Adı gibi yapayalnız: Garipçe

Sarıyer'in hemen üstünde, bütün ihtişamıyla Karadeniz'e bakan, üç lokantalı, bir kahveli ve tek bakkallı bir köy var: Garipçe. Adı gibi; garip, yalnız, sakin. Halkının tamamı balıkçılıkla geçiniyor. Biraz uzaklaşma hissi yaşamak, bir de tabii günlük taptaze balık yemek isterseniz ideal bir kaçamak noktası

GEZMEK GEREK Merkez ilçe Sarıyer'e altı kilometre uzaklıktaki bir cennet Garipçe. Alabildiğine Karadeniz manzarası ve poyrazıyla, insanı hemen sarıveriyor. Poyrazköy'ün tam karşısı. Belli, hayatın ritmi farklı. Üç-beş kaz ortada dolanıyor. Birkaç balıkçı ağlarını onarıyor. Arkadaşım Saffet Emre'yle birlikte gittik Garipçe'ye. Sarıyer ilçesinin dokuz köyünden biri. İnsana "güneydeymişik, özgürmüşük" hissi veren ağaçlı yollarda sürdük arabayı. Öbek öbek çöplerden, inşaat atıklarından geçtik. Yarısı yıkılmış evlerden, yıkılmadan konduruluveren sitelerden geçtik. Köy meydanı denize bakıyor. İnsan ister istemez, "şuraya biraz çiçek, ortaya bir öbek bodur ağaç" falan diye düşünüyor. Hemen, "Burası nasıl da turistlere günlük Karadeniz turu olarak satılabilir?" diye aklımızdan geçiyor. Eminönü'nden vapurlar kalksa, burası şirin bir Karadeniz köyü olarak, şöyle bir elden geçse...Garipçe'de bir gözetleme kulesi, bir de Cenevizliler'den kalan 500 küsur yıllık kale var. Kalenin manzarası nefis. Üstelik hâlâ sapasağlam duruyor. Tabii insanın gözü yerlere, sur diplerine kayınca, içi acıyor. Hep bildik manzara: Boş içecek kutuları, itinayla poşetlenmiş piknik artıkları, sigara paketleri... Şu Koç Üniversitesi'nde çevrecilik falan bir ders yok mudur acaba? Öğrenciler bütün buraları temizleseler, hatta bu işi köyün çocuklarını da yanlarına alarak yapsalar?Neyse, hep kötüye odaklanmamak lazım belki de. Köy o kadar bakir, insanlar o denli temiz ve içten ki, insan her türlü çöpü görmez oluyor bir süre sonra zaten...500 nüfuslu köyün ilkokulu, sekiz yıllık eğitime geçildiğinde kapanmış. Çocuklar hemen 3 km. yakındaki Rumeli Feneri'ne veya Sarıyer'deki okullara gidiyorlar. Erkeklerin neredeyse tamamı balıkçılık yapıyor. Trabzon'dan göç ederek Garipçe'ye yerleşen halk, çok uzun yıllar önce gelmiş olsa da, Trabzon alışkanlıklarını ve geleneklerini sürdürüyor. Her evin bir ineği var. Bahçelerde karalahana ekilmiş, turşular kavrulmuş, mıhlama ocağa sürülmüş...Köyün yokuşlu yollarında, aşağı yukarı turluyorum. Her açıdan Karadeniz'i seyrediyorum. Dünyada en çok Ege bölgesini seviyorum ama Karadeniz'in renk cümbüşü de bir başka.Yarı yıkık durumda, belli ki terk edilmiş veya miras davalarına konu olup da bir türlü insanlarına kavuşamamış çok ev var. Ama ne evler... Hele meydanda bir tanesi var ki, tam "Ah burada ne güzel yaşanır" diye hayaller kurdurtan cinsinden. Yörede imar izni olmadığından evlerin tamir edilmesi bile çok zor. Yaşlı bir hanım, tipik Karadeniz şivesiyle "Bahçeme kamyon kasası koydum, imar müdürlüğü onu bile kaldırtıyor" diye dert yanıyor. Sağ cenahtaki en güzel evi köylülere gösteriyorum. "Haa, orası Erdal Özyağcılar'ın evi, bazen gelir" diyorlar.Garipçe'de köy içinde iyice dolaştıktan sonra, gözümüze kestirdiğimiz Asma Altı'nda, harika bir yemek yedik. Lokantanıın sahibi Ekrem Yılmaz'la soba başında sohbet ettik. "Haftada bir ineriz Sarıyer'e, alışverişe. Orada da pazardan Demirciköylülerden mal alırız. Bahçe mahsulleri satıyorlar. Ben de kısmetse oğlumu evlendiriyorum bahara; gelin Trabzon'dan, bizim oradan. O da gelecek burada, bizle yaşayacak" diye anlatıyor. Nasıl olduğunu anlayamadan saatler geçiyor. Saffet Emre'ye "Hadi, eve gitmem lazım" demesem, daha o lokantada, Ekrem beyle sohbette, çok uzun saatler geçirirdim... Halkın çoğu balıkçı Çok kolay. Sarıyer'den Kilyos yönüne giderken, oklar Rumeli Feneri ve Garipçe köyünü gösteriyor. Ayrıca toplu taşıma araçlarıyla da ulaşmak çok zevkli olsa gerek. Sarıyer'den kalkan 150 numaralı Rumeli Feneri otobüsü, 20 dakikada bir Garipçe'nin merkezinde duruyor. Nasıl gidilir? Mutlaka balık. Köyde üç tane balık lokantası var. Ben Asma Altı Restaurant'da yedim. Karalahana sarması çok nefisti. Palamut da öyle. Tatlı olarak da ev baklavası. Ayrıca, lokantanın mısır ekmekli, mıhlamalı kahvaltıları da çok meşhurmuş. 200 yıllık ekmek fırınından bozma. Daha sonra da bakkal olarak işletilmiş. Şimdi mülkün sahibi Yılmaz ailesi lokantacılık yapıyor. Fiyatlar makul. Lüfer 15, palamut 6 YTL. Kahvaltı tabağı ise 10 YTL. Tel: (0212) 228 10 70 Meydanda sağlı sollu iki balık lokantası daha var. Onların da iyi olduklarını duydum. Zaten balığın en tazesi burada, kötü olabilir mi? Sadece plastik sandalyeleri en kısa sürede değiştirmeleri gerekiyor. Garipçe Balık Lokantası Tel: (0212) 228 18 01 - Aydın Balık Lokantası Tel: (0212) 228 18 31 Ne yenir? Yaz mevsimi için tek tük kiralanacak ev bulunsa da, köyde kalacak yer yok. Eğer ille konaklamak isterseniz, en yakın yer Marmaracık Koyu. Golden Beach: Bungalovlarda, iki kişilik kahvaltı dahil fiyatları hafta içi 65, hafta sonu ise 85 dolar. Tel: (0212) 325 55 83 Nerede kalınır? Köyün girişindeki gözetleme kulesini ve merkeze inerken solda göreceğiniz Cenevizlilerden kalma kaleyi gezin.Köyün şifalı olduğu söylenen suyunun içimi çok yumuşak. Eve dönerken bir şişe alabilirsiniz.Civardaki Zekeriyaköy, Kilyos, Rumeli Feneri ve Marmaracık Koyu'nu ziyaret edebilirsiniz. Her biri farklı güzellikte. Hatta, görmediyseniz eğer, Belgrat Ormanı ve Arboretum da yakınlarda. Ne yapılır? Müzik dinlemedim, kendimi elimdeki kitaba verdim, "Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?" sorusuna en kesin noktayı koydum. Garipçe köyü sokaklarında, bir yandan da kitabımın sayesinde GAP'ta dolaştım. Kahvede, sahilde, kaldırım köşelerinde, kalenin tepesinde, Azer Bortaçina'nın son kitabı "Kültürün Gerçek Tanığı Güneydoğu Anadolu" kitabını okudum. İnsan hem gezer, hem yazar, hem tecrübeli, hem de bilgili olunca ortaya böylesine zengin bir kitap çıkıyor işte. Her yer o kadar iyi ve o kadar yalın anlatılmış ki, elime alıp tur düzenleyebilirmişim gibi geldi. YOL müziği YOL kitabı

13 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber