edebiyatımızda geleceğin yazarları
MİLLİYET SANAT DERGİSİ'NİN KATKILARIYLA...


Fransız edebiyat dergisi Lire’in, Mayıs 2005 sayısında, 21. yüzyılda edebiyat dünyasına damgasını vuracak 50 yazarın içinde Aslı Erdoğan’ın da adı yer aldı. Lire’in seçimine katılan Semih Gümüş, gelecekte ‘usta’ olarak anılacak 10 Türk yazarını belirleyip kendi listesini oluşturdu.

SEMİH GÜMÜŞ
semihgumus@tnn.net

GELECEĞE KALMAK: Edebiyatın büyülü sözlerinden. Bazen yazarın itiraf etmediği özlemi. Yaratıcı yazarların ölümden sonra bile olsa geleceğe kalacak ruh ikizlerini bilmenin iç huzuruyla beklemelerine neden olan güçlü duygu.
Gene de ölümden sonra kalıcı olduğunu bilmek yerine, yaşadığı zamanın kahramanı olmayı yeğleyenlerin sayısı daha çok. Yazar-insan: Yaratıcılığını derinleştirdikçe değer kazandığını bilen yazar ile değerinin karşılığını görmekten mutlu olan insan. Çoğun ne biriyle yaşayabiliyor yazar ne de yalnızca öbürüyle. Eleştirinin yazarın bu duruş biçimini anlama, edebiyat yapıtlarının yerini saptama, metin içi çözümlemelerle yazılanların yeniden üretiminin yollarını açma işlevinin yeri başka bir biçimde doldurulamıyor.
Eleştirinin bu etkinliği, aslında örtük eleştiri kitapları olan antolojilerde olduğu gibi, bazen de bir dizi doruk noktasını ya da uç veren filizleri saptayarak kanonların oluşumuna katkı biçiminde dışavurur. Fransız edebiyat dergisi Lire’in, Mayıs 2005 sayısında, 21. yüzyılda edebiyat dünyasına damgasını vuracak 50 yazarın adını vermesi, bu tür eleştirinin etkin bir biçimini gösterdi.
Derginin genel yayın yönetmeni François Busnel, romanın gelecekte de yaşayacak bir tür olduğunu göstermeyi amaçladıklarını, derginin editörlerinin dünya edebiyatında kendilerini yeni gösteren yazarlar arasından 50’sini bunun göstergesi olarak seçtiklerini belirtiyor. Geleceğin G. Garcia Marquez’leri, Salman Rushdie’leri olarak sunulan bu 50 yazar arasında Aslı Erdoğan’ın da bulunmasıysa, haberin asıl ilgi çekici yanı.
Lire dergisi geleceğin Dostoyevski’lerini, Tolstoy’larını, Stendhal’lerini değil de, yakın gelecekte artık çağdaş klasikler olarak anılabilecek yazarların ardıllarını belirlemeyi amaçlamış. Sanırım benzer bir durumda biz de geleceğin Halit Ziya, Esendal, Sait Faik ya da Tanpınar’ların değil de, önümüzdeki yirmi otuz yıl içindeki Yaşar Kemal, Vüs’at O. Bener, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Bilge Karasu, Leyla Erbil, Oğuz Atay ya da Füruzan gibi ustaların yerlerine anılacak yeni yaratıcıların kimler olacağını soracağız.

Erdoğan’a zar atıyorlar

Lire dergisinin listesindeki yazarların en genci İngiliz Adam Thirlwell 27, en yaşlısı Güney Koreli Hwang Sok-Yong 62 yaşında. Doğrusu, biz hep genç kalmakta ısrarlı insanlarla yaşadığımız için, 21. yüzyılın yaratıcılarını seçerken aklımıza bugün 62 yaşına dayanmış bir yazar gelmez.
Bugüne damgasını vuran yazarlar arasından geleceğin ustalarını saptamak için yayımlanmış kitaplara bakılmalı. İlk kitapla bunu anlamak olanaksızsa, birkaç kitap aranır. Çalışmayla kazanılmış ustalığın yanında, bazen kaynakları belirsiz yetenek de ölçü olabilir.
İlk romanı ''Kabuk Adam'', Aslı Erdoğan’ın (1967) geleceğin 50 yazarı arasında yer almasını sağlayamazdı. Ne zaman birbirleriyle iç içe geçmiş öykülerden oluşan ''Mucizevi Mandarin'' yaratıcı bir yazarın haberini verdi, onu çok geçmeden ''Kırmızı Pelerinli Kent'' izledi, o zaman önemli bir anlatı yazarıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünmüştüm. Neden sonra pek çoklarının dilinde dolaşan ''Tahta Kuşlar''ı da, farklı bir biçimini Adam Öykü’de yayımladıktan sonra sık sık anmaya çalıştım ki, Aslı Erdoğan’ın bazen yaralı bir bilinçle kendini gösteren değeri gözden kaçmasın.
Hem de üretkenliği nicedir uzun bir uykudayken Lire dergisinin editörleri ''Kırmızı Pelerinli Kent'' romanında Aslı Erdoğan’ın geleceğin yaratıcıları arasında yer alabileceğinin ipuçlarını görmüşler. Onlar elbette Aslı Erdoğan’a zar atıyorlar. Yoksa bir yazarı kendi ülkesinin dışından tam olarak anlamak neredeyse olanaksızdır. Bu yüzden geleceğe kalacak 50 yazar arasında Türkiye’den Aslı Erdoğan’ın seçilmesi Lire dergisi editörlerinin öznelliğiyle sınırlı bir doğrudur, ama yanlış da değildir.


Lire dergisinin editörleri ''Kırmızı Pelerinli Kent'' romanında Aslı Erdoğan’ın geleceğin yaratıcıları arasında yer alabileceğinin ipuçlarını görmüşler. Onlar elbette Aslı Erdoğan’a zar atıyorlar. Yoksa bir yazarı kendi ülkesinin dışından tam olarak anlamak neredeyse olanaksızdır. Bu yüzden geleceğe kalacak 50 yazar arasında Türkiye’den Aslı Erdoğan’ın seçilmesi Lire dergisi editörlerinin öznelliğiyle sınırlı bir doğrudur, ama yanlış da değildir.


Tekin ve Toptaş

Aslı Erdoğan, benim için de geleceğin yazarları arasında öncelikle aklıma gelenler arasında ama Latife Tekin’in (1957) ''Sevgili Arsız Ölüm'' ve ''Berci Kristin Çöp Masalları'' ile yarattığı etkinin yazınsal nedenleri ondan da önce gelir aklıma. ''Buzdan Kılıçlar''dan sonra verdiği uzun ara kaçınılmazdı ama art arda gelen ''Ormanda Ölüm Yokmuş'' ile ''Unutma Bahçesi'', insanın hayatın içindeki duruşunu sorgulayan, sonsuzluk noktasında romanlardı. Varoluş sorunsalına göndermelerle insanın özünü tartışan, yaratıcı düşüncenin itkisiyle kurulmuş bu iki romanı, öncekilerle bir arada düşünülünce, Latife Tekin’in geleceğin yazarı olduğu kuşkusuz ama günümüzün önemli yaratıcılarından biri olduğu da unutulmasın.
Cemil Kavukçu (1951) ile Mahir Öztaş (1951), aynı dönemin sıradışı öykü yazarlarıydı; ikisini de başlangıçta merakla izleyenler, birbirinden farklı ve eski ustaların düzeyinde öyküler yazdıklarını gördüler. Ortak özellikleri öykücü kimlikleriyle edebiyatımızda sağlam yerler edinmişken ikişer roman yazmaları. Roman, sanırım farklı dünyaları anlatmak isteyen öykücüyü zorla kendine çekiyor. Yoksa Cemil Kavukçu ya da Mahir Öztaş’ın roman yazmasının nedeni yazınsal etmenlerin zoru değil. İkisi bugünün de ustaları, ama onların yaratıcılıklarının gelecekte örnek alınacağı da saptanabilir.
Yarım yüzyıl önce Vüs’at O. Bener’in ''Dost'' ve ''Yaşamasız''ı nasıl karşılanmışsa, Hasan Ali Toptaş’ın (1958) yazdıkları da öyle. Belki merak ile anlatılabilecek, sınırlı bir ilgi vardı ilk romanlarına, ama ''Bin Hüzünlü Haz'' ipleri kopardı. Onun ‘tuhaf bir Kafka’ gibi abartıldığı söylendi; bir tür kaygıydı bu. Bugünün yazarı değildi o. Anlaşılması güç metinler yerine, popüler romancılar gibi yazması da önerildi Hasan Ali Toptaş’a. Oysa ''Bin Hüzünlü Haz'', günümüzün yenilikçi edebiyatının modernizme dönük biçimi, son on yıl içinde edebiyatımızda yazılmış en sıradışı metinlerden biri, gelecek on yılların kurmaca biçiminin ne olabileceği üstüne verilmiş erken bir örnekti.


Yarım yüzyıl önce Vüs’at O. Bener’in ''Dost'' ve ''Yaşamasız''ı nasıl karşılanmışsa, Hasan Ali Toptaş’ın (1958) yazdıkları da öyle. Belki merak ile anlatılabilecek, sınırlı bir ilgi vardı ilk romanlarına, ama ''Bin Hüzünlü Haz'' ipleri kopardı. Onun ‘tuhaf bir Kafka’ gibi abartıldığı söylendi; bir tür kaygıydı bu. Bugünün yazarı değildi o. Anlaşılması güç metinler yerine, popüler romancılar gibi yazması da önerildi Hasan Ali Toptaş’a. Oysa ''Bin Hüzünlü Haz'', günümüzün yenilikçi edebiyatının modernizme dönük biçimi, son on yıl içinde edebiyatımızda yazılmış en sıradışı metinlerden biri, gelecek on yılların kurmaca biçiminin ne olabileceği üstüne verilmiş erken bir örnekti.


İplikçi, Çetin, Duman

Ayfer Tunç’u (1964) geleceğin on yazarından biri olarak düşünmemin nedeni, ''Aziz Bey Hadisesi'' ile ''Taş-Kâğıt-Makas''öykü kitapları. İkisinde de, çok sağlam metinler yazarken kunt bir yazara dönüşüyor Ayfer Tunç. İnsanın şu yaşanan hayattaki dramatiğini ayrıntıların içine sızarak anlamlandırma kaygısı ve başarısı övgüye değer. Hasan Ali Toptaş aklıma nasıl Vüs’at O. Bener’i getiriyorsa, Ayfer Tunç da, Adalet Ağaoğlu ve Tahsin Yücel’i getiriyor.
Müge İplikçi (1966) postmodern metinler içinde tamamıyla kendine özgü kalmayı başardı. Öyküleri postmodern edebiyatın örnek metinleri, ama ne o ötekileri örnek aldı ne de başkaları onu. Odak noktasına insanın hallerini alan bir yazınsal anlayış edinerek postmodern edebiyatın bizdeki gölgesini tersyüz edip durduğu yerden kaldırdı. Öte yandan, yazdıklarının hızla akıp giderken kendisince de denetlenemiyor oluşu ile eski sözcüklerle bozuşturduğu dili çözüldüğünde, geleceğin yazarlarından biri olduğu daha iyi anlaşılacak; çünkü önemli bir yaratıcılık gizilgücü taşıyor.
İnan Çetin (1966) ile Faruk Duman (1974) şimdilik genç ustalar arasında sayılamaz. İkisine de, bugüne dek yazdıklarına gösterilen sıradan ilgilerin ötesinde, kurmaya çalıştıkları yazınsal yapıları çözümleyerek yaklaşılmalı. Yazdıkları öyküler iki düzeyde de çarpıcı: Hem yeni bir yazınsal dil ve yapı arayışları çok güçlü, hem de insanın hayattaki varolma kaygılarının özünü gösterme çabaları.
İnan Çetin ''Bin Yapraklı Lotus''ta son zamanlarda yazılmış en güzel ve önemli öykülerden biri olan ''Bakır'' ile Ferit Edgü’nün ''Doğu Öyküleri''ndeki ustalığı hatırlattı : Olağanüstü yalınlık içinde sürekli anlam üreten metin; kapalı, yalıtılmış dünyalar içinde insanın evrensel sorunlarını kurcalama.
Faruk Duman ilk kitabında saptadığı biçimi bütün kitaplarında koruyup geliştirdi. Bir tek ''Piri'', belki de roman adı konduğu için, yalınlığın sınırlarını ararken tek tek bazı tümcelerde yapaylığa düştü. Son kitabı ''Keder Atlısı'' onun başkalarına benzemez, tamamıyla özgün, yalınlık ve yoğunluğun sınırlarını ulaşılabilecek son kerteye kadar zorlayan dil ve biçim arayışının başarılı bir örneği.
İnan Çetin ile Faruk Duman’ın, geniş bir kamuoyunca tam anlamıyla iyi okunup saptanamayan yazınsal değerlerini göz önünde tutarak geleceğin ustaları arasında yer alacakları öngörüsünü erken yapmaktan kaçınmak için neden görmüyorum.

Ve Mehmet Günsür...

Mehmet Günsür’ü (1955) sona bırakmamın nedeni belli. Özellikle ''İçeriye Bakan Kim''deki olağanüstü öyküleri, bıraktığı acıyı çoğaltmıştır. Gelecekte genç yazarların ''Öykü nedir?'' sorusuna bulabilecekleri en anlamlı karşılıklardan biri olan Mehmet Günsür’ün öyküleri, verimi ne yazık ki sona ermiş, yazınsal ömrü sonsuzluğa giden bir cevher gibi yaşayacak.
Geleceğin ustalarını belirlemeye çalışan bir yazarın sonunda önümüze getirdiği bu on ad, elbette onun öznelliğiyle sınırlıdır. Bu öznelliği göz önünde tutan pek çok farklı seçim yapılabilir. Her öznel değerlendirme, ufkumuzu daha da genişletir. Değil mi ki okuma etkinliğimiz kendi serüvenimiz içinde değişerek yol almaktadır, bugün yapılmış seçimler de sonra değişebilecektir. Yeni yaratıcılar her zaman edebiyatımıza katılabileceği gibi, bugün verdiğimiz değeri kendi verimi içinde yıpratanlar da olabilir. Öte yandan, burada adlarını belirlediğim on yazarımızın yanı sıra düşündüğüm öteki yazarlarımızı değerlendirmeyi de elbette sürdüreceğim.


 

[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]
 
..................................................................................





MAFYA-MİZAH-KAHKAHA ÜÇGENİ:
GEYİKLER VADİSİ

   
Geyikler Vadisi
Mehmet Özen
Çapraz Kitaplar
Fiyatı: 5 YTL
MİZAH

ARKA KAPAK YAZISI


Sayın okuyucu!

Böyle bir kitap okuduğunuzu anne - babanıza bile söylemeyin. Zira, iki kişinin bildiği sır değilse, 3 kişinin bildiği düpedüz dedikodudur...
Bu kitapta geçen olayların, anlatılan kişilerin herhangi bir TV dizisiyle alakası yoktur. Kitapta sosyolojik, psikolojik, ekolojik ve trajik olarak analiz edilen kişiliklerin, olayların herhangi bir diziden esinlenildiğini düşünüyorsanız bu sizin fesatlığınızdandır.
İsim ve lakap benzerliklerine bakıp yanlış düşüncelere kapılmayın!
Diyeceğimiz o ki, kitapta geçen olayların yazarın uçuk hayalgücünün bir ürünü olduğunu bilin. Okuduklarınızı evde denemeyin. Onlara özenip, mafyacılık oynamayın. Kimsenin kafasına saç spreyi bile sıkmayın. Eşe dosta ‘derin devlet amcamın oğlu olur’ tribi atmayın. ‘Ne olacak bu memleketin hali’ diye efkarlanmayın. Efendi efendi okuyup, sıradan hayatınıza devam edin. Memleket için en hayırlısı bu...
                                                                 Bolat Kalemdar

YAZAR HAKKINDA

1977 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Mehmet Özge Özen, kız ismiyle geçen bir çocukluğun ardından ikinci ismi Mehmet'e sıkı sıkı sarıldı. Özen, orta ve lise öğrenimini Koç Özel Lisesi'nde "mucizevi bir şekilde" tamamlayıp, okul arkadaşlarının "Nasıl olur?" bakışları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazandı.
Fakültenin İktisat bölümünü 7 senede bitiren ama yine de Keynes'i "yolda görse tanımayacak" kadar ekonomi bilen Özen, çalışma hayatına Milliyet Gazetesi'nde ekonomi muhabiri olarak başladı.
Son 5 senedir Milliyet İnternet'te editörlük görevini sürdüren Özen, ağlarını ören hayata inat, 2003 yılında Özge isminde bir hanımla hayatını birleştirdi.

İnternetten satın almak için tıklayınız

EdebiyatTurk.net
Türk edebiyatıyla ilgili aradığınız herşey...
TEK BAŞINA

Ölürken çocuklarımı unuttum
Küçük deniz kiprikleriyle sabah
Denedim bütün sabahları

Sana sürgünümün şarabını bıraktım al
Mumlarını güzelliğin ve hiçliğin
Bir de kaygumun soluk ellerini

Denedim bütün ölümleri
Ama görmedim büyülü ağaç
Ezilmiş sevdaların giysileri
MELİH CEVDET ANDAY




geleceğin yazarları özel bir mektup...  Söyleşi  Yeni Kitaplar Portre