Geri Dön

40 sene takip ettiler

"Polisler 30-40 sene takip ettiler beni. Fabrikaya gelir, fabrikada arkadaşlarla temas eder, benim kitaplarımı karıştırırlardı. Arkadaşlar tabii söylüyorlar, komünistle hiç alakası yok, çok iyi bi memur, çok iyi bi mütehassis, gece gündüz işiyle gücüyle... Hakikaten de öyleydim. Komünistliği Rusyada öğrenmedim, Türkiyede öğrendim.

Tarihe 1000 Canlı Tanık Uyruğuna geçmedikleri için ailesinin ardından Lütfi Bey de Sovyetler Birliğini terk etmek zorunda kalır ve Odessa Limanından kalkan bir gemi ile 1940 yılında İstanbula gelir. Babası, babasının ikinci eşi, annesi ve kardeşleriyle birlikte Erenköyde yaşamaya başlar. "Babamın ikinci eşi ve kızı da bizimle birlikteydi, aynı evdeydik. Çok iyi bi kadıncağızdı, ben ona da anne diye hitap ettim. Çok kültürlü bi kadındı, okumuş, eski saraya mensup bi kadıncağızdı." Leningradda Kimya Mühendisliği bölümünü bitiren Lütfi Bey uzun bir süre iş arar. Ancak olumlu sonuç alamaz, askere gitmeye karar verir. "Angaraya yedek subay okuluna gittik. Yabancı ülkede tahsilimizi yaptığımız için, doğrudan yedek subay okuluna almadılar. Okulda namzet olarak er muamelesini yaptıler. Gel zaman, git zaman bi sene da doldi, herkes mezun oldi, subaylar elbiselerini giydiler. Fakat Rusyadan gelen iki kişi, biz bekliyoruz." Bölük kumandanı önce ikmale kaldıklarını söyler. Daha sonra gerçek açığa çıkar, haklarında yapılan incelemenin tamamlanması beklenmektedir. Kısa sürede inceleme sonuçlanır ve yedek subay olmaya hak kazanır. Çanakkaleye çıkar tayini ."Ben askerdeyken babam iflas etti. Fakat iflas ettiğini ne biz biliyoruz, ne üvey annem biliyor. Ne de en yakin tüccar arkadaşları biliyordu. Sıkıntiden, beyin kanaması oldu gitti adamcağız, öldü kısa bir süre sonra. Araştırdık, bangalarda, mangalarda beş kuruş para yok. 44te filan öldü. İflas edip öldükten sonra müşkül duruma girdik. Sıkıntı çekmeden refağa kavuşamazsınız, sabur lazım.Biz de sıkıntı çektik." Babasının iflası ve ardından da ansızın vefatı ailenin yaşamını derinden etkiler. Üniversite yıllarında Rusyada şampanya fabrikasında çalışan Lütfi bey benzer bir alanda iş aramaya başlar. Ancak Rusyadan gelmiş olması iş arama sürecinde büyük sorun yaratır: "Benim kimya tahsilimi kabul etmediler. Milli Eğitim Bakanlığına gittim. Rusyada gece fakültesine gitmiştim. Rusçası Raboçi, Çalışanlar Fakültesi, yani çalışanların gece fakültesi. Bir türlü tercüme edemediler, Amele Lisesi diye tercüme ediyorlardı. Başladım bağırmaya. Siz dedim, bu işi bilemiyosunuz. Moskova sefaretinde, maarifi temsil eden bi memur var, ona gönderin dedim. Uzak dediler, bin dereden su getirdiler yapmadiler. Ben senelerce, Türklüğümü muhafaza ettim, Rusyada tahsilimi yaptım, siz şimdi beni bu hale sokuyorsunuz. İş bulamıyorum bu nedenle. Artık Türkiyede duramam, geri giderim dedim." Laz kökenli bir aileden gelen Lütfi Hızel 1910, Çarlık Rusyasında, Karadeniz kıyısındaki Sohumda doğar. Babası Mustafa Bey tütün üreticiliği ve ticareti yapmaktadır. İlk, orta ve lise tahsilini Rusyada tamamlar, kimya mühendisi olur. Rejimin değiştiği yıllarda babasının işini bırakıp, devlette çalışmaya başlamasıyla ailenin hayatı değişir. Mustafa Bey İstanbula ticaret mümessili olarak atanır. Ardından annesi ve kız kardeşi Sovyet tabiyetine geçmedikleri için Sohumu terk etmek durumunda kalırlar. Bir sene sonra 1940da Lütfü Hızel de Rusyadan ayrılır. İstanbulda ailesiyle birlikte yaşamaya başlar. Askerliğini Ankaradaki yedek subay okulunda tamamlar, Tekirdağ ve Ankara Tekel Fabrikasında 33 yıl çalışır, 1974de emekliye ayrılır. Ankarada bulunduğu yıllarda tanıştığı Bedia Hanım ile 1947 yılında evlenir. 1993 yılında trafik kazasında kaybettiği eşinden biri kız, üç çocuğu olur. Rusça, Fransızca, Lazca, Abhazca bilen Lütfi Hızel şarap uzmanı olarak çalışmayı sürdürüyor. Tek isteği şarapçılıkla ilgili yazılarını yayımlamak. Kendisiyle, kızıyla birlikte yaşadığı İstanbul, Kadıköydeki evlerinde görüştük. Geçen hafta Rusya yıllarına yer verdiğimiz Lütfi Hızel görüşmesinin ikinci ve son bölümünü Türkiyede geçen yıllarına ayırdık... "İşte yedek subay oldikten sonra, bana itimat kesbettiler ve askerlikten sonra vazife buldum Tekelde. İlk memuriyetim Tekirdağ Şarap Fabrikası, bi sene orda kaldıktan sonra Ankara Bira Fabrikasına tayinimi çıkarttım 1947de. Allah rahmet eylesin, Atatürk kurmuştu, Atatürk çiftliği biliyosunuz. Atatürk rahmetlinin orda çok zahmetleri var. Biliyosunuz, içki içmesini severdi. Orman Çiftliği Bira Fabrikası, Atatürk namine kurulmuş. Bira fabrikasi, Tekele geçti, Tekel zamanle, onu buyutti, ilaveler yapti ve şimdiki hale getirdi. 33 yıl çalıştim orada. Bira fabrikasının içinde şarap kısmi vardi, oranın amiri oldum. Gel zaman, git zaman içinde fabrikanın işletme muduru oldum. 40 bin litre bira hazır duruma getiriliyordu. Bilhassa yazın bira bekletilmiyordu. Tabii fabrikanın üretiminde rakı başta geliyordu, Türkiyenin milli içkisi olduğu için, ona çok itina ederlerdi. Şarap tüketimi rakı gibi değildi. Hatta rakıyı yetiştiremeyoduk. Yeni rakı fabrikaları kurmak mecburiyetinde kalındı. Yeni bir çeşni bulmak için çalışırdık. Mesleğimi seviyorum. Mesleğini seveceksen, sevmedin mi, ama hangi meslek olursa olsun, muvaffak olamazsın, yapamazsın, orda kalırsın işte. Yoksa kimse bir şey söylemez. Salla başini, al maaşini. Şimdi bilhasse, bu Angaradayken, Ziraat Fakültesindeki talebeler staj için bizim fabrikaya gelirlerdi. Ziraat fakültesinde bütün hocaları tanırım. Ben de giderdim, sık sık onlara temas ederdim. İçki kültürü gelişti bu arada... " Milli içki rakı "...Şarap üretimi zahmetli... Bir kere uzum alınırken, uzumu vaktinde alacaksın. Şaraba elverişli geldiği zaman, gerek asit bakiminden, gerek alkol bakiminden, musait zaman da hasat yapacaksın. Bir espri vardır, şarapçılık, bağciliktan başlar. İyi şarap, iyi uzumden yapilir derler. Sonra iyi uzum olabilir ama teknolojisine uygun muamele, uygun işlem yapmazsen, o uzum ne kadar iyi olurse olsun, şarap iyi olmaz. Bizim fabrikalarda şarap teknolojisine uygun işlemler yapamiyoler maalesef, yapamiyoler. Vakit yetişmiyor, işçi yetişmiyor. Çok yuklu uzum aliyoler... Türkiyede bi İstanbul Bomonti Bira Fabrikasi bir de Angara Bira Fabrikasi vardi. Üçüncüsü 1960 senelerinde Yozgat ilinde yapıldi. Şimdi bunların hepsi gitti. Tekel idaresini kalkti, sattiler. O, devlete en çok para getiren kuruluştu. Onu sattiler maalesef. Hem çok ucuza satmişler." Ankara Konservatuarında okuyan kardeşi ve tiyatro sanatçısı olan eniştesinin aracılığıyla tanıştığı Bedia Hanım ile 1947 yılında evlenir. "Allah rahmet eylesin, 1993 yılında kaybettim, çok kültürlü kadın, çok iyi bi kadın. Benden 13 yaş küçüktü. Angarada, bira fabrikasında çok iyi hayatımız vardı. Çocuklarımız orada doğdu. Orman Çiftliği çok güzeldi, orada oturduk. Çitfliğin zirai urunleri vardi, sut mamulleri... Çok güzel bi restoranlar vardı, her sene yılbaşıyı orda kutlardık. Bütün çiftlikler oraya gelirdi, gayet ucuza mal olur, sabaha kadar eğlenirdik. Memnunduk çok. Çocuklarımız da orda doğdu, ilkokulu çiftlikte bitirdiler. Herkes birbirini tanırdı. Ben şahsen çok memnundum. Bu arada Angarada ikinci bir üniversite bitirdim. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyat Fakültesini bitirdim. Profesörler vardı hoca olarak, Rusça bilmiyorlardı. İşte böyle bir bölüm açmışlardı." Şarabın sırrı "Ankarada polisler 30, 40 sene beni takip ettiler. Fabrikaya gelir, fabrikada arkadaşlarla temas eder, benim kitaplarımı karıştırırlardı. Arkadaşlar tabi soylüyoler, komünistle hiç alakası yok, çok eyi bi memur, çok eyi bi mütehassis, gece gündüz işiyle gücüyle meşgul. Hakkaten de oyleydim. Komunistliği Rusyada öğrenmedim, Türkiyede öğrendim. Rusyadan geldiğim için takip ediliyordum, düşünün. Burada koministi umacı gibi görüyorlardı. Rusyada böyle bi şey yok. Rusyada, Rusyayı idare eden, beş yüz kişiyi geçmez. Komunist partisindeki, yüksek kademeli adamlar Rusyayı idare ediyor. Bunun dışındeki insanlar, vazife alıyo, veriyor ve vazifeyi yapmaya çalışıyor. Ve onlar da vazifeyi iyi yapıyo mu diye kontrol yapıyo. Rusyada ta çocuklukten yetişiyo. Yani komunist yavruleri, ondan sonra lisede, ondan sonra, parti namzedi olarak uzun muddet çalışıyorlar. Ondan sonra partiye giriyorlar. Öyle gelişigüzel adam almazlar." Lütfi Bey 33 sene sonra emekliye ayrılır ve özel sektöre geçer: "Emekli oldum, Tekelde aldığımın 10 misli parayla gittim, birçok yerlerde çalıştım, danişmanlik yaptım. Halen de yapıyorum. Adam yetiştirdim. Şimdi patronlere şarapçiliği öğretiyorum. Bilsinler ki ona göre yapsınlar diye" Halen şarap uzmanlığı yapan Lütfi bey, kızının yanında yaşıyor:"Televizyonum, teybim var, kitaplarım var. Kitap okuyorum, satranç oynuyorum. Bazen kalkıyorum, odamın içinde geziyom, saat 4te yürüyüşe çıkıyorum. İşte bu hayatım. Bundan sonra ne olacak? Camiye mamiye daha başlamadık. Bazen işte, Allah ile anlaşamıyoruz. O Azrail aleyhisselamı gönderiyor. Onun için anlaşamıyoruz."n "Şimdi patronlara şarapçılık öğretiyorum" "Yedek subaydayken Orhan Veli de bizim bölükteydi. Beraber 6 ay er olarak askerlik yaptık. Hatta aynı ranzada, ben altta, o ustte yatardi. Orhan Veliyle çok sevişirdik. Akşamları şiirler söylerdi, ben Rusyayı anlatırdım. Hafta, sonu olunca, herkes çarşıya çıkardı. Ben pek çıkmazdım. Daha ziyade o bölükte oturur kitap okurduk, satranç oynardık. Ben geç yattığım için, benden evvelki arkadaşlara, siz kalkmayın oğlum, sizin nöbetinizi tutarım, derdim. Orhan Velinin de nöbetini tutardım, kendisi giderdi. Angarada Ulusta, bir küçük bi meyhane vardı, akşamları arkadaşlarıyla buluşurdu. Orhan Veli, Sıtki Taranca o zamanki genç şairler... Orda buluşurlar, içerlerdi, konuşurlerdi, şiir söylerlerdi. Bir gün, bana da gel dedi. Meyhaneye gittik. Dört-beş kişi felan, oh, sohbet, içki, anlatiyoler. Sohbetleri o kadar tatlı ki, hayran kaldım...Çanakkaleye tayin oldum. Sık, sık İstanbula kaçardim askerlik esnasinde, vapurla. Geliboluya vapur yanaştı, baktım ki Orhan Veli, böyle sallana, sallana, uzun boylu, bu kadar pabuçli 45 numara giyerdi. Allah, baktım geliyor, orda buluştuk. Rahmetli iyi bi şekilde ölmedi, bi hendeğe düşmüş, ondan sonra ölmüş."Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz. Telefon: (0212) 327 86 58 Faks: (0212) 227 37 32 e-posta: tbct@tarihvakfi.org.tr Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan Görüntü kaydı : Tamer Üstel Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek Yayına hazırlayan: Tuba Çameli Gelecek hafta: Neziha Paktuna anlatıyor. "Orhan Veli üst ranzada yatardı"

15 Aralık 2019 Magazin Bülteni15 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber