EDEBİYAT
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...


‘popüler edebiyat piyasanın sularında ’

SEMİH GÜMÜŞ

POPÜLER edebiyat bizim dünyamıza, dünyamız düpedüz değiştikten sonra girdi. Demek ki son yirmi yılda, elbette 1980’lerden sonra. Ondan önce, belleklerimizi yoklayalım, popüler kitaplarla ilgili bir tartışma, sorun, kimilerimizin alıp veremediği var mıydı? Sanmıyorum.

Şimdi okur, çoğaldığı için mi değişti? Okuma seçenekleri geçen on yıllarla karşılaştırılamayacak kadar çoğalırken, okuma kültürünün düzeyi de ister istemez aşağı çekildi. Doğrusu, bugün artık kolay ve çabuk okunan, anlatılanla okuyanı özdeşleştiren, zorlamayan, ''Yazar burada ne demek istiyor?'' gibi artık gereksiz sorulara yol açmayan kitaplar istiyor okur çoğunluğu.

''İnce Memed'' de o günlere kadar bir milyona yakın satılmıştı ya da ''Aşk - ı Memnu''yu kimbilir kimler kuşaktan kuşağa okumuştu; ama okurun zayıf yanlarından yararlanan yazarların varlığından söz edilmiyordu.

Oysa şimdi, varsa yoksa okur. Okur çoğunluğuysa, giderek kendi yerini bilmez oldu. Bunca edilginlik, değil mi ki insanı okuduğu kitap karşısında alabildiğine etkisizleştirmektedir, hayata değgin kararlarında da büsbütün çekilip çevrilebilir yapar.

Yayın dünyası yeni bir döneme daha girerken, yayınevleri de ne yapıp edip çok satan kitaplar bulup yayımlamanın kaygıları içindeler. Kimileri sözgelimi yeni İclal Aydınlar bulmak istiyor. Öyle kitaplar yayımlayalım ki, okurun duyguları köpürsün, içi cız etsin, öyle ya da böyle, hayatı değişsin...

İclal Aydın ''zamanımızın kahramanları''ndan, bu yüzden bir okur olarak onu örnek alma hakkım var. İlk kitabı ''Hayat Güzeldir'' pek çok satıldı. Yayınevleri bu tür yazarlarını hep aynı sözcüklerle sunmazlar mı : ''... kalemindeki inceliği ve sihri fark edeceğinize inanıyoruz.'' İkinci kitabı ''Bitmiş Aşklar Emanetçisi''ndeki öyküler için de, ''Kendinizi bulacaksınız onlarda,'' deniyor.

Demek ki, işlem tamam. İclal Aydın’ın kitaplarının çok satılıp büyük beğeni kazandığı söyleniyor. Yazarı nasıl başlamış yazmaya :

''Kendim avunurken baktım ki avutuyorum.''

Böylece yazmayı sürdürür yazan...

Bugün popüler roman denince Kerime Nadir, Muazzez Tahsin anlaşılabilir mi? Tarih romanı denince de şimdi ortalıktan çekilen kahramanlık romanlarını mı örnek vereceğiz? Aradan çok on yıllar geçti, zaman değişti. Bugünün popüler romanı, elbette bugünün okuruna dönecektir.

Piyasada satılıp alınan bir mal olarak kitap, anlatılanı da mala dönüştürdükçe popülerleşir. Yazdığını bir mal olarak düşünmeninse, iki nedeni olabilir : İlki, ilgi görmek, ünlenmek, çok sevilmek; ikincisi de, yazdıklarından para kazanmak. Bu iki çarpanın sonunda yazılanın yazınsal değil de, ancak işlevsel (dolayısıyla popüler) olduğundan söz etmek, yerinde olmaz mı?

Buraya bir çentik atmak gerekebilir: Yazıyla kendi bildiğince haşır neşir olan hiç kimse yazdıkları yüzünden suçlanamaz. Sonunda, edebiyattan söz ediyoruz, herkes kendi ipiyle asılır orada.

Bir zamanlar, yazdıklarını eleştirirken yazarın yüzünü kızartan bir eleştiri anlayışı vardı ama o da tarihe karışmaya yüz tuttu. Yayıncının kitabı popüler bir mal olarak satışa getirmesine karışılır mı? O da sonunda piyasa ve kâr sarmalında yaratım ürününü öğütüp elinden çıkarma kaygısıyla yaşıyor. Demek ki yayıncıyı yazardan bağımsız, saygı gösterilecek bir özne olarak almak da boşunadır.

Popüler romanların dili yalın, konuşma diline yakındır; ama her tümcesi okuru olabildiğince etkileyecek güzellikte yazılma kaygılarıyla örtülmüştür. Okurla doğrudan ilişki kurmanın ilk yoludur bu. Kolayca anlaşılmayı sağlarken okurun katkısını bekleyen yazınsal metinleri suçlamak için de bir dayanak gibi kullanılır yalınlık.

Herkesin kullandığı, doğrudan ilişki kurabildiği bir dille yazmak gerekirken, edebiyatta azınlığın kültürü olarak gördüğü derinliği saldırgan bir biçem içinde karalar yazar. Böylece işlevsel olmak, yazınsal olmanın önüne hınzırca geçirilir. Kendi yazdıklarının yazınsal değerine inandırmak içinse, yazarın her tümcede marifetini göstermek için kullandığı söz oyunlarını dile baştan sona yedirdiği görülür.

Okurun doğrudan uzanamayacağı alanları seçmek, yapıtın popüler kimliğini gizlemenin yollarından. Tarih, bizim edebiyatımızda da görülüyor ki, bunların ilk akla gelenlerinden. Son yıllarda gitgide çoğalan tarih romanlarının ne kadar ''tarihsel'', ne kadar tarihi ''kullanan'' romanlar olduğu düşünülmeye değer. Geçmiş zaman öyküleri gibi yazılan ''sultan öyküleri''nin, Nurbanu’ların, Minta’ların merak duygusuna saldıran kitaplar olmanın ötesinde, tarihsel derinliği olduğu söylenebilir mi?

Konularını tarihten çıkaran romanlar, doğrudan insana değil de, bilinmez olana dönüktür. Yazar, okur adına tarihten çıkardığı kişilerin hayatlarından kesitleri yazarak ilgi çekiyor. Böylece tarih kitaplarında bulunamayacak öyküler, bir de roman biçiminde okunuyor. Okur tarihe tanıklık ederken bilmeden edebiyattan uzaklaşıyor.

Oysa tarihsel roman, tarihten yararlanırken kişileri ve yaşanmış olayları kendi doğruları ve gereklerine göre yeniden yaratır. Orada artık tarihin doğru biçimde yansıtılıp yansıtılmadığı değil, yazınsal metnin kurgusuna uygun olup olmadığı sorgulanabilir. Yazılan tarih değil, romandır. Popüler romanlar için bu sorgulamanın geçerli oluşuysa, yazarlarının tutumundan gelir. Çünkü tarihin bir de roman biçiminde yansıtılması amaçlanır orada. Elbette tarih kitaplarında yer verilmeyen ayrıntılarla.

Popüler romanların amacının, insanın varoluş sorunsalını ya da iç dünyasının derinliğini araştırmak değil, görünür ilişkileri pırıltılı bir dil içinde anlatmak olduğu da söylenebilir. Bu yüzden kadın ve erkek arasındaki ilişki ve çatışmalar gözde konular arasında. Nerede kadın ile erkek arasındaki gerilimin gerçekliğin sınırlarını zorlayacak biçimde abartıldığını görüyorsanız, orada roman popüler dünyanın içine çekilmektedir.

Cinsellik, olmazsa olmaz konusudur popüler romanın, bir anlatı öğesi olarak sıraya girer, okuma sürecinin akışını sıçramalar yaratarak sağlar, okuru kendine bağlar. Cinsel tutku ve ilişkinin aykırı biçimleri, cinsellikten ayrı bir hayatımız olmadığı gerekçesine sığdırılıverir. Olağandışı biçimleri okurun ilgi alanına sokmanın yolu, bir anlatım biçimi olarak gerçekleşir.

Sözgelimi Ahmet Altan ''Sudaki İz''de öyle parçalar yazdı ki, daha ikinci romanında kendi geleceği için önemli bir karar verdiğini düşünmüştüm. Neden sonra ''Yalnızlığın Özel Tarihi'', onun cinselliği erkeksi duruş içinde anlayıp yazdığı kanısını pekiştirdi. ''Aldatmak''ı okur için yazdı, bunu kendi de biliyor; amacına da ulaştığına kuşku yoksa, onu piyasanın duruşuna bağlanmış, popüler edebiyatın sularında bir yazar olarak görmenin ne sakıncası olabilir? En azından, piyasanın isterlerinden yararlanıyor.

Edebiyatın popülerleşmesinden büyük çoğunluk hoşnut. Okur, kendine sürekli önerilenlerle bir kitaptan öbürüne gidebiliyor, daha ne ister! Picus Dergisi, popüler kitaplar yayımlayan bir yayınevinin çıkardığı dergi olduğu için mi, ''kitabı çok, daha çok satılan bir mala dönüştürmeyi amaçladığını'' açıklayarak başladı yayınına? Gazetelerin fısıltı sanat haberleri hangi yazarın hangi partide kimlerle görüldüğünü yazarak arınmayı mı sağlıyor, yoksa kültür - sanat sayfalarını öteki sayfalara uydurmayı mı gözetiyor?

Sonunda geldikleri bu durumdan bu ilişkilerin dişlileri hoşnut olabilir; bu piyasa geri kalanı ne mi yapacak? Radikal Gazetesi’nin yazarı yol gösterirken benim hiçbir alıp veremediğim olmayan ama işlevinin olumlu mu, olumsuz mu olacağını görmek için beklemeyi önerdiğim Picus Dergisi’nin çıkışını azınlığın kafasına kakarken gösteriyor bunu :

''Onun da böyle elinizden çekip bırakmama vasfı var. Zira kendileri, kafayı sadece edebiyatla bozmuş derin mana ve ehemmiyet deryası değil, leziz ve yumuşak bir life - style dergi aynı zamanda. Popülerleştiriyor. O yüzden de cezbediyor.''

Son zamanlarda gördüğüm en feci tümcelerle dile gelmiş şu abukluğa bakıp da edebiyatımız gazete köşelerinde, kimlerin koruyup kollamasına kalıyor, düşünmeye değer mi?

 

[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





Simpsonlar ve Felsefe

W. Irwin, M. T. Conard, A. J. Skoble
Çeviri: G.Ezber, M.Sağlam
Güncel Yayınları
Fiyatı: 14.000.000 TL.
FELSEFE
Fiyatı: 13.500.000 TL.
ROMAN

''Simpsonlar ve Felsefe'', kulağa ilginç geliyor değil mi? O zaman mutlaka okuyun. Çünkü Homer Simpson, bir otoriteden aşağı kalmayarak ''Çizgi filmlerin derin bir anlamı yok, sana sadece adi bir gülücük verdirecek kadar aptal çizimlerdir.'' derken, bu kitaptaki yazarlar, Homer’ın kötümser bakış açısını altüst ederek ''Simpsonlar ve Felsefe'' ile hayatın ironisi ve anlamı, postmodern aile ilişkileri, Springsfield’da yaşanan Marksizm, mutlu olmanın zorluğu, bir sunuş biçimi olarak popüler parodi ve neden bunlara ihtiyaç duyduğumuz hakkında farklı düşünceler sunmaktalar. Popüler sanat düşünürlerinin çoğu kendi alanlarına uzak durmalarına rağmen, Simpsonlar’da gerçekten kendilerine yoğunlaşıyorlar ve sonuç, tamamen eşsiz bir kitap. Homer Simpson gerçekten Aristotelesci değerleri mi temsil ediyor? Maggi’den sessizliğin değerini öğrenebilir miyiz? Bart, Nietsche’nin bizi uyarmaya çalıştığı türden biri mi? Lisa entellektüellere karşı Amerikan kararsızlığını mı sergiliyor? Siz de bu tür soruları kendinize soruyorsanız, cevaplarını bu kitapta bulabilirsiniz.

EdebiyatTurk.net
Türk edebiyatıyla ilgili aradığınız herşey...
KARŞI
Gerin, bedenim, gerin;
Doğan güne karşı.
Duyur duyurabilirsen,
Elinin, kolunun gücünü,
Ele güne karşı.

Bak! Dünya renkler içinde!
Bu güzel dünya içinde
Sevin sevinebilirsen
İnsanlığın haline karşı.

Orhan Veli Kanık




Portre İnci Aral Edebiyat Yeni Kitaplar Bir Kitap