“Annemi yönetmek herhangi bir oyuncuyu yönetmekten farksız”

Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Kim Korkar Hain Kurttan”ı Hira Tekindor yönetiyor, başrolde ise annesi Zerrin Tekindor var. Hira Tekindor: “Annemi yönetmek başka birini yönetmekten farksız. Annem ve babam kısa filmlerimde oynamıştı. Baba şurada dur, anne şunu de diye geçti çocukluğum”

“Annemi yönetmek herhangi bir  oyuncuyu yönetmekten farksız”

Oyun Atölyesi’nin bu sezon en çok merak edilen oyunlarından biriydi “Kim Korkar Hain Kurttan”. Edward Albee’nin 1962’de yazdığı, pek çok kez Broadway’de sahnelenen, tiyatro tarihinin bu önemli oyunu uzun bir aradan sonra yeniden Türkiye’deki seyirciyle buluştu. Martha karakterini Zerrin Tekindor’un canlandırdığı oyunun yönetmenliğini bir başka Tekindor, Zerrin Tekindor ve Çetin Tekindor’un 24 yaşındaki oğlu Hira yaptı. Hira Tekindor’la, oyunun gösteriminden sonra Oyun Atölyesi’nin restoranında buluştuk.

Sinema eğitimi aldınız, Londra’da yaşıyorsunuz... Nereden çıktı Türkiye’ye bir tiyatro oyunu yönetmek için gelmek?

Haluk’tan (Bilginer) çıktı. Londra’da bir oyun seyrettim ve çok etkilendim. Haluk’un ilgilenebileceğini düşündüm ve
hemen ona “Bu oyunu mutlaka görmen lazım” dedim.

Etrafınızdaki insanlara hep kitaplar, filmler, oyunlar tavsiye edermişsiniz, zaten...

Evet, her zaman! Onlar da dinlerler genelde. Haluk da o oyunu seyretti ve “Tamam, bu sene Oyun Atölyesi’nin oyunlarından biri bu olsun” dedi ve benden oyunu çevirmemi istedi. “Nehir” şimdi burada oynanıyor. Bir gün onun provaları sırasında, “Kim Korkar Hain Kurttan’ı da yapalım; Zerrin, Martha’yı oynasın, sen de yönet” dedi. “Nasıl yani?” diye kalakaldım. O da “Zaten sinema okudun, küçüklüğünden beri de tiyatroyla ilgilisin, yaparsın” dedi.

Anneniz için özel bir rol bu değil mi? Oyunun tanıtım videosunda “Bu rolü oynayamadan tiyatroyu bıraksaydım, hayat boyu içimde kalırdı” diyor...

Babam 87’de Ankara’da, Ayten Gökçer’le oynamış bu oyunu. Ben daha doğmamıştım. Ama annemin oyundan ve Martha rolünden çok etkilendiğini biliyorum.

“Ekibin en küçüğü benim, asistanlar bile benden büyük”

Nasıl bir şey “anneyi yönetmek”?

Yakınım olmayan bir oyuncuyu yönetmekten hiç farkı yok. İlk kez de yönetmedim zaten. Annem de babam da daha önce kısa filmlerimde oynadılar. “Baba sen burada dur, anneme şunu de, anne sen oraya bak” diyerek geçti çocukluğum, belki de o yüzden şimdi garip gelmiyor bana.

Çok genç oluşunuz ekiptekilerde bir önyargıya sebep oldu mu?

Yaratmıştır belki ama bu çok normal değil mi? Hakikaten ekibin en küçüğü benim, asistanlar bile benden büyük. Ama burada profesyonel bir iş yapıyoruz. Daha önce de çok önemli oyuncularla çalıştım. Hiç sorun yaşamadım.

“Annesi sayesinde aldı bu görevi, torpilli” derler endişesi hissettiniz mi hiç?

Hayır. Herkes her şeyi diyebilir, bunları kafama takmıyorum. Önemsediğim şey şu; Haluk’un genç birine inanması. Eğitimime, kısa filmlerime, onunla yaptığım sohbetlere, gördüğüm oyunlara inanarak bana böyle bir sorumluluk verdi. Türkiye’de çok iyi yönetmenler var. Onlara verseydi, daha garanti bir iş olabilirdi. Ama o bunu tercih etmedi, risk aldı, bence bu çok
önemli bir şey.

“Oyun boyunca el sallamışım”

Gözünüzü kapatınca nasıl bir sahne canlanıyor gözünüzde çocukluğunuza dair?

Annemle Güney Fransa turu yapıyoruz, Cannes’a gelmişiz. Festival var... Kırmızı halı, ışıklar, kameralar, inanılmaz şık insanlar... O gün orada “Tamam, ben yönetmen olacağım” diyorum. Dokuz yaşındayım. Döner dönmez de babamdan bana kamera almasını istiyorum.

Annenizi ya da babanızı ilk defa sahnede gördüğünüz anı hatırlıyor musunuz?

Annem hep anlatır: Üç-dört yaşındayken onu izlemeyi çok istemişim. O da tiyatrodaki terziye “Sen Hira’yı da al, gir” demiş. Bana da “İçeride hiç sesini çıkarmayacaksın” demiş. Oyun boyunca gözümü bir an bile annemden ayırmadan el sallamışım! Açıktan da değil, çaktırmamaya çalışarak... Şimdi de mutlaka güldürmeye çalışırım, o da fark edince hemen kafasını çevirir.

Birbirinizin performanslarını değerlendirirken objektif olur musunuz?

Ben olabiliyorum. Onların da olduğunu umuyorum. Yaptığım şeylere bakıp burası olmamış dedikleri olmuştur.

Annenizin ve babanızın rol aldığı dizileri izler misiniz?

Açıkçası Türk dizisi izlemiyorum. Çok uzun oldukları için sıkılıyorum. Siz de eminim öylesinizdir. Amerika’da ve İngiltere’de yapılanları gördükten sonra neden
günde iki saatimi buna harcayayım ki diyorum.

“Annemi yönetmek herhangi bir  oyuncuyu yönetmekten farksız”

Tekindor, annesiyle çektirdiği fotoğrafları Instagram’da paylaşıyor.

“Annem Skype’tan özlediğim yemeklerini gösterir”

Anneniz röportajlarında sizinle çok eğlendiğinden bahseder...

Çok eğleniriz hakikaten. Babamla da çok eğeniriz. Ayrı olmalarına rağmen annemle babamın arası çok iyi. Hep beraber yemeğe, sinemaya gideriz. Babama giderken film götürürüm, evde üç boyutlu film seyretmeye bayılır.

Londra’dayken çok özlüyorsunuzdur onları...

Özlüyorum. Neyse ki Skype var. Her gün yarım saat konuşurum ikisiyle de...

“Tiyatroya giderken kot pantolon giymem”

Seyahat etmeyi seviyor musunuz?

En sevdiğim şey! Birçok yere gittim. Avrupa’da her yere gittim galiba. Berlin’e, Amsterdam’a bayılıyorum. St. Petersburg’u da çok sevdim. New York da çok güzel. Uzakdoğu’yu çok merak ediyorum.

Yalnız mı seyahat edersiniz?

Arkadaşlarımın çok yoğun ofis hayatları var. Ben de tek başıma, sırt çantamı alıp gidiyorum. Öyle çok plan yapmadan çıkıyorum yola, bir rehber kitap alırım sadece.

Biraz da Londra’daki evinizi anlatır mısınız?

Chelsea’de, King’s Road’da evim. Tek başıma yaşıyorum. Küçük, şirin bir ev. Kitapla, DVD’yle, sergi kataloğuyla dolu... Annemin büyük bir tablosu asılı salonda...

Ne yiyip ne içersiniz?

Yemek yapmayı bilmediğim için eve sipariş veriyorum. Çin yemeği, Hint yemeği, hamburger, pizza... Annemin yemeklerini çok özlüyorum. Skype’ı açıp karşımda en çok özlediğim yemekleri yiyor, “Bak ne yiyorum” diye de bana gösteriyor. Ben onu “Bugün benim de yanımdan Johnny Depp geçti işte” diyerek kıskandırabiliyorum ancak.

Neler yaparsınız çalışmadığınızda? Gece çıkar mısınız mesela?

Çıkarım. Her hafta yeni bir bar açılıyor Londra’da ve çok iyi DJ’ler var. Bir de takım olarak Chelsea’yi tutuyorum. Chelsea’nin stadı da evime çok yakın. Bütün maçlarına gidiyorum.

Tiyatroya giderken takım elbise giymeye özen gösterirmişsiniz...

Özen göstermeyi seviyorum, evet. Londra’da kotla gitmedim hiç mesela. Orada kimse öyle gitmiyor zaten. Burada parmak arası terlikle tiyatroya gidenler gördüm. Sinemaya, alışveriş merkezine gidin de tiyatroya giderken biraz özen göstermek gerekiyor bence.

“Londra’da kalabildiğim kadar kalmak istiyorum”

Onun dışında giyim kuşama ilginiz var mıdır?

Hiç yoktur. Kötü giyinmek istemem tabii de öyle moda dergilerine bakayım gibi bir durumum yok.

İstanbul’a geldiğinizde burada olmadığınız zamanda kaçırdıklarınızı telafi etme ihtiyacı hissediyorsunuzdur...

Evet, daha Londra’dayken buradaki bütün oyunlara rezervasyon yaptırıyorum. “Garaj”, “Tavşan Deliği”, “Nehir” bu sezon burada
çok beğendiğim oyunlar...

Şimdi sırada hangi proje var?

Kendi filmlerimi çekmek istiyorum. İki sene önce bir yapım şirketi kurdum. Kalabildiğim kadar kalmak istiyorum Londra’da.

Türkiye: Mektup çöpe atıldı, yanıtı Barış Pınarı HarekâtıCNN Türk'e konuşan Cumhurbaşkanlığı kaynakları, ABD lideri Trump'ın diplomatik nezaketten yoksun mektubunun reddedildiğini söyledi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber