Hüseyin'le sevindik
Favoriler zirveye çıktı
YETER artık bitsin bu kader
Bir rüya bitti
'Spor kültürü şart'
Skandal
Sidney'de tükendik
Adem’e yazık oldu
"O benim karımdı"
Adem çeyrek finalde
Bıkçın mafya kurbanı
Minderin altın çocuğu
Alkışlar Süreyya’ya
Ringde havlu attık
Hamza yola devam
Mindere Hamza morali
Ringde iki sakat
SUNAY SKANDALI
SİDNEY'DE KARA PAZAR
'G.Saray taraftarıyım'
En hızlı iki ABD'li: JONES - GREEN
Rekorlu kapanış
Paliani de tamam
Türk yumruğu
Şova hazır olun
Ringde Türk fırtınası
SKANDAL
Pistte şölen
Davenport çekildi
Okta hedef şaştı
"Türkiye'de bana ekmek yok"
Son kurban İlkay
Yüzmede boş yok
Ivanov'da doping çıktı
Ringde tarihi start
Rekor üstüne rekor
Halteri korku sardı
Bir milyon ziyaretçi
Asla pişman değilim
Artık evlilik zamanı
Boksta iki galibiyet
Hazin veda
'Çanakkale için'
Zaferin adı Hüseyin
|
YETER artık bitsin bu kader Acı gerçek Sidney’de bir kez daha yaşandı. Çağın gerisinde kaldığımız kanıtlandı. Acil önlem almazsak, iflas noktasına geleceğimiz ortaya çıktı
Hem iddialı, hem de umut yüklü başladık. Halil’in rekorlarıyla hemen hayal alemine daldık.
İlk şoku Naim’de yaşadık.
Hüseyin’in başarısını alkışladık.
Ardından üst üste gelen skandallarla sarsıldık.
Hamide ve Hamza ile teselli bulduk.
Ve minderdeki son rezillikle yıkıldık, kahrolduk.
220 ülke arasında 26. sırayı yakalamak, ilk bakışta küçümsenmeyecek bir başarıydı elbette. Hele hele 143 ülkenin bir bronz madalyaya bile hasret kaldığı olimpiyatta.
Ama bu, çağı yakalamak sevdasındaki Türkiye için, olimpiyat düzenlemek için çırpınan bir Türkiye için yeterli miydi ?
Hayır değildi. Hem de hiç değildi.
Ve aslında bu olimpiyat, Türkiye’de sporun iflas noktasına geldiğinin göstergesi, çağın ne denli gerisinde kaldığımızın belgeseliydi.
Komik rakamlar
Aslında daha Sidney’e gitmeden sınıfta kalmıştı bu ülke.
65 milyonu aşan nüfus, 30 milyonu bulan spor yapma çağındaki gençliğe karşın, sporcu sayımız komik denecek rakamlardaydı. Batıda yüzde 13 ile 35’ler arasında değişen aktif sporcu oranı bizde binde 9’a zor ulaşmaktaydı.
Evet spora sevgi vardı. İlgi vardı. Gönül dolusu destek vardı. Ancak bırakın olimpik düzeyi, bu ülkede spor yapan insan yoktu.
Olimpiyatta bizden fazla madalya alan çoğu ülkenin nüfusundan fazla gencimizin olmasına karşın, anayasa zorunluluğu olmasına karşın devlet bir türlü vatandaşına spor yaptırmayı becerememişti.
İşte onun için en iddialı olduğumuz halterde, milli takımı topu topu bin civarındaki sporcu arasından seçebiliyorduk. Ya da yine bir başka iddialı olduğumuz dal olan okçulukta o sayıya bile ulaşamıyorduk.
Sadece kaba kuvvet
Badminton, binicilik, bisiklet, cimnastik, eskrim, kürek, masa tenisi, tenis, triatlon, atlama, senkronize yüzmede katılma hakkını elde edememiştik. O çok sevdiğimiz, çok değer verdiğimiz futbol ile basketbol, voleybol, hentbol, su topu gibi adı “takım sporu" denilen dallarda zaten yarım asra yakındır ortalıkta yoktuk. Kano, kayak, çim hokeyi, modern pentatlon, softbol ve beyzbolun semtine hiç uğramıyorduk.
Bizim için varsa güreş... Yoksa halter. Ve sonra okçuluğun yanı sıra judo, tekvando ve boks.
Ruhi Sarıalp’ten sonra hiçbir atletimizi, vazgeçtik madalyaya, finale taşıyamamıştık. Estetiğin, zerafetin simgesi cimnastikte olimpiyatla buluşamamıştık. Dünya rekorlara kulaç atarken, pisinlerde hep ilk turlarda kalmıştık. Tenisteki heyecan, voleyboldeki takım ruhu, basketboldaki mücadele, kanodaki gerilim, senkronize yüzmedeki büyüyle hiç buluşamamıştık.
Yadırgadığımızdan değil, küçümseyip, horladığımızdan da değil, bizim iddialı olduğumuz dallar, okçuluğun ötesinde Dünya’nın artık ikinci, üçüncü sınıfa ittiği, estetikten, heyecandan, süratten ve takım ruhundan uzak, neredeyse tamamen kuvvete, hatta kaba kuvvete dayalı dallardı.
Komşu başarıyor
“Olimpiyatta kazanmak değil, katılmak önemlidir" lafı, günümüz koşullarında işlevini çoktan yitirmiş durumda. Tüm Dünya’da spor öyle bir hale geldi ki, katılmak değil, artık kazanmak ön planda.
Çağdaş ülkeler artık bu gerçeğin ışığında yatırım yapıyorlar. Büyük emekler, büyük paralar harcayıp, sporcularını olimpiyata hazırlıyorlar.
Ama biz... Hala çağdışı kalmış bir söylemin peşinde, çağdışı uygulamalarla uluslararası arenada kendimize yer arıyoruz.
Hemen yanı başımızda Yunanistan yürekten alkışlanacak bir büyük başarıya imza atıyor. 200 metrede olimpiyat şampiyonu çıkarıyor. Biz ise Süreyya Ayhan yarı finale kaldı diye sevinçten adeta takla atıyoruz.
O Yunanistan ektiklerinin meyvesini yiyor. Hala spor politikası olmayan Türkiye, hayal aleminde “ya tutarsa" diye geri kalmışlığın şarkısını söylüyor.
Jones kadar olamadık
Koca ülke, Marion Jones kadar bile olamadık, demek çok mu abartılı ?
Galiba değil.
Gerçek bazen acı geliyor. Ancak... Halil dışında haltercimiz olmadığını ve halterin iflas fotoğrafının Sidney’de çekildiğini artık herkes biliyor. Tıpkı güreşte olduğu ya da boksa yansıdığı gibi. En güvendiğimiz sporcularımız ve tabii ki, okçularımızın kariyerlerinde artık “hüsran" damgası var.
Lâkin asıl üzüntü başka.
Yarışmadan kaçanlar... Çeşitli bahanelerle piste, podyuma, mindere çıkmayanlar. Sunay Bulut’tan Ruhan Işım’a, Harun Doğan’a, Sidney’e götürülüp de müsabakaya katılmayanlar. Sporcusuna kızıp, köşede yer almayanlar. Türkiye’de verdiği kararı, Sidney’e gidince bozup, bayrak krizi yaratanlar. Yani Türkiye’yi disiplinsizlik şampiyonu yapanlar.
Dileriz bu olanların hesabını verecek yüzü bulurlar.
Sporu hatırlayalım
Aslında zaman tam hesaplaşma zamanı.
Neredeyiz, nereye gidiyoruz? En önemlisi nasıl kurtuluruz? Reçeteyi yazmak da değil çözümü devreye sokma zamanı.
Evet bir kez daha gördük ki, bu tablo bize yakışmıyor.
Evet bir kez daha ortaya çıktı ki, Türkiye’de spor yapılmıyor.
Ve evet bir kez daha gördük ki, devletle spor gitmiyor.
Tespitleri artık doğru yapalım. Sorumluluğu yarışana atıp, kendimizi kurtarmaya kalkmayalım.
Devletin spor faaliyetlerine ayırdığı toplam para 5 trilyon, yani üst düzey bir futbolcunun parası bile olmadığı bu ortamda daha fazla umutlu olmayalım.
Taşıma suyla bu değirmenin dönmeyeceğini, ithal etmek yerine sporcu yetiştirmenin gerektiği gerçeğini artık anlayalım.
Sporda devletleşmenin karşısında duralım.
Politik tercihlerin, politik atamaların, işinin ehli olmayan yöneticilerin sporu bu açmazın içine süreklediklerinin farkına varalım.
Duyarlı, tutarlı, spor kültürü olan bir halk kitlesi oluşturalım. Futbol , basketbol, voleybol dışında neredeyse tüm dallara insanımızın yabancılaştırıldığı gerçeğine inanalım.
Ve artık basın olarak, olimpiyattan olimpiyata değil, futbol dışında da bu ülkede spor olduğunu hatırlayalım ve öneriler sunalım.
Yoksa... Olimpiyatlarda daha çook hayal kırıklıkları yaşayacak, yarın madalya getirecek, güreşçi, halterci, judocu ve tekvandocu da bulamayacağız.
|