‘Damardan edebiyat’ tartışması
Yeni romanı kısa süre önce piyasaya çıkan Perihan Mağden, edebiyat dünyasında sık sık gündeme gelen kadın yazar - erkek yazar, kadın duyarlılığı - erkek duyarlılığı tartışmalarına "damardan" girdi.

PERİHAN Mağden, kitabı nedeniyle kendisiyle yapılan bir röportajda erkek yazarları piyasayı ve çok satışı düşünerek eser vermekle eleştirdi. Mağden, "Ben şöyle bir yazar değilim: Japon edebiyatından bilmem kimden etkileneyim ya da Osmanlı İmparatorluğu’nun şu dönemi iyi satar, şimdi o tarz bir roman yazayım, şimdi bunlar üstüne bir barbekü sos iyi olur... Bu benim yüreğimden çıkan bir şey. Perişan oldum hakikaten. Kendimi Şaman gibi hissettim," dedikten sonra’projeci, mühendis yazarlar’ diye nitelediği erkek yazarlar için altı fosforlu kalemle çizilecek şu sözleri söyledi:
"- Kitapları birer proje
- Bunlara mühendis yazarlar diyorum
- Bu zamanda gereken nedir, ne yaparsam satar diye düşünüyorlar
- Yazarın hayatla ilişkisini bu eserlerde göremiyorum."
Mağden son cümlesinde ise bombayı patlatıyor ve "kadınlar damardan yazıyor," diyor. Biz de Perihan Mağden’in bu sözleri üzerine edebiyat dünyası ne düşünüyor merak ettik. İşte bazı yazar ve eleştirmenlerin konuyla ilgili görüşleri.
FİDAN TERZİOĞLU
"İyi edebiyat hesap kitapla olmaz!"
"Her türlü meseleye damardan girme eğiliminin kadınlarda daha fazla olduğuna inanıyorum. ‘Kan çıkmazsa para yok’ gibi bir canhıraşlık gösterisi haline de gelebiliyor hatta bu durum. Sonuçta her insan icadında olduğu gibi, edebiyatta da entrika var. Bu entrika kör parmağım gözüne şeklinde yapılırsa, sonuç iyi edebiyat olmuyor. Diyelim ki adam kitabını mühendislik projesi gibi tasarlamış ama bunu da muhteşem bir incelikle yapmış, sonuçta ortaya okumaya doyulmaz bir kitap çıkabilir. Bunun örneğini ise çok fazla görmüyoruz. Demek ki iyi edebiyat, iyi hesap - kitapla çok alakalı bir şey değil."
OSMAN AKINHAY
"Bu ayrımın dayanağı yok!"
Bilhassa 2002 yılında, neredeyse bütün büyük romancıların katıldığı bir geçit törenini izlerken, edebiyat camiasında bir kamplaşmanın keskin hatlarla kendini belli ettiği anlaşılıyor. Fakat bu karşıtlık bence hiç de cinsiyet temelinde değil, "mühendis erkek" ile "damardan yazan kadın" ayrımı arasında da değil. "İçlerindeki derdi dışa vurmanın aracı olarak" edebiyatla iştigal edenler, dahası yazmaya tutkun olanlar, hatta yazmaktan başka bir çıkar yol bulamayanlar ile "edebiyatı kişisel reklamlarına alet edenler", edebiyatın şahdamarı olan dilin ve başlıca vasıtası olan sözün yerlerde sürünmesine aldırmayıp kendi yüzünü vitrinlere çıkarmanın peşinde koşanlar arasında bir ayrım söz konusu. Kaldı ki, yazarın kendini eserinin gerisine çekip has edebiyat okuruna hak ettiği saygıyla yaklaşan, üstelik eserlerini bir nevi inziva halinde kaleme alan, "geldim, geliyorum", "çıktım, çıkıyorum" türünden numaralara tenezzül etmeyen ve nedense hepsi de Cihangir / İstanbul dışında ikamet eden Vüsat O. Bener, Mehmet Eroğlu, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, vb. erkek yazarların varlığını dikkate aldığımızda bu ayrımın dayanağının bulunmadığını düşünüyorum.
MÜGE İPLİKÇİ
"Doğru, kalemin cinsiyeti var!"
Bence, ilk başta kalemin cinsiyeti var mı diye sormak gerekiyor. Ben olduğuna inananlardanım. Ağızlara pelesenk edilmiş kadın duyarlılığı değil sözünü ettiğim. Bu "kadın duyarlılığı" sözü benim gibi birçok kadın yazarı, kadın yazarlık fikrine inanan birçok insanı yaralayabilecek bir söz. Zaten bunun için kullanılıyor. Kaleminizi bir kadın olarak ele almışsanız, vicdanınız kaleminizle bu anlamda, bu anlamı kaplayabilecek alanlarla bir sözleşme yapmışsa pencereyi açar aşağı atlarsınız. Acaba itfaiyeciler gelir mi; konu komşu ne der; atlarken nasıl görünüyorum gibisinden dertleriniz varsa kaleminiz vicdanınızla değil piyasayla işbirliği içine girmiştir zaten ve yapılabilecek pek bir şey yoktur. Atlamak kendini yok etmek adına bir muhasebedir hayatla. Ve çoğunlukla da o yerçekimli, acımasız hayat kazanır, yere çakılıverirsiniz. Anlaşılacağı üzere, iş atlamakla da bitmez; cesaretini toplayıp atladıktan sonra benzeri bir cesaretle kendi ritim ve boğuk sesinle yönsüz bir biçimde havada süzülebilmende gizlidir işin sırrı. Kadın yazarlığın ya da kadın bakış açısıyla yazmanın böyle bir efsunu olduğuna inanıyorum.
ELİF ŞAFAK
"İktidar tutkusu erkek yazarlara özgü değil!"
Türk romancılığı, başından itibaren, ROMANCILIK ile BABALIK’ı birbirine karıştırmıştır. İlk romancılarımız, babalık misyonuyla yazdılar eserlerini. Biz de bu kültürel mirastan hiçbir zaman sıyrılamadık. Romancılar, hem okurlarının hem de roman karakterlerinin babalığını yapmaya soyundukları için, yazdıkları metin üzerinde mutlak hakimiyet kurmaya çalıştılar. Her şeyi önceden ince ince hesaplayıp, kurgulayarak yazdılar. Romanın kendilerini de alıp götürmesine, sürüklemesine, şaşırtmasına izin vermediler. Bunlar, baba halli romancıların, katı halli romanlarıdır. Akmazlar, sadece dururlar. Okuru içlerine almazlar. Türk edebiyatının gelişim çizgisi izlendiğinde, romanların çoğunun benzer mühendislik hesapları ve babalık arzularıyla yazıldığı gözlemlenebilir. Ancak, böylesi bir iktidar tutkusu sadece erkek yazarlara özgü değildir. Kadın yazarlar arasından da esriklikten ziyade mühendisliği, Dionysus’tan ziyade Apollon’u, sıvıdan ziyade katılığı kutsayanlara sık sık rastlanmıştır. Kendi içindeki kadınsılığa köle muamelesi ederek, erkeklerden daha erkeksi görünmek suretiyle, kısa yoldan iktidar kazanmaya çalışan kadınlar olduğu müddetçe, baba halli - mühendisvari kadın romancılar çıkmaya devam edecektir. Romancı çok cinsiyetli, çok kimlikli olmalıdır. Aynı anda hem kadın hem erkek, hem baba hem oğul, hem muktedir tanrı hem de aciz bir kul, hem entellektüel hem de zır cahil olabilen; kendini okurdan üstün, herkesten akıllı sanmayan ve oturduğu yerden her şeyi yönetmeye kalkmayan romancı, iyi romancıdır. İster kadın olsun, ister erkek.
METİN CELAL
"Perihan Mağden’in kafası karışık!"
Perihan Mağden’in söylediklerini çözümlemek kolay değil. Bir yandan projelerden söz ediyor, diğer yandan bu projeleri yapanların "ne yazarsam satar" diye düşündüklerini söylüyor. Burada bir paradoks var.
Anlaşılan kafası karışık. Roman yazmanın çeşitli yol ve yöntemleri var. Tasarlanarak da yazılabilir, içten geldiği gibi de. Sanıyorum Perihan Mağden, çok satması amaçlanarak yazılan romanlardan söz ediyor. Bunun cinsiyetlere göre değişkenlik arz edebileceğini sanmıyorum. Kitabının çok satmasını arzu ederek yazan kadın yazarlar da var, erkek yazarlar da... Perihan Mağden’in cinsiyet ayrımı yaparak kamplaşmaya gitme arzusunun ardındaki niyet ayrıca sorgulanabilir. "Çok satar" olması amacıyla yazılan romanların mutlaka bir plana göre, okuyucuların istek ve yönelimleri göz önüne alınarak yazıldığını biliyoruz. Dünyada geçerli olan bu yöntemin Türkiye’de de kullanılmaya başlaması garip değil, garip olan bu tür romanların birer edebiyat eseri olarak değerlendirilmesi, tartışmaya açılması. Öte yandan hiçbir romanın önceden tasarlanmadan, masanın başına oturup çalakalem yazılabileceğini sanmıyorum. Bir şekilde yazarın neler yazacağını kafasında kurgulaması gerek. Kurgulanmayan, planlanmayan roman yoktur. Perihan Mağden’in de "İki Geç Kızın Romanı"nı kurgulamadan yazdığına inanmıyorum. Yani "hayata ilişkin problemlerini" yansıtmak amacıyla mı roman yazıyor? Öyleyse yazdıklarının "roman" olması gerekmiyor, gazete köşe yazısı yazabilir. Yazdıkları "damardan" olabilir ama edebiyat eseri, hele roman olmaz.
TOMRİS UYAR
"Kendilerini öne çıkaran kadın yazarlar da var!"
Bence kadın erkek yazar ayrımı yapmak söz konusu değil. Önemli olan iyi bir yazar olmak. Ama iş piyasanın isteklerine göre yazmak konusuna gelirse bazı kadın yazarların da kitaplarından çok kendilerini öne çıkardıklarını görüyorum. Tıpkı kimi erkek yazarlar gibi. Proje ile kitabın birbirine karıştırıldığı bir ortamda yaşadığımızı biliyoruz.
METİN KAÇAN
"Erkek - kadın ayrımı Mağden’e yakışmıyor"
Erkek - kadın ayrımı bir yazara, özellikle Mağden’e yakışmıyor. Elbette her yazar yazacağı metni önce kurar, sonra metinle ilgili bilgi arayışına girer, sonra sezgisel yolculuğa çıkıp metnin ruhunu oluşturur: Böylelikle damardan, kenardan, sarbondan, karbondan, bir ürün meydana gelir. Tuzaklar, karşı tuzaklar, uçurumlar ve köpekler yazarı sürekli takip ederler; sonuçta kent paranoyası ve lobilerin küçük hobileri...
ATİLLA BİRKİYE
"Perihan Mağden de bu projenin içinde!"
Özellikle 90’lardan sonra "yazarlık" bir proje biçimini aldı ve metnin dışındaki "dinamiklere" yayıldı. Böylece edebiyat, edebiyatlığından ne yazık ki çıktı; çıkartıldı. Metnin kendisi değil, metnin dışındaki etmenler önemsendi; metin dış etmenlere göre yazılır oldu. Bunun erkek ya da kadın yazar olmayla hiçbir ilgisi yok. Estetik kaygılar, yazınsal özellikler şu veya bu biçimde metinde yer alan, alması gereken sorunlar üzerinde kafa yormak, yerini sıradan (kimilerine göre niteliksiz) okura kitabı nasıl satarıza bırakınca, (medyanın gücünün kullanarak) kitabı pazarlanabilen - satılabilen "yazarlar", dolayısıyla da yeni bir "yazarlık projesi" ortaya çıkmış oldu. Bence bu projenin içinde Perihan Mağden de var. Her ne kadar "popülist ve ticari" kaygılar "yazın ortamı"nda egemense de, gerçekten edebiyatı - estetiği düşünen, "sunuşu" değil, "yazılışı" önemseyen ve yürekten yazanlar hâlâ var.