“Acısız aşk olmaz”

Emine Ülker Tarhan... Genellikle pek gülmeyen yüzü ile tanınıyor. Hakimlikten meclise giden yolda kariyeri dışında bol bol spor yapmış, ilk sevgilisiyle evlenmiş, iki çocuğu olan bir kadın. Her şeyi kocasıyla omuz omuza yaptıklarını söylüyor. Aşk onun için “dümdüz bir şey değil”. “Acısız aşk olmaz gibi geliyor bana” diyen Tarhan bir de alıntı yapıyor: “Sevdadır her işin başı!”

“Acısız aşk olmaz”

Emine Ülker Tarhan... YARSAV (Yargıç ve Savcılar Birliği) Başkanı’ydı. Siyaset denizine daldı. CHP Ankara milletvekili, Grup Başkan Vekili. Konuştuğunda acıtıyor. Ankara bağımlısı. Kedileri çok kullanışlı buluyor. Saçını hiç boyatmadı, kendisi kesiyor. Geceleri Premier Lig’de Chelsea’yi, La Liga’da Barcelona’yı izliyor. Babası Ali Usta hiç tatil yapmadığı için üzgün. Fantastik sinemayı çok seviyor. Gençliğinde lakabı Rapunzel’di. İlk erkek arkadaşıyla evlendi. Çocuklarına ve Cem Yılmaz’a çok gülüyor. “Ah yalan dünya” diye şarkı söylüyor. Türkiye’nin kasığına tekme atılmasını önlemek için siyasette ama zaman zaman hayal kırıklığı hakkını kullanıyor. “Devrimciyim, susturamazlar” diyor. Lisanslı sporcu. Süper basketbol oynuyor. Mustafa İstemi netlik yapmakta zorlandı. Ben de nefes nefese kaldım.
Hiç de “buz kraliçesi” değil. Okuyunca göreceksiniz...

“Babamın şişmiş ellerini hiç unutamam”

Siz Girit göçmeni bir aileden geliyorsunuz değil mi?

Baba tarafı öyle. Annem-babam Tarsus’ta yaşıyorlar. Babam sabah 5’te kalkan, elleri şişinceye kadar çalışan bir emekçi. En önemli anılarımdan biri babamın şişmiş ve sertleşmiş ellerini sabunlu ılık suyla yıkayışım, vazelin ile yumuşatışımdır. Ayakkabı yapardı. Zanaatkardı. Girit’ten Mersin’e göçmüşler.

Tarsus’ta nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Sardunyalı sokaklar, bisiklet yarışları. Biz tatile gidemezdik. Babam dört çocuğa bakmak zorundaydı. Ve hâlâ tatil yapmamıştır babam. En büyük idealim ona bir tatil yaptırmak ama henüz zamanım olmadı. Annem yaz tatillerinde kendimi yalnız hissetmeyeyim diye her şeyi öğretmiştir. Yemek, örgü... Spor yapmayı da o tatillerde öğrendim.

“Mustafa Kemal kahramanımdı”

Küçükken idealiniz miydi hakim olmak?

Hukukçu olmaktı idealim. Ankara Hukuk yargıç yetiştirir, İstanbul avukat yetiştirirdi. Ankara’da yaşamayı nedense çok istedim. Mustafa Kemal benim kahramanımdı, biraz onunla ilgili olabilir. “Mustafa Kemal’in hukuk mektebi” derlerdi Ankara Hukuk’a. İkinci bir seçeneği hiç düşünmedim. Çok kararlıydım.

Nasıl bir öğrenciydiniz?

Çalışkan. Çevresinde çok sevilen, lider bir çocuktum. Hep bana fikir sorarlardı ama çok oyun severdim. Gece yarılarına kadar bahçelerde oynardım. Caddeye bisikletle çıktığımızda azarı işitirdik. Tarsus çok kimlikli, müthiş bir yerdi. Bir yanda Paskalya yortusu, bir yanda Ramazan telaşı vardı. Lisede spora yoğunlaştım. Antrenmanlar, şampiyonalar... 1981’de üniversiteye girdim.

“Kızımı ayağımda sallarken ceza hukuku çalışırdım”

Üniversiteyi kötü bir dönemde okumuşsunuz.

Darbe sonrası kabus gibi bir dönem. Darbe öncesi Tarsus’taydım ancak kozmopolit bir bölge olduğu için iç çatışma bilmezdi. Ermeniler, Rumlar; herkesin bayramı birlikte yaşanılırdı. 80 sonrası YÖK’ün baskıları, hiçbir itirazınız dinlenmiyor. Bir yönüyle bugünkünden çok da farklı değildi aslında.

İlk çocuğunuz Tuğçe ile ikinci çocuğunuz Alaz arasında kaç yaş fark var?

Alaz, ben 30 yaşındayken doğdu. İnanılmaz bir kar yağışının olduğu zamanda doğmuştu. Kar yolları kapatmıştı. Kar makinaları yolları aça aça ilerlemiştik. Tortum’dan Erzurum’a gitmeye çalışıyordum. Ve Alaz’la benim sıcağa çok ihtiyacımız vardı. O nedenle adını Alaz koyduk. Erzurum’da avukatlık yapıyordum. Eşim yargıçtı o dönem. Türkiye’nin dört bir yanında çalıştım. Tuğçe ile beraber büyüdük. Aslında çok neşeliyiz. Çocuklarımla çok mutluyum. Çok kendine özgü çocuklar. Oğlum hukuk okuyor. Tuğçe uluslararası ticaret okudu.

Çocukken idolleriniz var mıydı?

Mustafa Kemal. Babam da biraz benim kahramanım. Ali Usta’nın kızıyım ben.

Sosyal medyada sizin için, asil, asi, zeki ve güzel diyorlar.

Güzel kısmını bilmiyorum ama asi olduğum zaman zaman doğru. İnandığım doğrular dışına çıkmam. İki çocuk yetiştirmek, öğrenci anne olmak, asker yolu beklemek bir bebekle. Hayatta hiçbir şey size zor gelmiyor. İlkeli olduğum doğru. Belki o öyle bir görüntü veriyor olabilir.

Spora yönelen kızlarda erkek arkadaş biraz geç oluyor. Lisede var mıydı erkek arkadaşınız?

Olmadı. Üniversitenin birinci sınıfında Umur’la tanıştım. İkinci sınıfta evlendik. Son sene de Tuğçe doğdu. Birlikte büyüdük Tuğçe ile.

Ne cesaret.

Cesaret ama hayatta hiçbir zorluk size zor gibi gelmiyor. Öğrencisiniz, annesiniz. Hukuk fakültesi çok zordur. Cilt cilt kitapları okumanız gerekir. Ayağımda Tuğçe’yi sallarken ceza hukuku çalışırdım.

“Eşim bana üniversitede kitap verdi, öyle tanıştık”

Nasıl tanıştınız Umur beyle?

Üst sınıftaydı. Hukuk fakültesinin ön bahçesinde tanıştık. Fakültenin eski öğrencileri yenilerine kitap getirirdi. Umur da bana kitap verdi, öyle tanıştık.

19 yaşında evlilik, üstelik okurken. Karşı çıkmadılar mı?

Bir risk olabileceğini, okulu bitiremeyeceğimi söylediler ama biz ona rağmen evlendik. İlk yıllar zordu her açıdan. Ama azla yetinmeyi biliyordum. Fazla bir şey istemedim ki. İlk evimiz Kolej’deydi. Ankara’yı bir başka seviyorum ben. Uzaktayken çok özlüyorum.

Nesini özlüyorsunuz Ankara’nın?

Her şeyini. Böyle bir tutkuyla bir şehre bağlılık olabilir mi? Kar yağıyor, daha ne istersiniz? Karı ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Soysal Han’ın önünde sıcak süt satarlardı. Okula giderken süt içmek için oraya uğradım. Baktım beyaz bir şeyler gökyüzünden geliyor. İnanılmazdı. Sanki bayram gibi bazen Ankara benim için. Ankara’da size “Günaydın” diyen insanlar var. Dolmuş, taksi şoförleri kibar. Ankara’ya, “gri, asık suratlı insanların şehri” diyorlar. Oysa çok güzel. Aslında nezaketini seviyorum Ankara’nın. Meclis’te yok ama sokaklarda nezaket var. Ayrıca Cumhuriyet’in kalbinin attığı yer.
O güveni, huzuru hissedersiniz Ankara’da.

“Kedi candır benim için”

Aşk tarifiniz nedir?

Acısız aşk olmaz gibi geliyor. Aşk çok dümdüz bir şey değildir. Sıradan bir şey hiç değildir. Kolay da değildir. Belki bazen çabuk ama sıradan değil. Acısız hiç değil. Ayşe Kilimci’nin bir lafı vardır: “Sevdadır her işin başı”.

Yaptığınız en büyük çılgınlık nedir?

Var bir sürü şey. Mesela eşim ile çöp kamyonlarına binip önde şoförle birlikte uzun yolculuklar yapmamız.

Kedinizle aranız nasıl?

Hayvanları çok seviyorum. Kendi candır benim için. Kedi çok kullanışlı bir şeydir. Çok güzel bir yastıktır. İlk kedimin ismi Mırmır’dı. Şimdi Sofi var, bizde dokuzuncu yılı. Ailemizin bir parçası.
Kediler, çok kendine özgü hayvanlardır. Çok kişiliklidirler. İstemediği hiçbir şeyi ona yaptıramazsınız. Bana da yaptıramazsınız. İstemediğim ve inanmadığım hiçbir şeyi kimse bana söyletemez ve yaptıramaz. En temel özelliğim budur. Bana her şeyi yapabilirler ama istemediğim bir şeyi söyletemez ve yaptıramazlar.

“Üniversitede Rapunzel derlerdi”

Sizin için “asık suratlı, donuk bakışlı, saçları hep aynı” gibi eleştiriler var.

Saygı duyuyorum. Mesleğin getirdiği bir şey belki de. Herkese belli bir mesafe koymadığınız takdirde küçük yerlerde yargıçlık yapmak zordur. Belki her an gülen bir kadın değilim ama aslında mutlu ve neşeli bir insanım. Ülkenin bu durumuna rağmen düşünün bunu muhafaza edebiliyorsam...

Bir lakabınız var mıydı gençlikte?

Rapunzel. Üniversitede Rapunzel derlerdi arkadaşlarım. Kitaplarımda hâlâ vardır notu.

Sarı uzun saçlar nedeniyle... Asık suratlılıkla ilgili bir lakap yoktu yani?

Hayır hayır. Ben siyasete girmeden hiç böyle bir tanımlamayla karşılaşmadım.

“Beni saraylarda yaşamış görüyorlar”

Sizi düşünerek, “Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır’ demek mümkün mü?

‘Yanında’ diyelim. Biz eşimle yaşamı omuz omuza paylaştık, böyle bildik. Babam da, “Kadınlar, kızlar okutulmalı, onlar bu topluma insan yetiştirecek, kadınlar hep önde olmalı” diyerek yetiştirdi bizi.

Evlilikten önce maddi olarak çok sıkıntı yaşadığınız dönemler oldu mu?

Evet oldu. Hani dışarıdan beni statükocu, saraylarda falan yaşamış görüyorlar. Ben tatil bilmiyorum, yapmadım. Babam tatil yapmamıştır. Bunu bu şekilde söylemek daha doğru.

“İyi yemek yaparım, bu konuda tevazum yok”

Saçınızı boyatmıyor musunuz?

Hayır, hiç boyatmadım. Ama çok beyazladı. Saçımı kendim keserim ben. Bu konulardan uzaklaşsak.

Niye sevmiyorsunuz bunları konuşmayı?

Dışarıya açık bir insanım aslında. Takım sporu nasıl yapabilirsiniz ki dışa dönük değilseniz?

“Kontrol bende olmalı”

“Kendi işimi kendim yaparım” diyorsunuz o zaman.

Her işimi kendim yaparım. Evde istisnasız her şeyi ben yaparım.

Temizliği de mi?

Evet, her şeyi. Bazen yorgunluk sonrası dinlenmek kadar mutluluk verici bir şey yok. Sırf o mutluluk için çok yorulmak lazım. Her şeyimi kendim yapmak istiyorum. Kontrol bende olmalı.

Kıyafetlerinizi nasıl seçiyorsunuz?

Çok düz ve rahat şeyleri seviyorum. Küçükken de kırmızılar, pembeler giymezdim. Ama mesleğin de etkisi vardır. Örneğin hiç takı takmam ama bazı kadınlarda çok seviyorum, çok yakışıyor. Çok makyaj da yapmam. Sadelik benim için esastır. Marka falan hiç bilmem. Ucuz, pahalı farketmez.

“Mantı yaparım, güzel açarım ama vakit işi”

En güzel yaptığınız yemek?

Hepsiniiyi yapıyorum. Bu konuda tevazum yok. Girit’in güzel ot yemeklerini yaparım. Mantı yaparım, güzel açarım ama vakit meselesi.

İyi bir arkadaş mısınızdır?

Evet. Son derece ketum, dost.
En zor dönemlerinde insanların yanlarında olurum. Ama çok arkadaşım yok; az ve öz. Vefaya çok inanırım ben.

“Acısız aşk olmaz”

Serpil Çevikcan ve Emine Ülker Tarhan birlikte basketbol oynadılar.

“Acısız aşk olmaz”

“Belki her an gülen bir kadın değilim ama mutlu bir insanım. Ülkenin bu durumuna rağmen düşünün bunu muhafaza edebiliyorsam...”

“Kadınların ağır yükü var, suç işlemeye vakti yok”

Kadın olmak ve Türkiye’de kadın olmak arasındaki farklar?

Kadın olmak müthiş bir şey. Annelik kadının yaratıcı yönüdür. Kadın denince aklıma güç geliyor. Kadınların yapamayacağı hiçbir şey yok bence. Çok güçlüyüz. Türkiye’de de kadınlar çok güçlü. Mesleğim nedeniyle kız kaçırılan, hikayeleri olan evlere girdim. Kardeşi öldürülmüş kız çocuklarını dinledim, ırzına geçilmiş küçük çocukların otopsisine girdim. Hayatın tam kendisidir ceza hakimliği. Türkiye’de kadınlar çok az suç işler mesela. Suç işlemeye vakitleri olmadığındandır belki de. O kadar ağır iş yükü altındalar ki. O suçlar da zaten bıçak kemiğe dayandığında ya da aşırı yoksuluktan. Kadının suç işleme oranı çok düşüktür, üretim yeteneği de çok yüksektir.

Türkiye’de kadın siyasetci olmak kolay mı?

Belli şablonlar var. Sizin erkek gibi olmanız isteniyor, güçlü, kararlı olmanız yeterli olmayıp sert olmanız isteniyor. Ben sert değil, güçlü ve kararlı birisi olabilirim. Vuran, kıran birisi olmam gerekmiyor. Doğruları kırmadan, dökmeden de söyleyebilirsiniz.

“Geceyarısı Premier Lig maçlarını izlerim”

Sizin Başbakan’a yöneltiğiniz eleştirileri her kadın siyasetçi yöneltemez.

Doğru olduğuna inandığım her şeyi yapabilirim. Hiçbir şeyden korkmadım. Hayattaki en büyük özelliğim cesaret. Beni durdurabilecek, susturabilecek hiçbir şey yok. Başbakan’ın meydanlara çıkıp beni terör, PKK ve YARSAV diye hedef gösterdiği dönemler oldu. Herkesin sustuğu dönemde biz susmadık.

Futbolla ilgilenir misiniz?

Gecenin bir yarısı oturup Premier Lig maçlarını izlerim. İspanya ligini izledim. Türk futboluna da haksızlık yapmayalım. Fenerbahçe taraftarıyım.

Premier Lig takımlarından sayabilir misiniz?

Tabii ki; Chelsea, Liverpool, Arsenal... Hentbol ve basketbol lisansım var. Amatör Atletizm Kulübü vardı. Çok eski ve köklü bir kulüp. Hentbolde madalyam var okuldan.

Sağlığınıza dikkat ediyor musunuz?

Yememe içmeme dikkat etmem ama sağlık problemim hiç olmadı. Simit, tulum peyniri ve domatesi her gün yiyebilirim. Sağlıklı beslenme yoktur benim hayatımda. Hatta yemek yemeyi unuturum.

İçkiyle aranız nasıl?

İçemiyorum.

Sigara içer misiniz?

Siyesete girdim ve bazen... Beni çok inciten bir şey olmuştu, içmiştim. Biz insan odaklıyız. Alevidir, Sünnidir, Türktür, Kürttür ayrımı hiç yapmadık. Bir gün Sırrı Sakık (BDP Muş milletvekili) Meclis kürsüsünde gözlerimin içine bakarak dedi ki, “Ey Kafkaslardan gelenler, ey Boşnaklardan gelenler”... O anı hiç unutmayacağım. “Siz haddinizi bilin. Siz geldiğinizde biz buradaydık, defolun gidin” dedi adeta. Üstelik bizim gibi insanlara. Cevap verdikten sonra bir sigara içtim. Çünkü insanlar benim bütün hayatımı silkeleyebilir ama böyle bir ırkçı söylem bulamazlar. Uzaktan gelenler kesile kesile gelmişlerdir. Benim babam “Dedemin İnsanları” filmini duymuş bir yerlerden, atlamış bisikletine izlemeye gitmiş ve kalp krizi geçirmişti. 2 yıl önce. Babamın by-pass’ına yetiştim. Biz bu tarz muameleyi hak etmiyoruz. Çok öfkelendiğimde bir tane sigara içiyorum yani.

“Balkan melodilerini, John Lennon’ı ve Neşet Ertaş’ı çok severim”

Hiç enstrüman çaldınız mı?

Pan flüt. Mandolinim de olmadı benim ama çocukken şan kursuna gitmiştim. Balkan melodilerini müthiş severim, Livaneli’yi, Nilüfer’i severim. O ışıltılı sesler. “Dünya Dönüyor”u dinlemek her şeye bedel. Livaneli de öyle: “Bir çift güvercin uçuverse, yanık yanık koksa karanfiller...”

Ya Beatles?

Beatles olunca hiç ayırt etmem. Özellikle de John Lennon’ın tarzı...
Sonra Neşet Ertaş’ı çok severim. Selanik türküsünü çok severim. Queen’i, Barış Manço’yu çok severim.

Geniş bir yelpaze. Var mı koleksiyonunuz?

Alaz bana albümleri topluyor. Özlerim bazen. “I Want It All”u bazen duymak isterim. “Ah Yalan Dünya”yı son zamanlarda çok dinliyorum. Arabamızda Neşet Ertaş ve Balkan ezgileri var. Melihat Gülses’in “Tuna’ya Hasret”ini çok dinliyorum. Ama son zamanlarda en çok “Yalan Dünya”yı özlüyorum. Nasıl sözler, nasıl bir bilgeliktir bu?

“Biraz hiperaktifim, dizileri bekleyemem”

Yerli film izler misiniz?

İzlerim. Hayata dair şeyleri seviyorum herhalde. Mesela “Dondurmam Gaymak” tarzı filmleri seviyorum. Bence Türkiye’de kült filmlerden birisi olan “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” belki beni en çok etkileyen Türk filmi diyebilirim.

Aktörlerimizden izledikleriniz var mı? Kıvanç Tatlıtuğ falan.

Hayır. Bu benim eksiğim. Dizi izlemedim hiç. Ama Hababam Sınıfı, Adile Naşit’ler; onların ayrı bir tadı var. Turşucu ailenin hikayelerini severim mesela. Rastlarsam orada takılır kalırım. Dizi izlemememin nedeni beklemekten rahatsız olmakla ilgili. Bende biraz hiperaktivite var. Yürümeyi değil, koşmayı seven insanlar vardır ya, öyle. Reklamlar, sonraki bölüm; öyle şeylere sabredemem.

“Harry Potter’ın hepsini okudum çocuklarla”

Peki sizi kim, ne güldürür?


En çok çocuklarım güldürür. Doğaçlama, günlük yaşamdan çok komik şeyler. Günümüz gençleri gerçekten çok zeki.

Cem Yılmaz’a güler misiniz?

Gülerim tabii. Özel zeka pırıltısı.

Sinemaya vakit oluyor mu? Yoksa DVD falan mı?

En son “Hobbit”e bir kaçamak yapıp gittim kızımla. Zaten Tolkien’in bütün kitaplarını okumuştum. Filmlerinin de hepsini izledim. Fantastik filmleri çok severim. “Yüzüklerin Efendisi”, “Harry Potter”ın hepsini çocuklarımla birlikte okudum ben. Onların kitap kuyruklarına girdim.

Yuvarlak gözlükleriniz “Harry Potter”dan mı, John Lennon’dan mı?

Hiç alakası yok. En ucuzu, en yüzüme uygun olanı buydu galiba. Benim eşyalarıma bir tutkum, onlarla bağım vardır. Bir fanusum vardı. İlk balığımı almıştım o fanusa. Bir gün kırıldı. Bu beni mahvetti. Vosvos’umla da çok özel bir bağım vardır.

“Kitaplarımı ve çiçeklerimi koymak için ev aradığım oldu”

Çok yönlüsünüz ama yansımanız tam tersi.

Belki biraz kabuğum kalın olabilir.

Çok okuyorsunuz değil mi?

Ben bir kitap kurduyum. Artık o kadar abartmışım ki kitaplarımı ve çiçeklerimi koymak için ev aradığım oldu benim. Evde her yerde açılmış kitaplar var, üç-beş kitap bir arada okunur mu?

Hangi kitaplar, hangi yazarlar?

Marquez, Borges, Allende, Avrupalılar. Bir de favorim daha küçük öyküler. Sait Faik, Sabahattin Ali, Ayla Kutlu müthiştir, çok yaratıcıdır. Ayşe Kilimci’yi çok seviyorum. Aynı zamanda çok yazarım. Bir kitap çalışmam var. Topluyorum şu anda. Mustafa Kemal, Çanakkale’de savaşın dehşetini anlattıktan sonra uzak ülkelerdeki kadınlara “Onlar artık bizim çocuklarımızla koyun koyuna yatıyorlar” diye seslenir. Siyasette edebiyatın gücü bu. Ben de uzun, teknik konuşmaları sevmiyorum. Metaforu çok seviyorum. “Siz nasıl bu ülkenin kasığına tekme atarsınız!” diye bir tanımlama yapmak daha anlaşılır gibi geliyor bana. Uzun uzun anlatmaktansa.

Sizin adınıza açılmış sayfalar var sosyal medyada. Cumhurbaşkanlığı’na yakıştırıyorlar.

Belki adil olduğumu düşünüyorlar yargıdan geldiğim için. Belki iyi bir anne olduğumu hissediyorlar. Dürüst olduğum için zannediyorum. Mesleğe başlarken kendime, ‘halkın yararına olmayan hiçbir şey yapmayacağım, adil olacağım’ diye söz vermiştim. Onun yansıması.

Çok üzüldüğünüz bir kararınız olmuş muydu yargıçken?

Bir kadın sanıkla ilgili verdiğim karar beni sarsmıştır. Tacize uğramıştı, hamile kalmıştı ancak eşi ölmüştü. Eşinin ailesi ile yaşıyordu. Ailenin baskısıyla başka birisinin onu hamile bıraktığını söylemek zorunda kalmıştı ki bu bir suçtur. Oysa ki aile içi tacizdi. Ve o zorunluluk nedeniyle de suç işlemişti. Ona ceza vermek çok sarsıcıydı benim için.

“Ben bir devrimciyim”

Solcu musunuz, devrimci misiniz, sosyalist misiniz?

Devrimciyim. Bir şey çürümüşse kesip atılmalı ve yenisi, doğrusu yeniden yapılandırılmalı. Evet, ben bir devrimciyim. Belki Mustafa Kemal o yüzden benim kahramanım. Yok olmakta, çürümüş bir yapıdan böyle bir ruh yaratmak ne demek? Bunu korumaya ömrü yetmemiş olabilir. Üzerine biz bir şey koymamış olabiliriz ama o değiştirme gücünü, o ruhu hissediyorum kendimde.

Politikaya girdiğiniz için hiç pişman oldunuz mu?

Geçenlerde Hukuk Fakültesi’nden bir hocamla konuşurken, “Hocam, insan haklarını anlattınız bize. Hayal kırıklığı bir insan hakkı mıdır? Kullanabilir miyim bu hakkımı?” dedim. “İzin veriyorum, sonuna kadar kullan” dedi. Yani zaman zaman öyle. Ama devrim ruhuna inanıyorsanız asla pes etmemek gerekiyor. Hayal kırıklıkları olabilir. Ben de pes etmeyi düşünmüyorum. Kötü rüzgarlar esebilir ama onlar dindiğinde olabileceklerden umut duyarak yaşamaya çalışmalısınız. Umutlu olmasam hâlâ burada olmam.

Meclis’teki dil de çok kötü değil mi?

Meclis’in sinkaflı sözlere sahne olması kabul edilebilir değil. İnanılmaz pompalanmış bir özgüven var. Genel Kurul’a indiklerinde de onu dayatmaya çalışıyorlar. Çoğulcu değil çoğunlukcu bakış açısının yansımaları bunlar.

Hakimlikten geldiğiniz için politikada erkeklerle çalışmak zor olmamıştır herhalde?

Olmadı. Ben bu meslekte yüzde 90 oranda erkekleri yargıladım, sorguladım ama kadınlarla da rahat çalıştım. Ben pazara da giderim. Kadınlar beni tanıyor ve seviyorlar. Kadın dostluğuna inanırım çoğunluğun aksine.

22 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber