“Aradığınız jön ben değilim”

Kariyerini kaşı gözü yerine farklı şeyler deneme cesareti üzerine kuran Ozan Güven, “Annemin Yarası”nın Borislav’ı olarak perdede. Güven “Ben 70 yaşında da oyunculuk yapmak istiyorum yaşarsam. O yüzden de nasıl göründüğümle değil, o adam nasıl görünüyorsa öyle görünmekle ilgileniyorum” diyor

“Aradığınız jön ben değilim”

Bir aktör daha yolun başında genç kızların bayıldığı tatlı serseri rolüne fena halde yakıştırılmışsa, oradan yürüyecek olsa yolu dikensiz gül bahçesine benzeyecekse, durup sadece romantik bakışlar atsa hiç boş kalmayacaksa, tutup kendini “tuhaf” kılıklara sokar mı?

Ozan Güven’in yaptığını böyle de özetlemek mümkün. O jönlük kostümünü “Bir İstanbul Masalı”nda çıkarttı, o gün bugündür de gay robotlar, gözden düşmüş aktör eskileri, entrikacı paşalar, Allah ne verdiyse deniyor.

Cuma gününden beri de Ozan Açıktan’ın çektiği BKM yapımı “Annemin Yarası”nda saçı sakalı birbirine karışmış, hırpani çiftçi Borislav olarak beyazperdede. Bora Akkaş, Meryem Uzerli, Okan Yalabık ve Belçim Bilgin’in de oynadıkları film, 18 yaşına gelip yetimhaneden çıkan Salih’in ailesini arama hikayesini anlatıyor. Çocuk, anne-babasını ararken öyle karanlık bir geçmişin perdelerini açıyor ki artık ne gidip kapılarını çaldığı Mirsad ile Nerma’nın ne de çalışmaya başladığı çiftliğin sahipleri Borislav ile Marija’nın hayatı eskisi gibi olabiliyor. Salih de yetimhaneyi mumla arıyor tabii.

“Annemin Yarası”nı, senaryodan yapıma birçok aşamada parmağı olan Ozan Güven’den dinledik.

- Bu hikaye en önce size gelmiş. Nasıl oldu?

Funda Çetin ve Mehmet Akif Turgut’tan böyle bir senaryo geldi. BKM yapıyor, daha cast’ı belli değil, ben işin içine dahil oldum, Ozan Açıktan geldi, Funda hanımla konuştuk, “Yeniden yazabilir miyiz?” dedik, o da tamam deyince Uygar Şirin, Fethi Kantarcı,
Ozan Açıktan, ben senaryosuna giriştik. Bu film gerçekten kendini çektirtti. Bir anda engeller kalktı, Belgrad’da dokuz haftada çektik. Resimleri değişik oldu, oyunculuk stilleri değişik oldu, hikayesi başka türlü oldu. O yüzden de bu iyi bir şey mi değil mi bilmiyorum ama başka türlü bir film oldu.

“Erkekler öküzdür”

- Bu gerçek bir hikaye mi?

Böyle binlerce hikaye var, her yerde geçebilir. Bence bu bir aşk filmi, bir aile filmi, gerilim filmi desem o da yanlış olmaz. Ama ben ilk okuduğumda da, yazarken de bunu iki ayrı çiftin aşk hikayesi olarak düşündüm. Hatta keşke Salih yetimhaneden çıkmasa da o ailelerin hayatlarına dokunmasa, diye geçirdim içimden.

- Karısına çok âşık Borislav.

Marija olmadan yaşayamayacak kadar tutkulu bir âşık. Uzun zamandır tutkuyla süren bir aşkları var. Yaşadıkları aşkın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Günümüzde sevgiliniz varken bile yanınızda, telefonunuzla oynuyorsunuz
ve hiçbir şey yetmiyor ya, böyle bir
çiftlikte birbirlerine yettikleri için ben onları çok özel bir yere koyuyorum.
Hem Meryem’le bizim oynadığımız çifti hem de Okan’la Belçim’in oynadığı çifti. Çok saf ve sanki günümüzde yaşamıyorlar gibi.

- Borislav eğlenceli de hafif “ayıca” bir tarafı da var...

Bir öküz tabii ki. Hangimiz değiliz ki? Bizimle ilgili bir şey değil, genlerimiz böyle. Bazılarında açığa çıkıyor, bazılarında çıkmıyor, bazılarında çok ince bir ayarı var. Ama erkekler öküzdür. Değil midir? Seni de ortak etmek istiyorum. Öküz tarafları olabilir erkeklerin kadınlardan daha fazla, öyle diyelim. Birisi bana kadınlara en çok yakışan aksesuarı sormuştu, “Erkekler” demiştim. Öyle düşünüyorum gerçekten. Biz kendimizi nimetten sayıyoruz, şu kızı ayarladım, şu kadını âşık ettim diye, yok öyle bir şey. Kadınlar belirliyor her şeyi, bundan çocuk yapacağım diyor, biz de bir şey yaptık diye dolanıyoruz ortada.

“Bir kadına ait olma hissini seviyorum”

- Güzel bir bakış açısı ama sorumluluk almamanın bir yolu gibi...

Hayır bu konuda sana katılmıyorum. Çünkü ben ait olma hissini seviyorum. Bir bölgeye ait olmayı, bir kadına ait olmayı... Bu insanı çok özgürleştiren bir şey. Şaka değil, gerçek fikrim bu. Bir kadınım olsun, bir sahibim olsun, herkes de bunu bilsin, o zaman daha rahat hareket edebilirim. Çünkü ben birine âşığım ve oraya aitim. Sahip olmanız gereken hayatta, sizi çok sevecek, seveceğiniz bir kadın ve bir çocuk. Gerisi gayrimenkul.

- Peki sonra sahip değiştirmeye kalkışmak neyin nesi o zaman?

Ben bir ilişki yaşıyorsam başka biri olamaz hayatımda. Uğraşamam, yalan söyle, onları aklında tut, çok yorucu bir şey. Sahip değiştirmek, aşk biterse ayrılırsın.

- Başka nelere ait hissediyorsunuz kendinizi?

Buraya aidim, bu dünyaya. Hani Mars’a gidilecek olsa gitmem, niye gideyim? Ya geri dönemezsem?

- Ülkeye?

Artık ait hissettirmiyorlar ki. Zorla ait olmaya çalışıyoruz. Gerçekten sadece “Herkes iyi olsun” diyorsun, “Herkes mi iyi olsun?” diye çıkıyor biri. Evet, herkes iyi olsun, çok basit bir temenni. Yeni yeni huylar edinmeye başladı memleket; hoşgörüsüzlük, öfke, nefret, senin gibi düşünmüyorsa tükürmek. Gerçekten bir yan evde doğsaydık Kürt olacaktık, Rum olacaktık, Alevi olacaktık, ne oluyor? Şu memlekette bir düşman yaratıp bununla oyalanma, bununla yıllarımızı geçirme, bir anda açılım süreci ve hepimiz kardeşiz, hop, şimdi düşmanız, ya bir uyanın artık, ne ki bu? Onun gibi düşünmüyorsam ölmemi istiyor. Bu memleket bize ait, hepimize ait.

“Suratım değişiyor”

- Borislav’da gayet hırpani bir görünümünüz var. “Yakışıklılığının hakkını verecek bir jön oynayamadan yaşlandı” diyorlar Ekşi Sözlük’te.

Oynamadım efendim, gay robot oynadım. Aradığınız jön ben değilim. Çirkin adamlar aşk yaşayamaz mı,
ben de bunu anlamıyorum. Televizyonda bakıyorum, herkes “baby face”.
Adam da aynaya bakıyor, “Ben
çirkinim, aşk yaşayamam” diyor. Kadınların hepsi birbirine benzemeye başladı. Bir kadınla konuşurken kafanızı çevirseniz, kadını değiştirseler fark etmezsiniz kadının değiştiğini.

- Sizin fiziğinizde birini hep yakışıklı görmek istiyor demek seyirci...

Şöyle düşünüyorum, yaş alıyorum ve sürekli suratım değişiyor. Oyunculuk hayatımı bunun üzerine kurduğum anda, bu gidince ben de giderim. Ama ben 70 yaşında da oyunculuk yapmak istiyorum yaşarsam. O yüzden de nasıl göründüğümle değil, o adam nasıl görünüyorsa öyle görünmekle ilgileniyorum.

“Set dünyanın en sıkıcı yeridir”

- Daha çok Cem Yılmaz ve Uğur Yücel’le filmler çektiniz sinemada. Ekip çalışmasına inandığınız için mi?

Set öyle bir yer ki bazen birbirini tanırsan 10 saniyede çözülecek bir kriz, altı günde çözülemeyebilir. Kolektif bir iş olduğu için sinema, birbiriyle iyi anlaşan insanların yapması gerektiğine inanıyorum.

- Cem Yılmaz’ın son filminde neden oynamadığınızı merak edenler var.

Çünkü bu filmi yapmak istedim. Cem’le yaptığımız filmlerde hem hazırlık aşamasında hem sette çok keyif alıyoruz. Çok eğleniyoruz demeyeceğim, dünyanın en sıkıcı yeridir set, çalışırken de çok eğlenemezsiniz. Ama çok keyif aldığımız aşikar ve daha da filmler yapacağız.

- Uğur Yücel’in kariyerinizdeki yeri, anlamı nedir sizin için?

Ben dizi falan düşünmezken, konservatuvarda modern dans okuyup ayakkabıcılık yapan bir adamken, oyuncu olmama sebep olan Şener abi ve Türkan Şoray’la bir iş yapacağını söyledi Uğur Yücel ve beni cast’a çağırdı. “İkinci Bahar”la başlayan bir tanışıklık. Hem yönetmenim olarak çalıştım onunla hem oyuncu olarak karşılıklı oynadık. Bu adamlardan çok fazla olduğunu düşünmüyorum, hem artı hem eksi çok şey öğrenmişimdir Uğur abiden. Hayatıma girdiği için çok iyi hissediyorum.

“Babasız olduğumu büyüyünce anladım”

- Borislav Salih’i çocuğu yerine koyuyor. “Bir oğlum olsa onla da bunları yapardım” diyor.

O kadar işte onun dünyası, bir oğlum olsaydı içerdik, balık tutardık, ava giderdik, geçerdi hayat.

- Siz babanızı çok küçük yaşta kaybetmişsiniz. Bu anlamda babasız büyümüş Salih’le bir yakınlık kurdunuz mu?

Empati kurmam daha kolay oldu. Çünkü neticede bir karakter oynarken ya da yazarken, referans aldığınız ilk yer kendiniz, kendi duygularınızı karıştırırsınız orada o var mı diye, varsa oradan çıkarır alırsınız. Babasız büyüdüm ama ben bunun çok farkında değildim, normal geliyordu bana babasız olmak çünkü ben öyleydim. 20 yaşına kadar bunu hiç mesele etmemiştim. Sonradan “Aslında ben trajik bir şey yaşamışım ya” dedim ve babamın öldüğüne üzüldüm. Çünkü soracağım çok soru var ona. Keşke yaşasa ve bütün sorularımı cevaplayabilse ya da sorsam, cevaplamasa ama burada olsa. Belki de hiç düşünmediğim şekilde, babamla geçiremediğim vakitleri oğlum Ali’yle geçirmek istiyorum. Ben onu babasız bırakmak istemiyorum belki de.

17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber