya da bedensel olarak erkeği sevdiğini belli ettikten sonra, erkeğin aşkı azalıyor. Bunu teslim olmak sayıyor ve heyecanı bitiyor. Nasıl korunacak aşk? Kadınlar hep beklenti içinde mi olacak?
Erkek, kadınla olan ilişkisini, "kadından tek taraflı olarak faydalanmak" şeklinde anladıkça, aşkı doğru düzgün yaşayamaz. Aşk da, cinsellik de iki taraflı bir ilişkidir. İki tarafın da zevk aldığı bir ilişkidir. Ancak, erkek egemen kültür, kadını her alanda sömürdüğü gibi cinsel alanda da sömürmeyi düşünüyor. Sonunda kendisi de, kadın da böyle bir ilişkiyi derinlemesine bir zevkle yaşayamıyor.
İskandinav ülkelerinin bile hâlâ erkek egemen yanları var. Acaba bir gün gelecek tamamen eşit bir dünya kurulacak mı? Nasıl olabilir bu?
İdealimizdeki dünya, kadının da erkeğin de birbirine bağımlı olmadan aşkı, sevgiyi ve gündelik yaşamı eşit olarak paylaşabilmesi. Avrupa ülkelerinde bu açıdan epeyce mesafe kaydedilmiş durumda. Kadınların önemli bir çoğunluğu ekonomik bağımsızlıklarına kavuşmuşlar. Erkek egemenliğine karşı çıkıp kendi yaşamlarını kurabiliyorlar. Fakat oralarda bile hâlâ dayak var, baskı var, kadının cinsel açıdan istismarı var. Yaşlı ve orta yaşlı erkekler yine genç kadınların peşinde koşuyorlar ve bunu hakları olarak görüyorlar. Kadınların böyle bir inisiyatifi olduğu söylenemez.
Bakireliğin bu kadar önemli olmasının, bekaretin devlet tarafından korumaya alınmasının nedeni nedir sence?
Bakirelik, erkek egemenliğinin önemli sembollerinden birisi. Adamın biri "az kullanılmış olanını da kabul ederim" diyor. Bakirelik de erkeğin malı gibi kabul ediliyor. O malı nasıl ve nerede kullanacağına da kendisi karar vermek istiyor. Belki geçmişteki nedeni, mülktü. Kadının kimle ilişki kuracağı, hangi erkeğin çocuğunu doğuracağı, mirasın kime kalacağını saptamak bakımından önemliydi.
Erkekler kadını eve kapatıp kendileri sürekli yeni aşklar peşinde koşuyorlar. Aldatılan kadının tavrı ne olmalı sence?
"Aldatma" kavramının doğru bir kavram olduğu inancında değilim. Aşk iki kişiliktir. İki kişi arasında bir duygu ve sevgi alışverişidir. Bunu yapan kişilerin başkalarını aldatması söz konusu olamaz. Erkek ya da kadının evli olması bu gerçeği değiştirmez. Burada, sorun bağımlılıklar nedeniyle kadınların ve erkeklerin aşklarını gizli yaşamak zorunda kalmaları. Bu aldatma sayılır mı, pek emin değilim. Tabii bu ilişkilerde de erkek egemen kültür erkeklerin daha rahat hareket etmelerini sağlıyor.
Dünyadaki tek hoşlanılacak kadın eşin olmadığına göre, başka bir kadından hoşlandığında ne yapıyorsun?
Hoşlanmayı sürdürüyorum. Zevkle bakıyorum, konuşuyorum.
Aile hayatı aşkı, cinsel özlemi, heyecanı öldürüyor. Bir huzura dostluğa dönüşüyor; oysa heyecan, şehvet, özlem gibi duygular da bir ihtiyaç... Senin de güzel bir evliliğin var ama... Bazı özlemlerin olmuyor mu? Ya da evliliği dingin tutabiliyor musun?
Yeni aşklar yaşamak kolay değil. Herkesin içinden başka birliktelikler geçebilir. Bu son derece insani bir eğilim. Ancak, bu garip ilişkiler dünyasında sağlıklı ve birbirimizi geliştiren bir beraberliğimiz var. İlişkimizi canlı ve diri tutarak sürdürmeyi tercih ediyoruz.
Politikada, basında kadınların artması gerçekten Türkiye’yi değiştirecek mi?
Evet, ben bunu çok önemsiyorum. Erkek egemenliğinin sınırlandırılması için onların iktidar içindeki ağırlıkları öncelikle sınırlandırılmalı. Ayrıca Türkiye’nin gerçek bir demokrasiyi yaratabilmesi, kadınların siyasetteki, basındaki ağırlığının artmasına bağlı. Bu yaşamı çok etkiliyor.