“Ablam yemeği annemden, sanatı babamdan öğrendi”

2008’de hayatını kaybeden işkadını Leyla Akçağlılar’ın özel koleksiyonu bugün açık artırmaya çıkıyor. Leyla Akçağlılar’ın kız kardeşi Defne Akçağlılar: “Annemin güzel yemekleri ikimizi de etkiledi. Babamın Osmanlı sanatı koleksiyonu çok büyüktür. Çocukken bizi tabloların karşısına geçirir, ressamları anlatırdı”

“Ablam yemeği annemden, sanatı babamdan öğrendi”

Sanki Leyla Akçağlılar’ın Arnavutköy’deki evini geziyorum. Bir köşede askıya asılmış Chanel döpiyesler, diğer köşedeki camlı vitrinde koleksiyonunu yaptığı hayvan bibloları ve ilaç kutuları duruyor. Yanında krem rengi, yaldızlı koltuğu. Yatak odasındaki goblen yatak başı duvara yaslanmış, yeni sahibini bekliyor. Herend porselen takımla kurulmuş sofrası az sonra misafirler gelecekmiş gibi duruyor.
Burası Akçağlılar’ın evi değil, bugün müzayedesi yapılacak Leyla Akçağlılar Koleksiyonu’nun Beşiktaş Conrad Oteli’ndeki sergisindeyim. Portakal Kültür ve Sanat Evi’nin düzenlediği müzayede saat 14.00’te başlayacak.
Leyla Akçağlılar Tekfen Holding’in kurucularından Necati Akçağlılar’ın kızıydı. Babasıyla aynı şirkette çalışıyor, yönetim kurulu üyeliği yapıyordu. Kafe ve pastane işletiyor, Butterfly çikolatalarını üretiyordu. Anoreksia hastalığı nedeniyle böbreğini kaybetmiş, böbrek nakli ameliyatı geçirmişti. Nakilden ötürü bağışıklık sistemi zayıf düştüğü için klimadan kaptığı bakteri yüzünden 2008’de,
51 yaşındayken hayatını kaybetti. Akçağlılar’ın evindeki eşyalar, sanat koleksiyonu bu müzayede ile satışa çıkıyor. Elde edilecek gelir ile iki kız yurdu yapılacak. Bu müzayede için Amerika’dan gelen Defne Akçağlılar’dan ablasıyla ilişkisini, hastalığının hikayesini dinledik.

Ablanız siz doğunca kıskanmış mı?
Yok, hayır. Annem beni dört gözle beklediğini anlatır. Benim ikinci ismim Zeynep. Bu adı bana ablam koymuş.

Ablanızla yaş farkınız yediymiş. Aynı okullarda mı farklı okullarda mı okudunuz?
Leyla ile farklı ekollerin okullarında okuduk. O hep Fransız okuluna devam etti, ben Robert Koleji’ni bitirdim. Aynı okulda okumamamız bir bakıma iyi oldu. Çünkü Leyla derslerinde çok başarılı, hep tam puan alan bir öğrenciydi. Aynı okulda olmayınca onunla kıyaslanmaktan da kurtuldum.

“Ailenin çalışkanı Leyla idi, haylazı bendim”
Siz ablanız kadar çalışkan değil miydiniz?
Ailenin çalışkanı Leyla’ydı, haylazı bendim. Hayat bizi farklı ülkelere götürdü. Ben lisedeyken Leyla Fransa’ya gitti. Ben koleji bitirince, 17 yaşında Amerika’ya gittim. Orada yapımcılık okudum. Sonra da dönmedim. Ama iletişimi hiç kesmedik. Her sabah birbirimizi arardık. Güne onun telefonuyla başlardım. Tatillerde birlikte zaman geçirir, yılda en az altı kez görüşürdük.

Nasıl bir ilişkiniz vardı?
Aramızdaki kilometrelere rağmen ben kendimi ablama hep çok yakın hissettim. O da yedi yaş büyük olmasından ötürü beni korurdu, takip ederdi. Birbirimizi çok severdik ama benzer tarafımız çok azdı.

Ablanızla ortak bir noktanız var ama: Yemek. O Paris Cordon-Bleu’de mutfak sanatı eğitimi gördü. Yemek kitapları yazdı, restoran işletti, çikolata mağazası açtı. Siz de Los Angeles’ta restoran işletiyorsunuz.
Evet. Üniversite bittikten sonra yedi yıl yapımcılık yaptım. Şu anda eşimle birlikte Los Angeles’ta beş lokantamız var. Sanırım yemeğe ilgimiz annemden kaynaklanıyor. Annemin güzel yemekleri ve mutfak bilgisi ikimizi de etkilemiş belli ki. Leyla ekonomi öğreniminin ardından finans lisansı aldı. Sonrasında Cordon-Bleu’ye gitti. Tekfen’deki görevini ve restorancılığı bir arada yürütüyordu.

Sizin restoranlarınıza geldiğinde yemekler hakkında yorum yapar mıydı?
Tabii. Mesela “Çok tuzlu olmuş” derdi. Amerikan mutfağı ona hitap etmezdi zaten. Basit gelirdi. O Fransız mutfağını severdi. Fransız yemeklerini ve soslarını pişirmeyi severdi. Sofra kursun, evine misafir çağırsın... Çok hoşlanırdı. Fransız reçeteleriyle yaptığı peynirli suflesinin tadını unutamam. Şahaneydi!

O sufleyi sizinle paylaşır mıydı yoksa sadece tadına mı bakardı?
Bir kaşık alırdı tabii ama yedikleri çok azdı. Bir dönem sadece sebze ve meyve ile besleniyordu. Vejetaryenliği doktorların tavsiyesi üzerine bırakmıştı. Et, tavuk ve balık da yerdi ama çok çok az miktarda.

“Babam işkolikti, çok seyahat ederdi”
Babanız Necati Akçağlılar, Tekfen Holding’in kurucularından. İşten ötürü kızlarına zaman ayırabilir miydi?
İşkolikti. İnşaat bölümünün başında bulunmasından ötürü çok seyahat ederdi. Devamlı yurtdışındaydı. Seyahatlerden eli boş dönmezdi, bize hediyeler getirirdi.

Ablanızın sanata merakı, anne-babadan örnek aldığı bir şey miydi?
Babamın Osmanlı sanatı koleksiyonu çok büyüktür. Çocukken bizi tabloların karşısına geçirir, ressamları anlatırdı. Leyla benden büyük olduğu için onu yanına alır, Raffi Portakal’ın babasının müzayede evine götürürdü. Orada da Leyla’ya bu konu hakkında bilgi verirdi. Bazen müzayededen aldıkları bir sanat eseriyle dönerlerdi eve. Leyla Paris’te üniversiteyi okurken sanata daha da merak saldı. Paris’ten döndükten sonra koleksiyonculuğa başladı.


“Anoreksik olması ve yemek takımı merakı bana ironik görünmüyor”
Ablanızın koleksiyonunun büyük çoğunluğunu yemek ve çatal bıçak takımları oluşturuyor. Onun anoreksiya hastalığıyla tezat bir durum aslında bu.
Haklısınız. Bir paradoks gibi görünüyor. Leyla’nın etrafta bilinen ilgisi yemekti, doğru. Ama o sadece yemekle ilgili projelerinden ve hastalığından ibaret değildi. Belki de bu yüzden bu durum bana ironik gelmiyor. Tekfen’deki işi, dine olan merakı, okuttuğu öğrenciler başkaları tarafından bilinmiyordu. Sadece çok yakınları biliyordu. Mesela hafta sonlarını kilise ve cami dolaşarak geçirirdi. İbadet ederek huzur buluyordu.

Leyla hanım uzun yıllar boyunca diyet yapmış. Bu sürecin tam olarak ne zaman ve nasıl başladığını biliyor musunuz?
20 yıl kadar diyetteydi. Ablam Paris’te ekonomi okurken, zayıflığın yeni yeni moda olduğu dönemde başlamış diyete. Sanırım zayıflığıyla ünlenen manken Twigy döneminde az yemeye başlamış.

“Bunu kabullenmek zor oldu tabii ama değişmeyi istemiyordu”

Siz onu doğru beslenmesi konusunda sürekli uyarmışsınızdır...
Hep... Ailece fikrini değiştirmeyi çok denedik. Biraz daha fazla yemenin daha sağlıklı olduğunu söylüyorduk. Bir kişi eğer değişmeye hazır değilse, onu değiştirmeye kimsenin gücü yetmiyor. Tecrübemize göre böyle. Bunu kabullenmek zor oldu tabii ama kendisi değişmeyi istemiyordu. Leyla sonuçta üniversite okumuş, yüksek lisans yapmış biriydi. Olanlar konusunda bilinçliydi
ama yine de değişmedi.

Ablanızı kaybettiğinizi öğrendiğinizde Amerika’da mıydınız?
Doktorları kritik bir durumda olduğunu söylediğinin ertesi günü İstanbul’daydım. Üç hafta kadar sonra da vefat etti. Aslında ablam böbrek naklinin ardından çok sıhhatli bir sekiz-dokuz ay geçirdi. Ancak doktorlar bağışıklık sistemini mecburen düşük tutuyorlardı, vücut yeni gelen organı reddetmesin diye. Bağışıklık sistemi
düşünce her türlü mikroba açık hale geldi.
Sağlıklı bir insanın soğuk algınlığı geçirir gibi atlatacağı bir virüs klima yoluyla ablama geçti. Vücut direnci düşüktü, kaybettik onu.


“Şık ve klasik giyinmeyi tercih ederdi. Chanel ona ikisini de veriyordu”
Müzayedede sizin ablanıza hediye ettiğiniz bir obje de satılacak...
Evet. Gümüş bir sigara kutusu.

Ablanızın evindeki eşyaların yüzde 90’ı bu müzayedede yer alıyor. Siz kendinize ona ait olan neyi ayırdınız ve satışa çıkarmadınız?
Manevi değer taşıyan ufak tefek şeyler.
Ailemize ait fotoğraflar ve cüzdanı gibi...

Elbiseleri ve çantaları hep Chanel. Markaya özel bir tutku mu duyuyordu?
Chanel’i çok severdi. Leyla her zaman şık ve klasik giyinmeyi tercih ederdi. Chanel ona ikisini de veriyordu.

Müzayedenin amacı, geliriyle kız yurdu yaptırmak. Anneniz, babanız ve siz Leyla hanımın adını neden özellikle eğitimle ilgili bir konuda yaşatmak istediniz?
Çünkü Leyla yaşamı boyunca eğitime çok önem verdi. Her yıl 10 kadar öğrenci okutuyordu. Bizde yıllarca eğitime katkıda bulunan Leyla’nın adını yaşatmak
için onun yolundan gitmek istedik. Koleksiyonun satışından elde edilecek gelir Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlanacak. Parayla kız yurdu yapacaklar.


“Kitaplarını bu koltukta okurdu”
Leyla Akçağlılar porselen ve cam sanatına ilgi duyuyordu. Koleksiyonunun büyük bölümünü Herend porselenleri oluşturuyor. Koleksiyonda Herend’in yanı sıra Saxe, Limoges, Daum, Meissen, Sevres imzalı porselen ve camlar var. Ayrıca Ayvazovski, Hoca Ali Rıza ve Sami Yetik’e ait peyzajlar, Prieur-Bardin imzalı oryantalist tablolar, ünlü hattat
“Bakkal Arif”in Hilye-i Şerif’i, çağdaş hattatların yazıları, İngiliz ve Fransız mobilyalar yer alıyor. Defne Akçağlılar ablasının kitaplarını ve gazetelerini uzanarak, Hazeran Bateau’da okumayı sevdiğini söylüyor.

İtfaiyeden tilki kurtarma operasyonuİzmir’in Tire İlçesinde 30 Metrelik boş kuyuya düşen tilki 3 gün kaldığı kuyuda vatandaşların ihbarı ile İtfaiye tarafından kurtarıldı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber