Tahvil ve bono tahsil edilmeden vergilenecek
05 Şubat 1998
Mustafa ÖZYÜREK
Mevcut Durum
Halen yürürlükte bulunan Vergi Usul Kanunu'nun 279'uncu maddesine göre Türk ve yabancı esham ve tahvilat alış bedeli ile değerlenmektedir. Devlet iç borçlanma senetleri dolayısıyla faiz vadenin bitiminde elde edilmiş sayılmaktadır. Bir başka ifade ile gelirin elde edilmesinde tahsil esasının geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu görüş Maliye Bakanlığı'nın çeşitli özelge ve tebliğleri ile Yargı kararlarında da benimsenmiştir. Bu nedenle hesap dönem sonlarında devlet tahvilleri ile hazine bonolarının işlemiş faizleri mali karın tespitinde dikkate alınmamakta ve vadenin bitiminde mali kara dahil edilmektedir.
Vergi Tasarısı Ne Getiriyor?
Gündemde bulunan vergi tasarısının 6'ncı maddesi Vergi Usul Kanunu'nun 279'uncu maddesinin değiştirilmesini öngörmektedir. Yapılması öngörülen düzenleme ile; hisse senetleri ve yatırım fonları katılma belgeleri ile rayiç bedeli bilinmeyen ya da getirisi önceden bilinemediği değerleme günündeki neması hesaplanmayan menkul kıymetler yine alış bedeli ile değerlemeye tabi tutulacaktır.
Bu sayılan dışında kalan menkul kıymet ise borsa rayici ile değerlenecektir. Ancak, borsada rayicin olmadığı veya muvazaa ile oluşturulduğu hallerde menkul kıymetin vadesinde sağlayacağı gelirin, elde edilme ve değerleme günleri arasındaki süreye isabet eden kısmı alış bedeline eklenerek değerlemeye esas bedelin hesaplanması yoluna gidilecektir.
Bu şekilde yapılan düzenlemenin asıl amacı tahvil ve bono faizlerini gelir yazıp tahsilini beklemeden vergilendirmektir. Aslında bu düzenleme yıllardır vergi ile ilgili çevrelerde tartışılmakta ve mevcut Vergi Usul Kanunu'nun ruhuna uygun olanın da bu olduğu yönünde görüşler ortaya konulmaktadır.
Bunun dışında hisse senetleri hariç menkul kıymetlerin maliyet bedeline finansman giderlerinden pay verilmesi zorunlu hale gelmektedir. Bunun sonucu olarak menkul kıymet edinimleri ile ilgili finansman giderlerinin bir kerede gider yazılması imkanı ortadan kalkacaktır.
Yapılması tasarlanan bu düzenlemeler son günlerde yoğun tepki almaya başlamıştır. Salt vergisel kaygılarla hareket edildiğinde bu düzenlemelerin yerinde olduğu düşünülebilir. Ancak bugün geçerli olan ekonomik ortam ve kamunun borçlanma gereği ortada iken, bu şekilde bir düzenlemenin borçlanma maliyetini artıracağı ve beklenen sonucu vereceği kuşkuludur.
Döviz Cinsinden Alacak ve Borçlar
Halen cari olan Vergi Usul Kanunu'nun 280, 281 ve 285 maddelerine göre döviz cinsinden olan alacak ve borçlar reeskonta tabi tutulamamaktadır. Tasarının 7'nci maddesi ile Vergi Usul Kanunu'nun 280'inci maddesinin 3'üncü fıkrası yapılan değişikliğe göre yabancı para cinsinden olup, vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar Vergi Usul Kanunu'nun 281 ve 285'inci maddeleri uyarınca değerleme gününün kıymetine indirgenebilirler. Yani reeskonta tabi tutulabilirler.
Senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LIBOR) esas alınır.
Bankalar ve sigorta şirketleri reeskont hesaplamak zorundadırlar. Türkiye'de faaliyet gösteren bankların hemen tamamının döviz cinsinde olan borçları alacaklarına oranla yüksek olduğundan, borçlar nedeniyle hesaplanacak reeskont gelir yazıldığından bu tür finans kurumlarından bu düzenlemeye tepkiler gelmektedir. Ancak işin mantığı bunu gerektirmektedir. Ayrıca halka açık anonim şirketler zaten Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatı gereğince bunu yapmak zorunda kalmaktadırlar. Sadece hesaplanan reeskont mali karın tespitinde dikkate alınmamaktaydı. Yapılan bu düzenleme ile bir yerde bu paralellik sağlanmaktadır.
Meclis'in tarihi görevi
ÖNCEKİ YAZILAR
15 Ocak 1998
Yolsuzluklar ve vergiye direnç
08 Ocak 1998
Götürü usulün yerine getirilecek
basit usul nedir ve nasıl işleyecek?
19 Aralık 1997
Borsa kazançları nasıl vergilendiriliyor?
25 Aralık 1997
150 m2'ye kadar olan konutlardan ve kooperatiflerden KDV alınacak
|
 |
 |
 |