Şerif Mardin’in düşüncelerine sathi bir bakış
''Şerif Mardin’e Armağan'' beklentileri karşılamayan, Mardin’in düşün dünyasını, kişiliğini ve etkilerini yeterli biçimde ele alamayan bir kitap.
KURTULUŞ KAYALI
k_kayali@yahoo.com
''ŞERİF Mardin’e Armağan'' kitabı bir anlamda klasik armağan kitaplarına benziyor. Kitap, şöyle bir Şerif Mardin’den bahsettikten sonra Şerif Mardin’in de entelektüel olarak alâkalı olduğu varsayılan alanlara ilişkin makalelerden oluşuyor. Ancak kitapta yer alan makalelerin temel konularıyla Şerif Mardin düşünce dünyasının o kadar rahat uyuşabileceğini söylemek mümkün değil. Bir anlamda bu tarz armağan kitaplarının böyle yapıldığı söylenebilir ve konu kapanır. Ancak Şerif Mardin için yayımlanabilecek bir armağan kitap bu sınırda durmaz, duramaz.
Onun için birkaç noktaya dikkat çekmek anlamlı olabilir. Bir kere yazılan giriş yazısı olağanüstü yetersiz. Bunun en basit göstergelerinden biri, Şerif Mardin’in sosyolog kimliğine yapılan belirgin vurgu. Başkalarının yapacağı yorumların yanında Şerif Mardin’in bu konudaki saptamalarına da dikkat edilmediği görülüyor. Zaten metinlerin hemen hepsi için yapılabilecek bir genelleme hiç de haksızlık olarak nitelenebilecek gibi değil; hiçbir yazarın bütünlüklü bir Şerif Mardin okuması yapmadığı olağanüstü aşikâr görünmekte. Nitekim bütün yazarlar için böylesi bir beklenti içinde olmamak gerekiyor.
Makalelerin sınırlılığı
Zaten kitap içinde sadece iki yazı, Taha Parla ve Fuat Keyman’ın -tıpkısının aynısı yıllar önce Doğu Batı Dergisi’nde yayımlanan- makaleleri doğrudan Şerif Mardin’in yazdıkları üzerine. Bir de Ahmet Çiğdem’in ve Hasan Bülent Kahraman’ın makalelerinin Şerif Mardin’in düşünceleri ile bağlantı noktaları bulunuyor; Bahattin Akşit’in de ilk dipnotlarından birinde Şerif Mardin’in düşünsel yalnızlığı konusunda önemli bir saptama yer alıyor. Şerif Mardin’in görüşlerine dair yazılan makalelerin sınırlılıkları üzerine birkaç şey söylemeli: Bir kere, birinde çok doğrudan ifade edilerek belirtilmesinin yanında ikinci makale de o kadar bütünsel mahiyette bir değerlendirme olarak nitelenemez. Çok sınırlı sayıda makalesine gönderme yaparak bütünsel bir fotoğraf çıkarılabileceği şeklinde bir kanaat taşınmış. Her iki makalede de Şerif Mardin’in özgün tahlillerinin olduğunun söylenmesine karşın bu özgün tahlillerin ne olduğu konusu hiç sorgulanmamış, somutlaştırılmamış.
Şerif Mardin kimdir?
Şerif Mardin, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü’nden mezun oldu. 1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak giren Şerif Mardin, doktorasını ''Yeni Osmanlıların Düşünsel Yapıtları'' isimli teziyle Stanford Üniversitesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve sosyoloji dersleri verdi. Şerif Mardin’e Armağan / Orhan Tekelioğlu - Ahmet Öncü / İletişim Yayınları /
Fiyatı: 16.50 YTL
Entelektüel ile etkileşim
Şerif Mardin’in yazdıklarının teorik çerçevede nerede durduğu şeklinde bir kaygı olsa da, söylediklerinin somut olarak Türkiye’de neye tekabül ettiği noktasında hiçbir duyarlılık yok. Çünkü her iki yazarın yazdığı metinlere bakıldığı zaman Türkiye’nin somut tarihine somut ilgi olağanüstü sınırlı kalmakta. Batılı düşünürlerle düşünsel bağlantısı noktasında hassas davranılırken herhangi bir Türk entelektüeliyle etkileşim ilişkisi düşünülmemiş. Bunun açık göstergesi, anılan yazılarda değilse de Kahraman’ın yazısında var. O yazıda bir dipnotta dönemin iki düşünürünün temel metinleri sistemsiz olarak nitelenmiş. Kültür üzerine odaklaşmış metinlere bakıldığı zaman, yeni dönemin yenilikçi düşünürlerinin hemen hiçbirinin Şerif Mardin’in ''Kültür Fragmanları'' makalesinde gerçekleştiği biçimde, yabancı teorik metinlere yönelik bir teorik direnç olmadığı görülebilir. Bir de Şerif Mardin’in Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal gelişmesine, hele bunun ilk dönemlerine, Osmanlı’ya dönük değerlendirmeleri gibi tarihe doğrudan göndermeler yapan çalışmalar yoktur. Özellikle Osmanlı’ya dönük olarak sözü edilen tarzda değerlendirmeler yapılmamıştır. Söz konusu sorun ancak Demokrat Parti ve Kemalizm dolayısıyla gündeme getirilmiştir. Çünkü son 20-25 beş yıldır Kemalizm gün yüzüne çıkarılıp eleştirel bir şekilde değerlendirilmiştir. Daha doğrusu, daha önce ve bugün Şerif Mardin’in teorik değerlendirmelerinden daha çok Kemalizm hakkındaki değerlendirmeleri dikkat çekmiştir. Dikkat edilecek noktalardan biri bu tarz değerlendirmelerin de riyakâr mahiyette nitelemeler olmasıdır. Daha doğrusu Şerif Mardin’in değerlendirmelerinden biri, Kemalizmin zaafı olarak nitelenen durum, olduğu gibi Keyman’ın metnine alınırken; burjuvazi ve din ilişkisine dair genellemesi, yaklaşımına uygun olmadığı için göz ardı edilmiştir. Ana hatları itibariyle değerlendirme yapıldığında Şerif Mardin’in daha belirgin olarak makro teorik yaklaşımlar bakımından durduğu yer sorgulanmaya başlanmış, bunun yanında Türkiye hakkındaki tahlilleri, Türkiye’deki sosyal ve kültürel süreci anlamaya dönük çabaları bile isteye ıskalanmıştır. Kemalizme -o da sınırlı bir şekilde- yapılmaya çalışılan vurgu, Taha Parla’nın Şerif Mardin’in ''Siyasi Muhteva Analizine...'' gönderme yapmasını beraberinde getirmiştir. Aslında genelde meselenin anlaşılmasında, sorunun bulunmasında kritik cümle Şerif Mardin’den alıntılanan gerçekçi bir tespittir. ''Söz konusu bilim adamları Batı toplum analizindeki en son değişiklikleri bulup çarçabuk benimsemişlerdir; yine de
Batı toplum kuramının toplumun makro ve mikro unsurları arasındaki bağlantıya gösterdikleri kapsamlı ilgiyi bütünüyle ihmal etmişlerdir. Açıklanması gereken bu zıtlıktır.'' (s.57 / s.62) Bu alıntıda altı çizilen temel problem, Şerif Mardin’in Batılı kuramların sığ bir şekilde aktarılmasının yanında makro ve mikro unsurlar arasındaki bağlantıya dikkat edilmemesinin Türkiye hakkında yapılacak tahlillerde ne tür sorunlar yaratabileceği konusuna yaptığı vurgunun hiç düşünülmemesidir. Özellikle yeni kuşak toplumbilimcilerinde Türkiye hakkında tahlillerin giderek azalması ve yaptıkları genellemelerin somut olarak neye tekabül ettiğinin bilinmemesi olağanüstü önemli bir durum tespiti olarak kabullenilmeli. Aslında Fuat Keyman’ın Türkiye’de sosyal bilim alanındaki önceki genellemelerine dikkat etmesi halinde Şerif Mardin’in Türk sosyal bilimcileri hakkındaki kanaatini daha bütünsel olarak görmesi mümkündür. Özellikle 1970 yılında toplanan sosyal bilimler kongresinde belirttikleri bazı düşün adamlarının yerine başkaları konulduğu zaman da geçerliliğini korur. Fuat Keyman’ın Şerif Mardin’in Türkiye’de düşünce hayatının homojen niteliği konusundaki genellemesiyle bir problemi yok gibi görünmektedir.
Fuat Keyman’ın metninde Şerif Mardin’in bütünlüklü bir kavrayış denemesi yoktur. Bunun işaretlerinden biri sadece belli dönemlerde, tarihlerde odaklaşan sınırlı sayıda makalesine gönderme yaparak Şerif Mardin’i anlamaya çalışmasıdır. Gerektiği halde düşünce serüveninin daha ilk aşamasına yıllar sonra tartıştığı, ''Jön Türklerin Siyasi Fikirleri'' kitabının başında anlattığı serüvene ne Taha Parla ne de Fuat Keyman gönderme yapmıştır. Şerif Mardin dönem dönem kendi geçmiş çalışmaları konusunda eleştirel değerlendirmelerde bulunmuştur. Bir diğer husus da Şerif Mardin’in alıntı yapılan 1994 tarihli son yazısında bir ölçüde de olsa akademik hatıratını anlatmayı denediğini söylemesidir. Çoğu kişi açısından Şerif Mardin’in çalışmalarının gelişim serüveni hiç de önemli görünmemektedir. Hemen her döneminin aynı perspektiften bakan metinleri ve bütünüyle istikrarlı bir düşünce dünyası vardır gibi bir değerlendirme yapılmaktadır.
Althusser ve Mardin
Bir başka husus belirgin olarak gündemdedir. Tabii söz konusu edilecek husus Şerif Mardin’in düşüncelerinin neden etkili olduğu. Bu soru hiçbir şekilde sorulmuş değil. Kitaptaki bir iki makaleden kalkarak bugün açısından Şerif Mardin’in düşünce adamı olarak etkisini anlamak mümkündür de, tam 1980’li yılların başlarında böylesi bir etkiden bahsetmek söz konusu değildir. Aslında sorgulanmak gereken hususlardan biri de Şerif Mardin’in 1980’li yıllardaki etkisinin, Türk sosyal bilimindeki etkisinin nedenidir. Bunu Hasan Bülent Kahraman’ın -biraz ters biçimde formüle etmeye çalışsa da- kültür alanının özerkliğiyle bağlantılı tahlilleriyle ilişkilendirmek daha gerçekçi görünmektedir. Aslında Türk düşünce hayatında Althusser’e neden yönelinmişse Şerif Mardin’e de o nedenle yönelinmiş gibi görünmektedir. O dönemde daha Türk toplumunun evrimi konusunda bir şeyler söylenmek istendiği için Şerif Mardin’in Türk toplumu hakkındaki tahlilleri gerekli sayılmıştır. Zaman içinde Türkiye’nin rengine gerek duyulmamıştır. Bu önemli bir husustur.
Bu çeşit bir yaklaşım tarzı eski dönemde Şerif Mardin’in düşünceleriyle ilgili yazarların metinlerinin kitapta yer almamasını beraberinde getirmektedir. Zaten böyle bir ilgi Şerif Mardin’in eski dönem metinlerine bir biçimde yönelmeyi engellemiştir. Süreç Şerif Mardin’in neredeyse cımbızla seçilmiş metinlerinden kalkarak değerlendirme yapanın durduğu yerden bir fotoğraf çekmesiyle sonuçlanmıştır. Burada söylenmek istenen husus frekansları uyuşan metinleri seçme, metinlerle sınırlı eğilimi bile daha zengin bir Şerif Mardin çalışmasıyla karşılaşmayı mümkün kılabilir. Murat Belge’nin Batılı yaklaşımlarla, Batılı kuramlarla iyice bastırılmamış sesiyle bir Şerif Mardin değerlendirmesi; Meltem Ahiska’nın Radyo üzerine kitabının sonuç bölümündeki tarzda Şerif Mardin’in özgül yaklaşımının tahlilini yapabilecek bir makalesi; Alim Arlı’nın kitabındaki temel yaklaşımlarından birinin biraz genişletilmiş bir biçimi ''Armağan''ın ana frekansıyla uyum halinde olarak kitaba önemli katkılarda bulunurdu. Bu olanağı kaçırmanın hiçbir anlamı yok gibi görünmektedir. Bir de 28 Şubat süreciyle birlikte belirgin bir şekilde kesintiye uğrayan -Şerif Mardin’den köklü bir şekilde etkilenmiş-din sosyolojisi çalışmalarının şöyle bir değerlendirmesi haliyle yapılmak gerekirdi. .
Çağdaşı olarak nitelenebilecek kişilerin/aydınların Türk düşünce hayatında hiçbir iz bırakmamalarına karşın Şerif Mardin’in bir yer tutmasının, önemli sayılabilecek bir etkisi olmasının tahlili yapılmamıştır. Bu arada örneğin Sencer Divitçioğlu’yla koşut sayılabilecek kimi değerlendirmelerine gönderme söz konusu değildir. Şerif Mardin, çağdaşı bazı entelektüellerin aksine Türkiye’de başat düşünce dünyasıyla dirsek temasını ve frekans uyumunu hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bu anlamda örneğin Şerif Mardin’in metinlerinin, Türkiye fotoğrafını önemseyen çok sayıda yeni kuşak aydınının çalışmalarında etkilerini görmek mümkündür.
Türkiye fotoğrafı
Şerif Mardin’in metinlerinin değerlendirilmesinin kökenleri üzerinde durulmamaktadır. Düşüncelerinin takipçilerinin olmadığı kestirilip atılarak belirtilmektedir. Çağdaşı olarak nitelenebilecek kişilerin/aydınların Türk düşünce hayatında hiçbir iz bırakmamalarına karşın Şerif Mardin’in bir yer tutmasının, önemli sayılabilecek bir etkisi olmasının tahlili yapılmamıştır. Bu arada örneğin Sencer Divitçioğlu’yla koşut sayılabilecek kimi değerlendirmelerine gönderme söz konusu değildir. Şerif Mardin, çağdaşı bazı entelektüellerin aksine Türkiye’de başat düşünce dünyasıyla dirsek temasını ve frekans uyumunu hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bu anlamda örneğin Şerif Mardin’in metinlerinin, Türkiye fotoğrafını önemseyen çok sayıda yeni kuşak aydınının çalışmalarında etkilerini görmek mümkündür. Kültür alanının özerkliği ya da bağımsızlığı savında olan ve 1970’li yılların başat düşüncesinin biçimlendirdiği aydınlar Şerif Mardin’den derinlemesine etkilenmişlerdir. Althusser’den üst yapının görece özerkliği konusunda etkilenen aydınlarda Türkiye’nin ete kemiğe bürünen fotoğrafı Şerif Mardin’in katkısıyla şekillenmiştir.
1980’li yılların başında etkin olan Şerif Mardin’in etkisi 1990’lı yılların sonunda biter ya da radikal bir şekilde azalır gibi olmuştur. Şerif Mardin’in kendisi de metinlerinin eskisi kadar okunmadığının sanırım farkındadır. 1980’li yılların başlarındaki sosyal bilimci için Şerif Mardin bir idolken artık yavaş yavaş tahlillerine dikkat edilmesi gereken bir akademisyene dönüşmektedir. Bu dönüşümün de doğal olarak Batı rüzgarının şiddetli esmesiyle, daha doğrusu yapılan çalışmalarda Türkiye resminin örtülmesiyle, açıkçası Türk aydının kendi sesinin silinmesiyle doğrudan bir bağlantısı vardır.
Türk aydınının kendi sesinin silinmesi ya da sesinin tınısının kaybolmasıyla eski dönemde Şerif Mardin’den kalkarak tahlil yapanların unutulması birbiriyle bağlantılıdır. Bugün yaşları altmış-yetmiş civarında olanların bir kısmı Şerif Mardin’in yapıtlarını / yazılarını 1960’lı yıllarda bir kısmı da 1980’li yıllarda okumuşlardır. Bu nedenle bir armağan kitapta Şerif Mardin’in metinlerini o tarihlerde, erken tarihlerde ciddiye alanlara kesinlikle yer olmalıdır. Bu anlamda Ali Gevgilili ve Hilmi Yavuz’un metinlerine de yer vardır. Sözü edilen kişiler bir metin yazmasalar bile onların bir zamanlar yazdıkları metinlerin bu tarz bir armağan kitapta müstesna yerleri olmaları lazım gelir. Ondan öte Hilmi Yavuz’un bir iki sene önce sivil toplum çerçevesinde bir Şerif Mardin düşüncesi değerlendirmesi ve Şerif Mardin’in birkaç ay önce yayınladığı bir makalesinin açımlanması gözden kaçacak gibi değildir. Hele ismi sivil toplumculukla adeta özdeşleşmiş bir yayınevinin yayınladığı metinde bu tür eksiklik normal gibi görünmemektedir.
Flu bir görüntü
Zaten okumak ve yazmak konusundaki sınırlılıklar armağan kitabın problemlerini arttırıyor. Kitapta en azından açıklamalı bir Şerif Mardin kaynakçası bulunmak gerekir. Hiçbir tarzda bir kaynakça söz konusu değildir. Bir biçimde yayımlanmamış makaleler konusunda bir dikkat ve dört ciltlik makale toplamasından sonra yazdıklarının bir listesi umulabilirdi. ''Toplum Yapıları Hakkında Metodolojik Bir Not'' başlıklı bir yazısı ve 1974’te bir akademik toplantıda sunulan Ortadoğu ülkelerinde sosyoloji üzerine makalesi de bu armağan kitapta yer alabilirdi. Demek ki eskiye dönüp hiç bakılmamıştır.
Belli bir yerden bakarak gerçekleştirilen bu armağan kitap elbette yararlıdır. Ancak flu olan Şerif Mardin fotoğrafını daha netleştirmek için yeni armağan kitaplara gereksinim vardır. On yazarın yazacağı beşer sayfalık metinler bile Şerif Mardin’in düşüncelerine daha iyi nûfuz etmeyi mümkün kılabilir. Değişik kişilere, aynı başlıkla ''Benim Gözümde Şerif Mardin'' başlığıyla yazdırılacak bir Şerif Mardin kitabı da bizim sosyal bilim geleneğimiz içinde Şerif Mardin’in yerini bulmamıza katkı sağlayabilir. Dolayısıyla birkaç armağan kitap Şerif Mardin’e yakışır ve Türk sosyal bilimi içindeki önemi nedeniyle onun hakkıdır. Bu armağan kitap yenilerinin gereğini ortaya çıkarmıştır. Tabii bir de Türkiye’de sosyal bilim geleneği önemseniyorsa armağan kitapların nasıl olabbileceği konusunda biraz dikkat edilmelidir. Biraz zahmet edip Ertan Eğribel’in mimarı olduğu Kemal Tahir ve Baykan Sezer armağanlarına bakılırsa bu tip kitapların nasıl oluşturulacağı anlaşılır.