hayatın anlamının peşinde
Mehmet Açar’ın ikinci romanı ''Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütüncüoğlu’nun Maceraları'', bu ay raflardaki yerini alacak. ''Hayatın Anlamı'' adlı kitaba ulaşmak isteyenlerin maceralarını anlatan romanda ''Don Kişot''a, ''Yüzüklerin Efendisi''ne, ''Kill Bill''e göndermeler, Zagor, Tommiks, Mister No ve Martin Mystere ile ilgili çözümlemeler var.
SEMA ASLAN
SİNEMA yazarı Mehmet Açar, ilk kitabı ''Siyah Hatıralar Denizi''nden uzunca bir süre sonra yeni romanı ''Hayatın Anlamı ya da Akhisarlı Hasan Tütüncüoğlu’nun Maceraları''nı yazdı. Bu ay raflardaki yerini alacak olan kitap, eğlenceli bir macera olmasının yanında, epey kafa karıştırıyor; hayatın anlamını arayan insanları, iyi güçlerle kötü güçlerin mücadelesini, dünya ile iletişim kurabilmek için gezegenimizin iki ışıklı kenti İstanbul ve New York’u seçmiş uzaylıları, uyku ile uyanıklık arasındaki hali, iktidar mücadelesini anlatıyor çünkü. Olaylar, 2003 yılı Aralık ayında gerçekleşiyor. Yani dünyanın enerji yüklü olduğu günlerde; kitapta da sözü edildiği gibi Satürn, 30 yıl sonra dünyaya ilk kez 2003’te çok fazla yaklaşmış. Açar da 2003’te dünya gündemini meşgul eden olayları romanda çokça kullanmış. Söyleşi sırasında ''Kafamı toplamam lazım'', ''Düşünmeliyim'', ''Anladım'' vs. ünlemlerini karşılıklı olarak pek çok kez kullanıp, ‘derin’ bir şüphe içinde Hasan Tütüncüoğlu’nun izini sürdük.
Hayatın anlamını bulabildiniz mi?
''Hayatın Anlamı'', bana iddialı bir isim gibi değil, tam aksine ironik bir isim gibi geliyor. Çünkü biliniyor ki hayatın anlamını kolay kolay kimse bulamaz.
Kitabın içindeki bir kitap -ki, o da ''Hayatın Anlamı'' adını taşıyor- neredeyse tüm İstanbul’u birbirine katıyor. Bu kadar güçlü bir etkisi var yani. Siz de ''Hayatın Anlamı'' adında bir kitapla karşılaşsanız, peşine düşer misiniz?
Eğer kendini ciddiye alan bir kitapsa çok çekilmez olabilir. Ama kendini ciddiye almıyorsa tabii; ilgilenirim. Herkes aslında bir anlamda hayatın anlamını arıyor çünkü. Yeni bir din kurmak ve onun üzerine bir kitap yazmak isteyen birisi için ‘hayatın anlamı’ aslında çok anlamlı. Çoğu insanın yaşamı zaten hayatın anlamı ve onu bildiği iddiası üzerine kuruludur. Sen bu anlamı bul ve ona göre yaşa derler, bir disiplin verirler hayata. Herkes tam da bu nedenle hayatın anlamını arar.
Kitabın tamamında ''Hayatın Anlamı'' kitabına ulaşmak isteyen insanların macerasını okuyoruz ama bu kitapla ilgili bilgimiz sınırlı. Kötü yazılmış bir kitap olduğunu biliyoruz ama onun aslında ne söylediğini bilmiyoruz.
Bilerek yaptım bunu. O kitabın içerisinde hayatın anlamının nerede yazıldığı da belli değil, sonuna kadar da belli olmaz. Kitap hakkında çok az ipucu veriyorum, o ipucu da kitabın ilerleyen sayfalarında iyi güçler ve kötü güçler arasındaki savaş olarak karşımıza çıkıyor.
Roman, iyi ve kötü güçler ile sağcılar ve solcular arasındaki mücadele üzerine kurulu.
Aslında sağcılar-solcular meselesinden çok eski solcuların kendi aralarındaki ayrımlar üzerine diyebiliriz; iyi eski solcular, kötü eski solcular diye. Ama politik bir tarafı var tabii ki. Özellikle ilk yarısında Avrupa Birliği’ne ve dünya haline bakış var. Bu kitap, herkesin gerçekliği kendine göre kurmasıyla ilgili. Karakterlerin her biri gerçekliği kendi kurguladığı haliyle anlatıyor. Hasan Tütüncüoğlu’nun de kendine göre bir gerçekliği var. Yani çok da tarafsız bir bakış yok kitapta. Herkes kendi meselesini anlatıyor, biz de onu inanırmış gibi dinliyoruz; çok sağlam bir zemin üzerinde değiliz.
Bu yüzden mi meseleleri yarı meczup, deli, medyum olan kişilerce tartıştırdınız?
Evet. Bir yazar olarak romandaki her şeyle çok mesafeliyim aslında. Hasan Tütüncüoğlu’nun da nerede durduğu belirsiz. Açık bir metin değil bu kitap bana kalırsa.
Ama açık olan şey, insanların iktidar odakları yaratma konusundaki hevesleri. Hasan Tütüncüoğlu kendi halinde bir adamken ondan bir lider yaratılmak isteniyor.
İktidar meselesi, romanın ana temalarından biri. ''Siyah Hatıralar Denizi''nde de vardı bu. Hasan Tütüncüoğlu bir kitabın redaktörü olarak seçilecek Ve ‘Seçilmiş Kişi’, kanaat önderi, iktidar sahibi olacak. Aslında herkesin peşinde koştuğu şey, tam da bu: İktidar. Kitaptaki karakterlerin bir çoğu bunun mücadelesini veriyor. Hasan Tütüncüoğlu, sanki çok gönülsüzmüş gibi görünüyor ama onun da yaşayacağı bir süreç var. Mesela eski solcuların kendi aralarındaki konuşmalarda da karşımıza çıkıyor bu.
Eğlenceli bir macera kitabı için iktidar, fazla ciddi bir ana tema değil mi?
Eğlenceli, rahat okunan bir kitap. Çizgi romana, resimli romana referansları olan bir kitap aslında. Akhisarlı Hasan Tütüncüoğlu’nu bu nedenle seçtim, Manchalı Don Kişot gibi! Onun serüvenleri bir anlamda. Zagor, Tommiks, Mister No ve Martin Mystere’le ilgili çözümlemeler de var romanda... İktidar meseleleri önemli ama kahramanların kendi aralarında konuştukları da önemli. Mesela Enver ile Hasan’ın çizgi roman üzerine yaptığı konuşmalar... Bu romanı neden yazdığımı sorarsanız, aslında biraz da bu havası için yazdım. Esrarengiz bir macera romanı yazmak istiyordum.
Peki ya UFO’lar ve tarikatlar? Kitapta uzaylılar tarafından gönderildiğine inanılan ve tarikatların peşinden koştuğu bir kolye var, tıpkı ''Yüzüklerin Efendisi''ndeki yüzük gibi...
New Age dediğimiz yeni dini akımlarla ilgileniyor romandaki insanlar. Bir anlamda amaçları birilerini yönetmek. Kitapta herkesin merak ettiği bir kolye var ve o da bir anlamda bunun ifadesi. ''Yüzüklerin Efendisi''ndeki yüzük gibi. Meselesi iktidar olmakla birlikte kolyenin neyin simgesi olduğuna da okurun karar vermesi gerekiyor. Göndermeler var evet, ''Yüzüklerin Efendisi'', ''Kill Bill'' ama yorum okura kalıyor.
Sinemaya göndermeleriniz epey fazla.
Ben edebiyat okudum. Ana ilgi alanlarımdan biri zaten edebiyat yani. Ve sinema yazarı olmadan önce de yazar olmayı düşünüyordum. Edebi referanslarımın biraz daha az görülmesine neden oluyor sinema yazarlığım. Bu kitapta Don Kişot ve pikaresk romanlardan referanslar var mesela. Pikaresk romanlarda her bölümde bir kahraman romanı sürükler. Burada da romanın ilk yarısı biraz böyle; Hasan Tütüncüoğlu, biraz geridedir, sadece kahramanların ortaya çıkmasını sağlar. Onun serüvenine daha çok romanın ikinci yarısında girmeye başlarız. Bir de roman macera türünde olduğu için bir yerden sonra resimli roman gibi yazdım.
Kitapta kendilerini çok ciddiye alan eski solcular ve ciddiye alınmayan yeni solcular var. Solculukla ilgili bir ciddiyet sorunumuz mu var?
Romanda bir Cezmi Akın karakteri var; eski solcu. Fakat onun bir iktidar sorunu var ve ben de sevmiyorum bunu. Ama onun dışında Enver ve Hasan var ki özellikle Enver’e çok sempati duyuyorum. Kendimi bir çok açıdan ona çok yakın hissediyorum. Ben 1963 doğumluyum, yani romandaki karakterler Enver ve Hasan’dan daha büyüğüm. ‘80 öncesinde de sol görüşlüydüm ve içinde yer aldım o hareketin ama küçük olduğum için çok ciddi değildi. Ve tabii ki hep bakarım ben dünyaya oradan. 15-17 yaşımda, arkadaşlarımla birlikte dünyayı değiştirmek istiyorduk. Dünyayı değiştirmek isteyen Mehmet Açar’a döner, bakarım hep.
Siz bilimkurgu yazarsınız diye düşünüyor herkes.
Çok geniş bir yelpazeye yayılıyor ilgi alanlarım. Asıl hedefim birbirine çok benzemeyen romanlar yazmak. Bilimkurguyu çok seviyorum ve insanların böyle düşünmesine de müdahale etmedim. Çünkü bilimkurgu yazarı olarak anılmak beni rahatsız etmedi. Kimisi bilimkurgu yazıp hiç bilimkurgu demiyor mesela. Hafif edebiyattır, kaçalım diyorlar. Ben kasten gittim üzerine. Yüksek edebiyatın kendi dışında tutmaya çalıştığı türlerden korkmuyorum, tam tersine o türleri seviyorum.