15 katlı yüzen kent

Büyük gemiler için "yüzer otel" falan derler ya, bu ondan çok daha fazla bir şey. Geminin içinde cadde, dükkanlar, kafeler; profesyonel oyuncuların sergilediği Broadway şovları ve buz pateni gösterileri; 1500 çalışan, 3 binden fazla yolcu ile Voyager of the Seas gemisi yüzen bir kenti andırıyor

fturkmenoglu@milliyet.com.tr Barselona'dan gemiye binmek üzere kuyruğa girdik. Basbayağı bir havaalanı gibi. Kimlik kontrolleri yapıldı, oda anahtarlarımız verildi. Normalde bir hafta sürecek gezinin, sadece iki günlük "mini cruise" programındayım. Küçük bavulumla körüklerden geçerek odamı buldum. Gemi jargonunda "kat" değil de "güverte" deniyormuş. Ben 10'uncu güvertedeyim. Harika bir balkonum, çok şık bir banyom var. Gemi seyahatlerine alışkın değilim ama şimdiye dek gördüğüm gemiler içinde en şık, en lüks olanı bu...Hemen yerleşip odama bıraktıkları gemi haritasını elime aldım ve keşfe çıktım. "Can yeleğinizi alıp acil durum eğitiminize gitmeniz gerekiyor" dediler. Sirenler çalmaya başladı. Anonslarla olası bir tehlikede gitmem gereken salonu buldum. Yeleğimi giyinmeyi, feneri yakmayı, nereden filikaya binmem gerektiğini öğrendim. Öyle böyle değil, yapılacak şeyler sonsuz. En cazip yanı da bir kere para ödedikten sonra ekstra ufak tefek şeyler dışında her şey bedava. Yolculuktaki tek zorunlu toplantı olan acil durum eğitimi bittikten sonra "vakit nakittir" deyip 15 katlı kocaman bir komplekse benzeyen gemiyi tanımaya çıktım. Önce spor salonunu keşfettim. Harika aletlerle döşeli uçsuz bucaksız bir salon. Her gün yoga, pilates gibi birkaç ders de var. Biraz ağırlık kaldırıp kendimi daha iyi hissettim. Bir de seyahat süresince lezzetli yemeklere dayanamazsam, en azından kendimi kandıracağım bir şey yapmış olayım diye düşündüm... Önce zorunlu ilkyardım eğitimi Havuzları, jakuzileri, güneşlenme alanlarını dolaştım. Bir arkadaşım "Titanik pozu vermeden sakın dönme" demişti. Bakındım, bizim geminin mimarisi öyle bir poza çok elverişli değilmiş. Onun yerine benzer noktalar belirledim...Amerikan tarzı burgerler sunan Johnny Rockets, İtalyan veya Çin yemekleri yapılan lokantalar ya da onlarca çeşitle çok cazip görünen açık büfe arasında seçim yapmakta zorlandım. Bol sebze ve salatayla karnımı doyurdum. Güverteye çıkıp havai fişekler ve canlı orkestra eşliğinde geminin yola çıkışı şerefine verilen partiye katıldım. Adını Barselona'nın en ünlü caddesinden alan La Rambla'ya doğru yollandım. La Rambla geminin gezinti caddesi. Bir sürü dükkan, kafe, sokak müzisyenleri, hatta Avrupa caddelerinde görmeye alışkın olduğumuz türden canlı heykeller mevcut. Bir şey alacağımdan değil ama şöyle bir fiyatlara baktım. Vergisiz satış avantajından dolayı sanırım, her şeyin fiyatı çok makuldü. Biraz kitap ve havuz keyfi sonrasında programda altı çizilerek belirtilen takım elbiseli yemek salonuna gitmek üzere hazırlandım. Piyasa caddesi ve şovlar Gemi acayip büyük. Asansörlerden inip, kumarhanelerden geçip, caddeleri aşıp bizim Maksim'in beş katı büyüklüğünde, bordo kadife perdeli, kristal aynalar ve altın varaklarla bezeli ana yemek salonunu buldum. Önceden belirlenmiş oturma düzenine göre oturtuldum.Garsonumuz "Merhabalar Fatih bey, ben Levent" dedi. Antalyalıymış, üç yıldır gemide. Mönüyü getirdi, "Aman bunların dışında ne isterseniz hiç çekinmeden söyleyin" dedi. Son derece güler yüzlü ve yardımseverdi; işini hiç aksatmadan, titizlikle ve özveriyle servisi tamamladı.Yemek sonrasında buz pateni salonunda nefes kesici bir şova davet edildik. Uluslararası yarışmalarda dereceler almış sanatçı-sporculardan nefes kesici bir gösteri izledim. Ve gecede aktım...Geminin The Vault isimli kulübündeki 1970'ler partisinde, hep birlikte "YMCA" diye bağırarak dans ettik. Sonra başka bir kulüpte, High Notes'ta Latin müzikleri eşliğinde kendimizden geçtik... Nefes kesen bir gösteri İnsan gittiğini, bir gemide olduğunu unutuyor. Balkon kapısından gelen tatlı esintiyle mışıl mışıl uyumuşum.Ertesi sabah, kaya tırmanışı yapılan güverteye gittim. Basketbol, voleybol ve mini golf sahalarını gezdim. Yine çok güzel yemekler yedim, yine vicdanımı rahatlatmak için spor salonunda terledim. Eski İngiliz tarzı dekore edilmiş kütüphanedeki kitaplara göz attım. Özgeçmişlerine bir sürü dünya çapında projeyi sığdırmış olan sanatçılardan oluşan Broadway grubunun olağanüstü şovlarını izledim. 10 dolarla kumarhanede şansımı denedim. Aşkta kazanmış olduğumu hep bilirdim...İki gün hızlıca geçti. Marbella açıklarından geri döndük. Geminin sadece yarısını görebildim. Daha ayurvedik masajlar vardı, hiç oturamadığım kafeler, hiç tadamadığım yemekler vardı. Cleopatra's Needle'da dans müzikleri eşliğinde içkimi yudumlayacaktım, güvertede yıldızlar altında uykuya dalacaktım...Sonunda anladım ki, bir gemiyi keşfetmek, bir şehri keşfetmek gibi. Biraz zaman, bolca enerji gerekiyor. Elimde şampanya kadehleriyle güverteden seyrettiğim günbatımlarını iyice zihnime yerleştirmişim iyi ki... Gemiyi keşfetmek enerji gerektiriyor Türkiye sahillerinden çıkışlı turlar da var, Avrupa şehirlerinden başlayanlar da. Birçok acente benim gittiğim Royal Caribbean şirketi ile çalışıyor. Fiyatlar çok çeşitli ama mutlaka herkesin zevk alacağı türden bir gezi var. Sırf Karayipler'de dolaşanlar, sadece Akdeniz ülkelerinde turlayanlar; çok lüks kamaralar, daha mütevazı odalar... Nasıl gidilir? Gemilerde yapacak çok şey var, o yüzden zamanı iyi planlamak gerekiyor. "Bir yola çıkalım, görürüz bakalım" demek çok doğru bir yol değil bence. Şovları izlemek, spor faaliyetlerden hakkıyla yararlanmak, havuzda iyice yüzmek için iyi bir program şart. "Ne yapmamak gerekir?" diye soracak olursanız da, "Şeytana uyup içki ve yemeğin dozunu kaçırmayın" derim! Ne yapılır?

Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber