Para: Dünyayı döndüren asıl güç

Altın, gümüş, yeşil... Paranın rengini bildiğinizi düşünebilirsiniz ama cüzdanınızda taşıdığınız bu nesne, sandığınızdan çok daha fazla işe yarıyor. Para sayesinde yazı icat edildi. İlk haber bülteni yapıldı. Kot pantolon icat edildi. Para hakkında bilmediğiniz her şey bu yazıda!
 

Para: Dünyayı döndüren asıl güç

Dünyayı değiştirebilecek bir güce sahip

Dünyayı değiştirebilecek bir güce sahip

Para modern dünyanın damarlarında dolaşan kandır. Binlerce yıllık bir hikayesi var. Bazılarına göre bütün kötülüklerin sebebi olan para olmasaydı, bugün bildiğimiz haliyle toplumlar da olamazdı. Para modern uygarlığın temeli. Bir tek gün bile varlığınızı sürdürebilmek için para harcamak zorundasınız. Peki para nedir? Eski çağlarda kullanılan deniz kabuklukları ve ağaçkakan derileri de, bugün kullandığımız kağıt ve madeni paralar da aynı amaca hizmet ediyor. İnsanlar para işlevi gören bütün bu nesneleri, başka nesnelerle takas edebilmek için kullandı ve biriktirdiler. Ancak paranın tek işlevi, sahibine güç kazandırmak değil. Gerçekte, dünyayı değiştirebilecek bir güce sahip. Üstelik bunu tek bir kuruş harcamadan yapabiliyor. Yeryüzünde nereye giderseniz gidin paranın etkilerini görebilirsiniz. 

Yazının icat edilmesini paraya borçluyuz

Yazının icat edilmesini paraya borçluyuz

Her şey bundan yaklaşık 5 bin yıl önce, Mezopotamya'da başladı. O zamanlar bugünkü gibi banknotlar yoktu. Madeni paranın icat edilmesine bile henüz 2 bin yıl vardı. Para yerine tahıl ve hayvanlar kullanılıyordu. Her türlü alışveriş takas sistemiyle yapılıyordu. Örneğin ben birine bir öküz veriyordum, bunun karşılığında o da benim evimin çatısını onarıyordu. Modern ekonominin temelini oluşturan bu sistemin önemli bir açığı vardı. İnsan beyni, git gide artan bu işlemlerin hesabını tutamıyordu. İnsanlar şehirler kurup buralarda yaşamaya başlayınca işler iyice karıştı. Takasların hesabını tutmak imkansızlaştı. 




Bir örnek verelim... Ambarımda duran tahılın ne kadarını sizden aldığımı bilmiyordum. Bu nedenle insanlar yaptığı takasın kayıtlarını başka şekilde tutma ihtiyacı hissettiler. Böylelikle bir dizi sembol icat edildi ve bu sembollerin her birine anlam verildi. Örneğin bir arpa tanesinin resmi, "Sana arpa borcum var" anlamına geliyordu. Bir balık resmi ise, balık borcunu simgeliyordu. Son derece basit olan bu sistem işe yarıyordu ve kil tabletlere yazıldığında, insanoğlunun ilk kaydı tutulmuş oldu. Böylece insanların elinde kalıcı bir kayıt oldu. Mali işlemler taşlara kazınarak kaydediliyordu. Bu, insanlık tarihinin en önemli adımı olan yazının da icat edilmesi anlamına geliyordu. O zamandan bu yana olan her gelişmeyi buna borçluyuz. 

Paradan gazete okumak?

Paradan gazete okumak?

Yıllar geçtikçe yazı da evrimleşti. Ve bu evrimin sonucunda yazılı din, bilim ve tarih belgeler ortaya çıktı. İnsanlar başlangıçta 2 binden fazla sembolden oluşan bu yazı sistemini, kısa sürede daraltarak 600 kadar sese indirdi. Her ses, bir sembole karşılık geliyordu. Bu sayede, yazılı kayıtları okumak kolaylaşıyordu. Doğru sembolleri yan yana getirdiğimizde banknotlardan ilan panolarına kadar istediğimiz her yere sözcükler yazabilir hale geldik.

2009 yılında ABD Merkez Bankası, dolaşıma 3 milyardan fazla madeni para soktu. Günümüzde bu bozuk paralarla bir gazete alıp okuyabilirsiniz. Ama bir zamanlar insanlar haberleri direkt paraya bakarak öğreniyordu. Nasıl mı? Bunu nasıl yaptıklarını öğrenmek için M.Ö. 44 yılına gidelim.

Yaşayan birinin resmi paraya basılmazdı

Yaşayan birinin resmi paraya basılmazdı

Bozuk para icat edileli yüzyıllar olmuştu ama kimse Romalılar gibi madeni para basamıyordu. Romalılar dokunduğu her şeyi mükemmel hale getiriyordu, bunlara paralar da dahildi. Romalılar için madeni paralar çok önemliydi. Bu sayede ticarette ve alışverişte standart tutturabildiler. Darphanede basılan paralar, günümüzde kullanılan paralara çok benziyordu. Roma paralarının üzerinde dönemin imparatorlarının değil, geçmişteki tanrıça veya imparatorların resimleri vardı. Tıpkı bizim bugün geçmişteki önemli kişilerin resimlerini basmamız gibi, onlar da tarihi kişiliklerin portrelerini basıyordu. Kurala göre yaşayan bir liderin yüzü paraya basılamazdı. George Washington da bu yüzden, ABD'de basılan ilk madeni paraların üzerinde resminin yer almasını istememişti. Bunu sadece krallar yapıyordu. Ve Roma Cumhuriyeti vatandaşları krallardan nefret ediyordu.

Bir haber bülteni olarak para

Bir haber bülteni olarak para

Her şey, imparatorlardan birinin bu kuralı bozmasıyla başladı. Bu imparatorun adı Jül Sezar'dı. Sezar olağanüstü bir insandı. Büyük ihtimalle dünyada gelmiş geçmiş en büyük general ve aynı zamanda da dünyanın en büyük politikacılarından biriydi. Roma'nın ilk diktatörü olan Jül Sezar, ülkesindeki herkesin kim tarafından yönetildiklerini bilmesini istiyordu. Ama M.Ö. 44 yılında bir haberin yayılması, bugünkünden çok daha uzun sürüyordu. Bir düşünün: Televizyon yok, gazete yok, radyo yok, insanların çoğu okuma yazma bilmiyor. Kitlelere ulaşmanın yolu ne peki? Para tabii! 

Madeni paradan daha büyük bir propaganda yolu olamazdı. Düşünsenize; para hiç durmadan el değiştirir. Üstelik bunun için fazladan bir çaba sarf etmenize gerek kalmaz. Onu bir yere göndermeniz veya üzerine bir adres yazmanız gerekmez. Tıpkı şişe içinde denize atılan bir mesaj gibi... Herkesin elinden bozuk para geçer. Bozuk paranın ulaşamadığı kimse yoktur. 

Böylece Sezar, yeni madeni paralar basılmasını emretti. Üzerlerinde kendi yüzü ve okuma yazma bilenler için bir mesaj vardı: "Hayat boyu diktatör!" Ve doğruydu da... M.Ö. 44 yılında bu parayı bastıran Sezar, gerçekten de hayatı boyunca diktatör olarak kaldı. Ancak bastırdığı paralar, bardağı taşıran son damla oldu. Aralarında Brütüs'ün de olduğu Romalı senatörler, Sezar'ın hükümdarlığını sona erdirmeye kararlıydılar ve bunu yapmanın tek bir yolu vardı...
 

İmparator oldum bari para bastırayım

İmparator oldum bari para bastırayım

Sezar'ın öldürülmesinin bir nedeni de, kendi portresini paraya bastırmasıydı. Bu cinayeti gerçekleştiren 29 senatörün başını Brutus ve Cassius çekiyordu. Brütüs, Sezar'ın yakın arkadaşıydı. Meşhur, "Sen de mi Brütüs?" deyişi de buradan gelir. Kısacası Sezar'ın öldürülmesinde de paranın parmağı vardı. Ama paranın haberleşme aracılığıyla kullanılması devam etti. Ardından Brütüs bir para bastırdı. Üzerinde iki hançer resmi vardı ve "Martın ortası" yazıyordu. Bu, Sezar'ın öldürüldüğü tarih; yani M.Ö. 44 yılının 15 Mart'ıydı. Paraların üzerinde haberler ve yorumlar vardı. İşte Romalıların madeni paraları haberleşme aracı olarak kullanmaları bu şekilde başladı. 

Sezar'dan sonra tüm imparatorlar paralara kendi portrelerini bastırdılar. Bu bir nevi, "Benden öncekileri unutun" demekti. Madeni paralarla duyurulan haberlerin de tüm ülkeye yayılması zaman alıyordu ama o dönemin şartlarına göre, yine de hızlı bir duyuru sistemi olduğu söylenebilir. Günümüzde paralar artık bu amaçla kullanılmasa da, para basma teknikleri temelde aynı.

Kağıt paranın doğuşu

Kağıt paranın doğuşu

Hayatımızı kolaylaştıran bir başka icadı da yine paraya borçluyuz. Her gün dünyanın dört bir yanında insanların kullandığı beyaz rulolardan, yani tuvalet kağıdından bahsediyorum. Tuvalet kağıdının kökenleri, tuvaletin de mucidi olan Fransızlara kadar uzanıyor. Hikayeyi anlatmak için 1700'lü yılların sonuna, Fransa'ya gidelim... 

Zamanın Fransız Kralı 16. Louis'in başı büyük beladaydı. Ülkesi tam anlamıyla beş parasızdı. İnsanlar açlıktan ölmek üzereydi. Halkın aç olduğu bir ülkede devrim kaçınılmazdır... Sonunda Fransa halkı ayaklandı ve 1789 yılında Bastille Hapishanesi'ni bastılar. Ardından yeni bir hükümet başa getirildi ama ülkeyi yönetmek için hala paraya ihtiyaç vardı. 

Monarşi iflas etmişti. Elde kalan tek kaynak, Katolik kilisesiydi. Böylece hükümet, kilisenin mülkiyetindeki değerli mallara el koydu. Böylelikle de, günümüzde senet olarak varlığını sürdüren kağıtlar, bir tür 'kağıt para' olarak dolaşıma girdi. Senetler, belli bir yüzölçümündeki araziye karşılık gelen kağıtlardı. Bu kağıtlardan yeterince satılırsa, Fransa yoksulluktan kurtulabilirdi. Ancak kulağa basit gelen bu çözümü uygulamaya koymak, sanılandan zor oldu. Çünkü kağıt üretimi elle yapılıyordu. Bir seferde tek bir senet yapılabiliyordu ve bu işlem çok uzun sürüyordu. Fransa daha iyi bir yöntem bulmak zorundaydı. 

Ah be Robert!

Ah be Robert!

Kağıt üretiminin ne kadar zahmetli olduğunu bilenlerden biri de Louis-Nicolas Robert'di. Bir kağıt imalathanesinin muhasebesinde çalışıyordu ve hükümetin karşılaştığı güçlüğün farkındaydı. Bu sorunu çözecek makineyi de o icat etti. Bu, kağıt üretimini yepyeni bir yöntemle yapan bir makineydi. Robert'in tasarladığı makine çığır açtı. Bu sayede ilk defa, sürekli dönen rulo halindeki kağıdın üzerine aralıksız baskı yapılabiliyordu. Bu icadın esin kaynağı para olmasına karşın, makina yapıldığında yeni Fransız parası olan senetler, çoktan halkın gözünden düşmüştü. Ne yazık ki Robert, icadını hayata geçiren prototibi bitirdiğinde, Fransız halkının senetlerden fena halde ağzı yanmış durumdaydı. Bu yüzden kağıt basımı yapan imalathanelere tahammülleri kalmamıştı. Kağıt basılan bir yer gördüklerinde, senet basılacağı korkusuyla, imalathaneleri yakıp yıkıyorlardı. 

Ama bütün olumsuzluklara rağmen Robert'in icat ettiği makine varlığını korudu ve kağıt üretiminde yeni bir dönemin başlamasına önayak oldu. Tuvalet kağıdı başta olmak üzere, bugün kullandığımız kağıttan yapılan hemen her şeyin üretiminde Robert'in icat ettiği makinenin gelişmiş bir hali kullanılıyor. 

Bu icadın sonuçlarına bir bakalım: Bugün hayatımızda olan gazeteler, kitaplar, hatta faks makinesindeki kağıt bile bu sayede var. 

Fiberoptik kablolarla paranın ne ilgisi var?

Fiberoptik kablolarla paranın ne ilgisi var?

Günümüzde dünyanın her yerinde kullanılan cep telefonlarından uydulara dek pek çok cihazın artık kablosuz olduğunu düşünüyoruz ama gerçekte eski usül kablolar hala iletişimin en önemli unsurlarından biri. Eğer para icat edilmeseydi bugün bildiğimiz anlamda telekomünikasyon da olamazdı. Telekomünikasyon şirketleri, dünyanın etrafını tam 10 kez dolaşacak uzunlukta kablolar kullanıyorlar. Bunun için de fiberoptik kabloları tercih ediyorlar. Bu cam lifler, bir insanın saç telinden bile daha ince. Bu liflerden sadece biri, 60 saniyede, 20 milyondan fazla kitaptaki bilgileri, dijital veri olarak aktarabiliyor. Peki ama bu kablolarla paranın ne ilgisi var?

Bugün kullandığımız bütün hızlı iletişim araçları, internet, elektronik yazışma, cep telefonları, hepsinin temelinde, insanların daha fazla para kazanmak için daha hızlı haberleşme isteği yatıyor. Bütün bunların başladığı yere, 1800'lü yılların ortasındaki Amerika'ya gidelim...

İyi ki varsın Mors!

İyi ki varsın Mors!

O zamanlar elektrik denilen şey, bir enerjiden ziyade, heyecan verici ve eğlenceli bir icat olarak görülüyordu. 1840'lardan önce elektrik, insanlar için bir oyuncaktan ibaretti. Kimsenin aklına bu enerjiyi kullanmak gelmiyordu; hatta işe yaramaz olduğu düşünülüyordu. Samuel Mors adında bir adam Mors alfabesini çıkarana dek, aynı durum telgraf için de geçerliydi. Samuel Mors telgraf hattı aracılığıyla iletilebilen, elektrik sinyallerinden oluşan bir kod icat etti. Böylelikle telgraf, mesajlaşmak için kullanılmaya başladı. Bugün Mors alfabesi olarak bilinen bu icat sayesinde, elektrik ilk kez gerçek bir amaca hizmet ediyordu. 

İlk telgraf mesajı, 1844 yılında Washington'dan Baltimore'a gönderildi; böylece elektronik haberleşmenin de yolu açıldı. O güne kadar ABD'deki en hızlı haberleşme biçimi, atlı kuryelerdi. Uzun mesafeler arasında haber taşımak günler, haftalar, hatta bazen aylar sürüyordu. Telgraf bu süreyi dakikalara ve saniyelere indirdi. Ancak her yeni icadın hayata geçirilebilmesi için yatırımcılara ihtiyaç vardır. Telgrafın gündelik hayatta işe yarayacağına ilk ikna olanlar da bankerlerdi. Telgraf ve Mors alfabesi sayesinde bir banker, ülkedeki pazarlarda neler olup bittiğini öğrenebiliyor ve bu bilgiyi kullanarak küçük bir yatırımı servete dönüştürebiliyordu. 

Telgrafın tellerine paracıklar mı konar?

Telgrafın tellerine paracıklar mı konar?

Telgraf direkleri dikmek ve aralarına teller çekmek, masraflı bir iş. Gereken para ancak işadamlarının desteğiyle bulunabilirdi. Ki öyle de oldu. 1800'lerin başında ABD'de 500 şehir 37 bin km'den fazla tellerle birbirine bağlandı. ABD'nin önde gelen yatırımcıları bu sayede büyük paralar kazandı. Ama iş bu kadarla da kalmadı... Bu yatırımcılar yeni bir girişimle, tüm dünyanın parasına ulaşabilmek istiyordu. Bunun için de devasa bir kablo ağına ihtiyaç vardı. Okyanusu geçerek Avrupa'daki değerli pazarları da parmaklarının ucuna kadar getirebilecek bir hat gerekiyordu. Böylece 1857'de Atlantik Telgraf Şirketi'nin işçileri, bu hat için gereken kabloları döşemeye başladı. 9 yıllık çalışmanın ve 4 başarısız girişimin ardından, 1866'da hat tamamlandı. Artık Avrupa'daki para piyasaları ile Kuzey Amerika, 4 bin 300 km'lik bir kablo ile birbirine bağlanmıştı. İnsanlar, o güne kadar eşi görülmemiş bir hızda ve miktarda para kazanmaya başladılar. 

Bugün bizi birbirimize bağlayan teknoloji de temelde aynı. Küresel iletişim teknolojilerinin bu denli gelişmesinin başlıca sebebi para; yeni ticarettir. Her gün denizleri aşarak döşenen yeni hatlarla birlikte kablo çağının daha uzun zaman devam edeceğini söyleyebiliriz. 

Para olmasaydı kot pantolon icat edilmeyecekti

Para olmasaydı kot pantolon icat edilmeyecekti

Paranın ağaçta yetişmediğini herkes bilir. Ama pamuk tarlalarında yetiştiğini biliyor muydunuz? Evet, paranın 4'te 3'ü pamuktan oluşuyor. Tıpkı her gün giydiğimiz kot pantolon gibi. Bu oldukça ilginç bir tesadüf. Çünkü para olmasaydı, bugün kot giyemeyecektik. Kot kumaşın icadını, altına ve altın madeninde çalışan işçilere borçluyuz. Biliyorsunuz ki her yıl dünyada 2 bin tondan fazla altın çıkarılıyor. Altın, insanlık tarihinde en çok önem verilen maddi varlıklardan biri. Peki altınla kot pantolonun ne ilgisi var? Hikayemiz 1848'in ortalarında, altın aranan dönemde başlıyor...

Kot pantolon-para ilişkisi

Kot pantolon-para ilişkisi

1848'de San Francisco, sadece 850 kişinin yaşadığı sessiz sakin bir kasabaydı. Ertesi yıl nüfusu 25 bin oldu. Nasıl mı? James Marshall isimli bir adam, ıssız bucaksız ovalarda inanılmaz bir taş bulmuştu. Taş derken, altından söz ediyorum! O güne kadar bulunan en büyük altındı hem de. Bu olaydan sonra insanlık tarihinin en büyük göçü başladı. Herkes California, San Francisco dolaylarına akın ediyordu. Toplamda tam 500 bin kişi geldi! Ama altın bulmak o kadar kolay değildi. Altın aramak sürekli eğilip diz çökerek yapıldığı için hem çok yorucuydu, hem de bu işe pantolon dayanmıyordu. 

Bu yüzden asıl serveti yapan, kot pantolonu icat eden Levi Strauss oldu. Adam akıllıydı. Madencilerin daha dayanıklı giysilere ihtiyacı olduğunu fark etti ve bol miktarda çadır bezi alıp bunlardan giysiler diktirdi. Madenciler pantolonlara bayıldılar ama küçük bir sorun vardı: Çadır bezi cildi yakıp kaşındırıyordu. Levi Strauss bunun yerine kot kumaşı kullanmaya başladı. Ve sonuç: KOT PANTOLON!

Bugün herkesin dolabında mutlaka bir kot pantolon vardır. 19'uncu yüzyıldan günümüze kadar ulaşan başka bir moda var mı? 

 

Bu makaleye ifade bırak