SÖYLEŞİ
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...


öbür dünyadan selamlar

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı Başkanı, eski TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın’ın 1987 - 89 yılları arasındaki cezaevi günlerini anlattığı kitabı ''Cezaevi Anıları / Davalar - Savunmalar'' çıktı. Uzun süre basına konuşmayan Sargın’ın öldüğü yazılmıştı.

BELMA AKÇURA

DR. NİHAT SARGIN; eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Sekreteri. 12 Eylül’de Behice Boran gözaltına alınınca, parti onun yurt dışına çıkmasını istedi. 1987’de Birleşik Komünist Partisi’ni (TBKP) kurmak amacıyla Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) ile birlikte Türkiye’ye döndü. Uçaktan iner inmez Kutlu ile birlikte gözaltına alındı ve iki yıl cezaevinde kaldı. Çıktıklarında Türkiye Birleşik Komünist Partisi’ni (TBKP) kurdularsa da parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Halen Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı Başkanı olan Sargın, Kutlu’nun aksine basına konuşmadı. Nihat Sargın’ın cezaevi anılarını anlattığı kitabı ''Cezaevi Anıları / Davalar - Savunmalar'' TÜSTAV Yayınları’ndan çıktı. Türkiye’ye döndüğü 1987’den bu yana çok nadir söyleşi veren Sargın ile kitabı ve cezaevi yıllarını konuştuk.

    Basına konuşmadığınızdan olsa gerek, Ertuğrul Özkök sizin öldüğünüzü yazdı. O an ne hissettiniz?
Bir şey hissetmedim. Tabii karşıladım. Bu duruma canı sıkılan bazı arkadaşlar kendisine telefon etmiş; Özkök de beni arayarak özür diledi zaten. ''Cezaevi Anıları'' kitabımı ''Öbür dünyadan selamlar,'' diye yazıp kendisine gönderdim...

    Politik bir kimliğiniz var. Türkiye Birleşik Komünist Partisi’ni kurdunuz. Ama bazı konularda sizden görüş almak zor. Kendi tabanınıza, insanlara fikirlerinizi nasıl anlattınız...
Basına konuşmak istemediğim doğru. Bazen soruyorlar; ''Şu şu konularda ne düşünüyorsunuz?'' diye. Bir - iki kelime söylüyorsunuz, onu bile kesip yayımlıyorlar. Bu durumda ne söylediğinizin anlaşılması mümkün değil. Bu nedenle basına çoğu kez konuşmak istemiyorum.

    Ama TBKP’den, partinin kongresinde uzun bir konuşma yaparak ayrıldınız. Ayrılışınızın gerçek nedeni neydi?
Bizde bir siyasetçi ya ölür ya da devrilir. Pekala bir insan bulunduğu yerden çekilebilmeli. Yaşım da artık bunu gerektirir. Buna mukabil, bu işten tamamen sıyrılacağım, yok olacağım anlamına gelmez ayrılışım. Benden sonra bunu deneyen Erdal İnönü oldu.

    Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nın başına geçtiniz.
Evet, arşiv çalışmalarını önemsiyorum. Eskileri ortaya çıkartmalıyız, birbirine bağlamalıyız diye düşünüyorum. Çünkü bazen konuşurken bakıyorum, karşımdaki kişi yarı yaşımda. Birden anlıyorum ki biz de tarih olmuşuz... TİP’in arşivi bu anlamda tarihsel birikim kazandırması açısından önem taşıyor.

    Solu, illegal olanı arşivlemek kolay mı?
Çok zor. Bir kere polis el koymuştur, herkes korkmuş, çekinmiş ve elindekini yok etmiştir. Onun için arşiv hazırlamak o kadar kolay değil. Ama bunlara rağmen vakıf 35 kitap çıkardı. Belgeleriyle 12 Eylül davalarını avukatlardan aldı, inceledi, dijital ortama aktardı. İsteyenin istediği zaman yararlanabileceği bir ortam oluşturdu.

    Sizin kendi tarihinize ilişkin elinizdeki belgeler de değerli. Kitabınızda ''MİT’in hakkımdaki raporu tamamen yanlış çıktı,'' diyorsunuz.
Evet. Fuat Doğu’nun müsteşarlığı döneminde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın hakkımda hazırladığı çifte aylı, ‘çok gizli’ damgalı 10 paragraf halindeki on cümlelik belgede güya objektif bilgi verilirken 8 yanlış, 2 eksik vardı. Neredeyse her cümlesi yanlıştı.

    Mahkeme MİT’in raporunu ciddiye aldı mı?
Hayır. Benim söylediklerimi ciddiye aldı. MİT, Zeki Baştımar’ın kardeşi ile evli olduğumu söylemiş, değildim. Zaten olsaydım da herhangi bir suç unsuru teşkil etmezdi. Askerlik hizmetimi er olarak yaptığım bilgisi de yanlıştı. Çünkü teğmen olarak terhis edildim. Nüfus cüzdanımda terhisten sonra gelmiş ve tebliğ edilmiş bulunan üstteğmenliğim de resmen kayıtlı bulunmaktadır. Üçüncü yanlış da şu: İstanbul Yüksek Tahsil Derneği 1949’da değil, 1946’da kurulmuştu. Ve son olarak, komünizm propagandasından dolayı mahkum olduğum iddiası yanlıştı; çünkü böyle bir mahkumiyetim yoktu.

    Cezaevi anılarınızda Türkiye’ye döndükten sonraki dönemden hiç bahsetmemişsiniz. Neden?
Çünkü o da ayrı bir kitap olacak kadar önemliydi. Ama bu, yazıyorum ya da yazacağım anlamına da gelmez.

    Kitabınızda da çok ilginç bilgiler var: ''Beyoğlu’nda kaldırımdan inmek yasak,'' gibi...
Bu konu 27 Mayıs Mahkemesi’nde açıklıkla ortaya çıktı. Aziz Nesin anlatmıştı; Sıkıyönetim Komutanı Org. Nurettin Aknoz ikide bir askeri yargıçları bir araya toplayıp bizim salkım salkım asılmamızı istiyordu... Durmadan ''Attım, menettim'' gibi sözcüklerle biten tebliğler yayımlamayı adet edinmişti. Bunlardan biri de yayaların İstiklal Caddesi’nin kaldırımlarından aşağıya inemeyeceklerine ilişkindir... Ve sıkıyönetim tebliğini dayamıştır: ''İnmeyi menettim!''

    6 - 7 Eylül olaylarını anlatırken de ''Türklüğümden utanıyorum,'' diyorsunuz. Bu duyguyu biraz netleştirebilir misiniz?
Bu olaylar olunca iki kişi geldi ve ilk sözleri şu oldu: 6 - 7 Eylül olayını nasıl karşılıyorsunuz? Yanıtım yeteri kadar açık ve kesindi; Türklüğümden utanıyorum... Bugün sorulsa diyeceğim gene aynı olacaktır. O olaylar sırasında Türklüğümden utandım. Düşünün, 3 ölü, 30 yaralı. İstanbul’da mevcut 75 Rum kilisesinden 73’ünün bunlarla birlikte 8’i ayama, 2’si manastır ve biri fabrika olmak üzere 5 bin 538 gayrimenkulun tahribi ve o günün parasıyla milyonlarca liralık mal kaybı. Bu arada benim de içinde yer aldığım listede kimler yok ki! Aziz Nesin, Hasan İzzet Dinamo, bir yıl önce ölmüş Celal Benneci... Bu 50 kişilik listedeki insanları toplayıp o olayın sorumluları ilan etmeye kalktılar. Oysa ben bu insanlarla birlikte büyüdüm.

    Aziz Nesin’de bu olaylarla ilgili tavrı...
Aziz Nesin bir gün yüksek sesle gayet ciddi hepimize sordu; ''Başbakana (Adnan Menderes) bir mektup yazsam diyorum ve mektupta şunları söylesem: ‘Türkiye’nin başına gelen bu felaketten kurtulması için bizlerin seçilmiş olmasını doğru - yanlış tartışmıyorum. Ülkemizin selameti adına bunu anlayışla karşılamaya ve fedekarca kabul etmeye hazırım. Ancak içeride geçecek günlerimde çoluk çocuğuma bakamayacağımdan bunun karşılanması için artık örtülü ödenekten mi olur başka bir fasıldan mı, aylık bağlanmasını istiyorum,’ diye yazsam ne dersiniz?''.

    Basında Müjde Ar’ın, Behice Boran’ın hayatını oynayacağı yönünde haberler çıktı. Sizin Boran ile çok yakın ilişkileriniz oldu. Nasıl bir insandı?
Görünüşte sert bir tipi vardı. Oysa çok insancıldı. Kafanıza bir şey takıldığında, öyle mi olur böyle mi dediğinizde Boran’a gidersiniz; hemen meseleyi çözer, aydınlık bir şekilde anlatır, ikna eder, ''Bu budur,'' der. Hocalığı her zaman ağır basmıştır.

    Zeki insanların hemen her şeyi çok ‘tutkulu’ yaşadığını düşünmüşümdür. Behice Boran da özel hayatında aşkları, tutkuları olan bir kadın mıydı?
Biliyorsunuz, onun için ''Çocuğunu hapishanede doğurdu,'' dendi. Oysa bu doğru değildi. Boran, Barışseverler Davası’nda birkaç defa içeri girdi, çıktı. Bir tahliye sırasında çocuğu olmuş, kalan cezasının tevkifini bu nedenle biraz geciktirmişler. Çocuğuna Dursun ismi verilmişti. Erken doğum olmasın, ölmesin diye. Melih Cevdet’in ''Dursun Bebek'' şiiri de ona yazılmıştır.

    Deniz Gezmiş ile sizin ilişkiniz nedir? Gezmiş, bir dönem sizlerle çalışmış galiba?
Üsküdar İlçe Kongresi’nde Deniz’in konuşmasını dinlemiştik, Yönetim Kurulu’na alalım dedik. Ben sebeb oldum; ilçe yönetimine girdi. Sonra ilçe başkanı aradı ve Deniz’in Hamidiye’den Doğancılar’a çıkan caddenin üstüne boydan boya `devrim’ yazmak istediğini söyledi. Ben de ''Sokaklara yazma işi biraz daha beklesin,'' demiştim... İyi ve heyecanlı bir insandı. Her şeyin çabucak çözülebileceğini sanıyordu... n

Nihat Sargın kimdir?

1927’de İstanbul’da doğan Nihat Sargın, İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni tamamladı. 1946’da İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği kurucu yöneticileri arasında yer alan Sargın, bu dönemde Hür Gençlik dergisinin yönetmenliğini yaptı. 1962 yılında Temel Hakları Yaşatma Derneği’nin kuruluşunda bulunan Nihat Sargın, derneğin ‘Anayasa’ya aykırı yasalar’ konusundaki çalışmalarını yürüttü. Sargın, aynı yıl Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katıldı ve partide merkez büro üyesi, genel sekreter yardımcısı ve genel sekreter olarak çalıştı. TİP, 12 Mart döneminde kapatıldığı sırada Nihat Sargın TİP Genel Yönetim Kurulu üyesiydi. Behice Boran’ın Genel Başkanlığı’nda 1975 yılında yeniden yaşama geçen Türkiye İşçi Partisi’nde Genel Sekreter olarak görev alan Sargın, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından yurt dışına çıktı. Sargın, Türkiye’ye dönüşünün ardından gözaltına alındı ve iki yıl tutuklu kaldı. Sargın, tahliyesinin ardından Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin (TBKP) kuruluş çalışmalarına katıldı.

 

[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





Ne Janti Abimizdin Sen

    Yayına Hazırlayanlar: Ali Selen, Merih Akoğul, Ömer Elver
    Fotoğrafevi Yayınları
    Fiyatı: 12,5 YTL
    DERLEME

2004 yılında aramızdan ayrılan ünlü çizer, sanatçı Necati Abacı’nın anısına dostları bir kitap hazırladı: ''Ne Janti Abimizdin Sen''. Turhan Selçuk, Hilmi Yavuz, Yıldız Kenter, Ünsal Oskay, Mehmet Kısmet, Semih Gümüş, Tan Oral, Sunay Akın, Haydar Ergülen ve daha birçok sanatçının Abacı için kaleme aldığı yazılar ve Abacı’nın çizimlerinden oluşan kitap, sanatçının üretimlerine ve sanat yaşamına ayrıntılı bir bakış niteliğinde. Necati Abacı’nın dostları ve ailesinden oluşan 97 kişinin katkılarıyla hazırlanan kitapta, 111 görsel malzeme yer alıyor. Necati Abacı’nın 56 adet orjinal eserinin de bulunduğu kitapta ayrıca, Abacı’nın sanatçı dostlarına ait 15 çizim ve 40 anı fotoğrafı da var.



EdebiyatTurk.net
Türk edebiyatıyla ilgili aradığınız herşey...
TEK BAŞINA

Ölürken çocuklarımı unuttum
Küçük deniz kiprikleriyle sabah
Denedim bütün sabahları

Sana sürgünümün şarabını bıraktım al
Mumlarını güzelliğin ve hiçliğin
Bir de kaygumun soluk ellerini

Denedim bütün ölümleri
Ama görmedim büyülü ağaç
Ezilmiş sevdaların giysileri
MELİH CEVDET ANDAY




Oyun oynayan yazar Edebiyatımızda anne imgesi  Söyleşi  Yeni Kitaplar Portre